17 Ocak 2021 Pazar / 3 CemaziyelAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Ahmet TAŞGETİREN
atasgetiren@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Metal yorgunluğunu aşmak

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Cumhurbaşkanı Erdoğan referandumun getirdiği yeni düzenleme içinde önce partisine döndü, sonra Ak Parti genel başkanı oldu ve nihayet dün Meclis'e gelip Ak Parti grup toplantısında konuştu.

Belli ki Cumhurbaşkanı, halk oyu ile seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak icranın “Etkin” başı olmayı istedi. Bunu “fiili” olarak uyguladı. Sonra MHP'nin sağladığı bir anayasa değişikliği imkanı ile bunu yasal zemine oturttu. Böyle bir konumun sürdürülebilir olması için “Parti desteği”ni şart gördü ve anayasa değişikliği içine “partili olma” imkanını koydurdu.

2019'da yeni statüye göre gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50 artı 1'in sağlanmasının kolay olmadığını düşündü, buna ulaşmak için Ak Parti'nin tempolu bir çalışmaya mecbur olduğunu, bunun için de “At sahibine göre kişner” özdeyişi gereği dizgini ele almayı gerekli gördü.

Şu anda dizgin bütünüyle Tayyip Erdoğan'ın elinde.

Konuşmalarına bakılırsa sayın Cumhurbaşkanı'nın yüreğinin “2019 ve yüzde 50 artı 1” diye attığı düşünülebilir. Buna ulaşılacağına inanıyor ama kolay ulaşılır bir hedef olarak da görmüyor. Konuşmalarının ruhuna bu ümit ve kaygının yansıdığı hissediliyor.

Kuşkusuz kendisini bir misyon içinde görüyor. 2023, 2053, 2071... yürüyüşün vizyon boyutu.

İstiyor ki “Liderliği” ile Ak Parti bu hedeflerin gerçekleşmesinin motor gücü olsun.

Baktığında partide gördüğü şeye “Metal yorgunluğu” teşhisini koyuyor. 

Evet, çelik bile yorulur.

İnsan da yorulur.

“Yorgunluk” başlığı atılan şeyin içine de pek çok alt başlık girer.

“Yorgunluk”en insani tanımlamadır. Hakikaten insanlar yorulur. Başlangıçta “misyon heyecanı” ile yola çıkan insanlar bile, irade aşınması, iktidarın nimetleri ile buluşup dünyalık gevşemesi içine sürüklenebilirler.

Dün Sayın Cumhurbaşkanı Ak Parti için “Devrimcidir” tanımlaması yaptı. Bilinir ki pek çok devrimcinin hayatında konfora yöneliş gibi bir aşındırıcı virüs zaman zaman devreye girmiştir.

(İslam tarihinde Abdurrahman bin Avf'ın, insanların zenginleştiği sonraki dönemlerde, Uhud'da şehit düşen Mus'ab bin Umeyr'in üzerini örtecek bir elbisesi olmadan defnedilmesini hatırlayıp ağladığı anlatılır.)

Kaldı ki, 15 yıldan bu yana iktidarda bulunan bir kadro için zaaf diye nitelenebilecek pek çok savrulma alanı olacaktır.

En kötüsü kirlenmedir. İktidar imkanını kişisel çıkarlar için kullanmadır.

Benzer bir kötülük, iktidarla gelen kibirdir.

Benzer bir kötülük, hesap vermeyebilme, yaptığının yanına kar kalma algısıdır. 

Bir yanılgı, vatandaşın oyu çantada keklik yaklaşımıdır.

Bir risk, muhalefetin sergilediği zaaf ve bundan kaynaklanan kolay zafer beklentisidir.

Belli ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplumla ilişkide bunların aşındırıcı etkisini görüyor ve derlenip toparlanmayı kaçınılmaz olarak değerlendiriyor.

Bütün bunlara bir de, en azından 16 Nisan'da devreye giren, hatta yeni süreçte MHP'nin sergilediği rolü dikkate alıp farklı siyasi yapılarla işbirliğini kaçınılmaz kılan olgu dikkate alındığında 2019'a kadar oldukça kritik dönem yaşanacağı aşikardır.

Bu arada MHP alanının ne olacağı sorusu da, belli ki Sayın Cumhurbaşkanı'nın hesapları içinde önemli bir başlık oluşturmaktadır.  Eski 10 Ülkü Ocakları Başkanının referandumdaki “Hayır” tavrı o alandaki sancının göstergesi olmalıdır. Mesela önceki gün bir tv kanalında eski başkanlardan birisi olarak Azmi Emirmahmutoğlu, MHP alanında farklı gelişmeler olacağını ifade etti.

Dün sayın Cumhurbaşkanı'nın Ak Parti grubunda kürsüye çıkması, şüphesiz Türkiye için farklı bir durumdur. Bunun toplumdaki yansıması ne olacak sorusu da, hem Ak Parti için hem muhalefet partileri için cevabı önemsenecek bir sorudur.

Dün yaşananlar için “Yeniden Tayyip Erdoğan rüzgarı” cümlesi kurulabilir.

Doğrusu bu cümle 1994'ten beri tazelene tazelene kuruluyor.

Bu defa sınav büyük sanki.

Yüzde 50 artı 1.

Buna rağmen, muhalefetin zaman zaman birbiriyle buluşması imkansız görünen dağınıklık içinden bir “Çatı aday” için yüzde 50 artı 1 çıkarmasından Tayyip Erdoğan'ın buna ulaşması çok daha mümkün görünüyor. Ama Tayyip Bey asla işi şansa bırakmak gibi bir riske girmekten yana gözükmüyor.