Allah rahmet eylesin geçtiğimiz hafta sırlandı Üstad Metin Hasırcı Ağabeyimiz. Gazete köşe yazarı olarak tanıdığımız gibi, radyolarda yaptığı tarihi programlar ve kitaplarıyla tanır pek çok kişi onu. Bense tüm bu envai çeşit hünerlerinin yanında Milli Görüş'ün sarsılmaz kalelerinden gördüm onu, hayatı ve hayata yüklediği anlamlar, Türkiye sevdası, İslam'a hürmet, tarihi zevkleriyle birleştiğinde, mükemmel bir İstanbul beyefendisiydi de derim...
Konuşması, ses tonu, aksanı, geniş kelime hazinesi ile; aklı selim, kalbi selim, zevki selim sahibiydi. Allah rahmet eylesin, mağfiret eylesin.
Kendisine ''ayaklı kütüphane' derdik bizler. Pek çok kez tarihi konularda kendisine müracaat etmişliğim vardır, özellikle Osmanlı Sarayı'nda Kadın Sultanlar adlı kitabımı yazarken, kütüphanesinden, takdim ettiği kitaplardan ziyadesiyle istifade etmişimdir. Öyle güzel bir nesildi ki o nesil, konuşmaları her defasında bir pınar gibi serin ve taze olurdu, iltifatları kadar yergilerinde bile bir nezahat olurdu. Giyim kuşamından, salon adabına kadar, adabı muaşeret, incelik, zarafetle etraflarına ışık saçarlardı Allah rahmet eylesin.
Hemen her konuşmasında canı gönülden bir sevdayla bağlı olduğu eşinden söz açar, ''Ebe Ablanız' diye bahsederdi. Dünya gözüyle Ebe Ablamızı da tanımak nasip olmuştu. Sanki Peyami Safa'nın kitaplarından çıkmış, Yahya Kemal'in beyitlerinde yaşayan kişilerdi onlar. Aile dostumuzdu, erkek çocuklarımız için ''büyüyünce adaletten hiç ayrılmayan bir Devlet Reisi olasın'' ya da ' vatanını canıyla ruhuyla koruyan bir Paşa olasın' diye dua ettiğini duymuşumdur. Osmanlı Sultanlarını çalıştığımı işittiğinde de ''çalışmanız inşallah hanım sultanlarımıza vefa borcumuzu bir nebze de olsa hafifletsin inşallah değerli kızım' diye dua etmişti.
Tabii bir de çatı kimliği vardı ki; bunu kısaca Milli Görüş Davası olarak söyleyebiliriz. Tam ve Bağımsız, Yeniden Büyük Türkiye idealini büyük bir rüya, yorulmayan bir ülkü, parlak bir mefkure, sağlam bir hedef olarak görürdü. Erbakan hocamızın bağlılarındandı, Hakkı anlatmak en büyük cihattı onun için. Alimdi, araştırmacıydı, ömrü kütüphanelerde geçmiştir.
Tarihi konularda mahkum olduğumuz o sisli puslu bilgisizlik, kopukluk, şuursuzluk, hatta bir zamanlar devlet politikası olarak da güdülmüş büyük ve resmi cehaleti aydınlatmak elbette gönül erlerinin, adanmışların işiydi. İşte Metin Hasırcı da o gönül erlerinin piriydi. Akademinin, medyanın, edebiyatın, yayıncılığın cesaret edemeyeceği hakikatleri gün yüzüne çıkartmaya adanmış bir ömür...
"Büyük Osmanlı Tarihi''ni yazmış bir muharrirdi her şeyden evvel. ''Medine Müdafası', 'Abdülhamid'in Şifre Kâtibi Mehmet Selahaddin Efendi'nin Anıları', 'Abdülhamit'in Derin Devleti', 'Bir Başka Açıdan Çanakkale', 'Bitmeyen Mücadele Erbakan', 'Milli Görüş Davasında Recai Kutan', 'Millî Görüş Zaviyesinden 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'' gibi kitapları hemen ilk aklıma gelenler.
Tüm bu şehirli kimliklerini, nasıl olup da büyük bir tevazu ile taşıdıklarına hep hayret etmişimdir, bu neslin. Hiçbir komplekse kapılmadan bazen büyük bir otelde, bazen bir düğün salonunda, bazen bir mescitte, bazen bir kır buluşmasında, bazense bir radyo veya televizyon programında konuşmak, hitap etmek, bildiğini paylaşmak, insanlara tarihi kimlik şuurunu vermek has gayelerindendi Metin ağabeyimizin. Hiçbir menfaat beklemeden bayrak asmak, pankart tutmaktan, kahvehanelerde masa üzerlerine çıkıp konuşma yapmaya kadar, hayatını hep dinamik şekilde ve inandığı davaya hizmet ederek yaşadı. Belki de bu yüzden hiç yaşlanmadı, vefatına hayret ettik! Ruhu da, kalbi de hep genç ve delikanlı olarak yaşadı...
İstedim ki bu isimsiz kahramanlarımızdan, dava insanı, nadide araştırmacı, tarihçi, alim ve zarif İstanbul beyefendisini rahmetle yad edelim. Hayat çok kısa ve ona anlam verense gönüllerde bıraktığımız hayırlı, latif izler... Allah rahmet eylesin Üstadım, yolculuğunuzda kolaylıklar ve iyilikler için dua ederim...