21 Eylül 2020 Pazartesi / 3 Safer 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Hasan Öztürk
hozturk@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Merkel’i Alman Çeşmesi'nde vurdular; çünkü…

14 Ocak 2016 Perşembe

Türkiye 20 Temmuz 2015’ten bu yana iki müttefikleri ile ilişkilerini yeniden tanzim ediyor...

Amerika ve AB ile!

Amerika ile DAEŞ terör örgütü ile mücadelede İncirlik Üssü’nün açılması ve buna mukabil Türkiye tezlerinin kısmen kabulü üzerinden yürüyen süreç devam ediyor.

Öte yandan “Stratejik hedef” olarak Türkiye’nin “Kızıl Elma”sı AB perspektifi son dönemde çok hızlı ilerliyor.

AB dedimse burada Almanya-Fransa ekseniyle yeni dönem demek gerekir.

AB bağlamında, mülteci sorununa çözüm paydasında gelişen ilişkilerde Almanya’nın Türkiye ile aynı çizgiye geldiğine şahit oluyoruz.

Almanya Türkiye yakınlaşmasından rahatsız olanlar tarafına baktığımızda Rusya, İran, Amerika’yı sayabiliriz. İçeride ise özellikle HDP’nin ve ardından CHP’nin bu yakınlaşmadan son derece rahatsız olduğuna şahitlik ediyoruz.

İşte tam da böyle bir dönemde Sultanahmet Meydanı’nda canlı bomba eylemi yaşandı.

Şimdi birkaç gün öncesine gidelim…

8 Ocak Cuma günü Almanya Başbakanı Merkel Hıristiyan Demokratlar Partisi’nin yeni yıl resepsiyonunda Türkiye’ye destek anlamına gelen açıklamalar yaptı, hatırlayın…

Suriyeli mülteciler meselesinde “Türkiye’nin yalnız bırakıldığı”ndan söz etti “Türkiye’ye haksızlık yapıldığı”nı söyledi. Buna mukabil AB’nin tamamının yaptığının Türkiye’ninkinin yanında “devede kulak” olduğuna işaret etti.

Bu konuşmada Merkel Başbakan Ahmet Davutoğlu ile telefon görüşmesi de yaptığını açıkladı.

Görüşmede, Suriyeli mültecilerin Türkiye’de istihdam edilmesine yönelik çalışmalar da yapıldığı anlaşıldı.

11 Ocak Pazartesi günü Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrası açıklama yapan hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş “Suriyeli mültecilere çalışma izni verilecek” dedi.

Ve bir gün sonra, 12 Ocak Salı günü Sultanahmet’te Alman Çeşmesi’nin hemen yanı başında Alman turistlere yönelik DAEŞ canlı bombası kendini patlattı: 10 ölü 15 yaralı!

Şaşırdınız mı?

Kronolojiye baktığımızda şaşırmamamız gerekiyor. Zira Türkiye-Almanya yakınlaşmasının en somut adımlarını 1 Kasım’dan sonra görmeye başlamıştık.

Almanya’nın 1’inci Dünya Savaşı’nda kaybettiği için terk ettiği nüfuz alanlarına yeniden dönme eğilimi… Enerji akslarında yeniden rol alma çabası… Türkiye ile olan yakınlaşmasında önemli.

Türkiye’nin de “yalnızlaştırılmak” istenmesine karşılık yaptığı manevralarla eski güçlü müttefikleri ile bir çıkış araması da makul bir gerekçe.

Buna mukabil, karşı cephenin hızla geliştiğine de şahit olduk. Rusya’nın özellikle düşürülen uçak üzerinden krizi derinleştirme çabası…

İran’ın “Pers yayılmacılığı” eksenli mezhep araçlı etki oyunu…

Amerika’nın her ne kadar “Batı Kampı” içinde ortaklığı olsa da nüfuz ve etki anlamında Almanya-Fransa eksenindeki AB’ye bölgeyi kaptırmama hamleleri… (Amerika’nın Almanya’yı Volkswagen üzerinden nasıl kuşattığını da hatırlayın!)

Bize “terör” şeklinde yansıyor.

DAEŞ terör örgütü elemanı kendini patlattı Sultanahmet Meydanı’nda. İşin polisiye ve adli işlerini bir kenara bırakırsak.

“Kim ne maksatla” sorusunun cevabı, tetikçi ya da taşeron DAEŞ terör örgütüydü…

Lakin, amaç Türkiye –Almanya yakınlaşmasının önüne geçmek ve Almanya’ya İstanbul’un kalbinde mesaj vermekti.

Olağan şüphelilerin yanında bir de “Derin Almanya”yı ansak mı?

Kendi kendini sömürgeleştiren aydın kafası

Müstemleke kafasının erdiği yer ile evrildiği yer aynı. Kemal Tahir’in deyimi ile “Kendi kendini sömürgeleştiren aydın” kafası bu.

Bin küsur akademisyen, terör örgütü PKK’ya bir tek cümle söylemeden Türkiye’yi hedef alan açıklamaya imza attı. İnsan ister istemez, “Siz ne ara türediniz?” diye sormak istiyor. Lakin Türkiye’nin içeriden kuşatılmasının sacayaklarını bilirsek; sorunun cevabını da bulabiliriz.

Sivil toplum kuruluşu adı altındaki “şubeler”i hatırlarsak…

Odaları, borsaları da hatırlarsak....

Bir de buna “akademisyen” denen “müstemleke kafalıları” eklersek…

Nasıl ki “Mütareke basını” var idiyse ve hala var ise…

Onun gibi “kendi kendini müstemlekeleştiren bir aydın zümresi” de var; bu ülkede..!

Başkasına öyküneyim derken, içinde bulunduğu topluma yabancılaşan aydın sorunu bu.

O bildiriye imza atanların, Türkiyelilik ortak paydasını dinamitlemeye çalışmalarının elbet bir bedeli olmalıdır.