05 Aralık 2020 Cumartesi / 19 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Serdar AKBIYIK
sakbiyik@stargazete.com
Yazarın Sayfası

MIchael Moore da buraya kadarmış

17 Temmuz 2016 Pazar

‘Fahrenheit 9/11’, ‘Benim Cici Silahım’ gibi muhalif filmleriyle tanıdığımız Michael Moore’un yeni filmi ‘Şimdi Nereyi İşgal Edelim?-Where to Invade Next’ bu hafta vizyona giriyor. Film ABD’deki muhalif kesimin de ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarıyor.

Michael Moore 2002 yılında ‘Benim Cici Silahım’ belgeseliyle hepimizi şaşırtmıştı. Bu kadar sert muhalif bir yapımı o zamana kadar seyretmemiştik. Hatta belgesel türünü birçok insan için doğa ve hayvan çekimleri çemberinden çıkaran isimdi. Daha sonra 2004’te ‘Fahrenheit 9/11’, 2007’de ‘Sicko’ yine 2007’de ‘Captain Mike Across America’ ve 2009’da ‘Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi’ ile yerini sağlamlaştırdı. 2000’ler aynı zamanda ABD’de muhalif belgesel sinemanın da ayağa kalktığı bir dönemdi. Tabii Barack Obama seçilene kadar. Ocak 2009’da Obama görevi devraldığı andan itibaren o muhalif seslerin nasıl bir suskunluğa girdiğini gördük. Bunların başında da Michael Moore vardı. O dönemde gazeteci Alex Jones’un ‘The Obama Deception’ filmi ortaya çıkmış, aslında Obama hükümetinin Bush hükümetini ayakta tutan düzenle ne kadar içiçe olduğunu anlatmıştı. Yani yaşananlar Michael Moore ve diğer muhalif isimlerin gözlerinin önündeydi ama onlar gözlerini kapatmayı tercih ettiler. Bu dönemden itibaren Moore’un ne çekeceğini ve ne diyeceğini hep merak ettim. Sonunda, ‘Şimdi Nereyi İşgal Edelim’ vizyona giriyor. Filmin başlangıcında Moore ABD’nin Vietnam, Kore, Lübnan, Irak gibi savaşlarda kesin bir galibiyet alamadığını, savaşın daha çok savaş doğurduğunu, Işid gibi örgütlerin kurulmasına sebep olduğunu, hatta söz verdikleri petrolü bile alamadıklarını söylüyor. Bu sebeple kocaman ordularla değil kendisinin tek başına dünyayı istilaya gideceğini ve doğru, güzel şeyleri ABD’ye getireceğini ifade ediyor. İlk durağı İtalya oluyor. Burada işçi sınıfından bir çift ile görüşüyor ve yılda nasıl sekiz hafta ücretli izin yaptıklarını ABD’li izleyicinin ve bizim gözümüze sokuyor. Hatta Dolce Gabbana, Versace gibi büyük moda evlerine dikiş yapan ünlü bir konfeksiyonun patronlarıyla konuşuyor. Efendim onlar işçilerinin yaptığı tatilden ne kadar mutlularmış da şirket içi ilişkiler aile gibiymiş falan. Daha sonra aynı şekilde Portekiz, İzlanda, Slovenya, ve Fransa’yı dolaşıyor.  İtalya ile ilgili kısmı es geçmek istemiyorum. Moore’un filmindeki İtalya bir yalan. Moore da bu yalanı köpürten bir adam. Biraz Kuzey İtalya’dan çıkın da Güney’e inin sayın Moore. Domates tarlalarında köle gibi çalışan göçmenleri görün. O İşçi sınıfına ait dediğiniz İtalyan ailenin İtalya topraklarına gelmek için denizde boğulmamayı becerip, kaçak olarak üç kuruşa çalışan göçmenlerin sırtından yaratılan sistemin bir bireyi olduğunu da söyleyin. O konfeksiyon patronlarının Gelelim Fransa’ya Bir taşra kasabasındaki okulun yemekhanesine götürüyor Moore bizi. Efendim nasıl garnitürlü pirzola yedikleri, her öğün küflü peynir olsun sarımsaklı peynir olsun masada yer aldığını seyrediyoruz. Oranın aşçısına ‘Hiç hamburger yedin mi?’ diye soruyor Moore, aşçı da şaşkınlıkla açtığı gözleriyle ‘Aslaaa’ diye bir çığlık atıyor. ABD’de okullarda verilen yemeklerin resimlerine bakıp içten bir ‘iğrenç’ çekiyor aşçımız. Moore da ‘Ah benim çocuklarım’ diyor. Ve bu arada Fransız mutfağına ve kültürüne bir dolu güzelleme geliyor ünlü muhalif isimden. Halbuki Moore biraz Kuzey Fransa’ya çıksa, Paris sokaklarında yürüse McDonalds tabelalarının gölgesinde nefeslenebilir. Hele filmin finali daha da rezalet. Diyor ki yönetmen, ‘Evet bu özellikleri ABD’ye alacağım ama bunların hepsinin yaratıcısı zaten ABD. İlk idamı kaldıran yer Missisipi, ilk 1 Mayıs bayramı Şikago’daki olaylar yüzünden ortaya çıktı, kadın haklarının da ilk mücadelesi ABD’de verildi.’ Bütün bu laflardan anlıyoruz ki bizim muhalif Moore aslında ülkesinin sistemine değil görülen bozulmaya muhalif. Yani aslında muhalif değil. Bütün bu bozulmanın sistemin bir sonucu olduğundan bir haber veya öyle görünüyor.

“Moore, aslında ülkesinin sistemine değil görülen bozulmaya muhalif. Yani aslında muhalif değil.”

VİZYONDAKİLER

Yanis ve çetesi için her şey yolunda gitsede yine de bir huzursuzluk vardır. Yanis’in kardeşi Amine, büyük bir soygunda kullanılan silahtan kurtulmak yerine onu satar. Ancak silahı bir uyuşturucu çetesi almıştır ve silah yüzünden başları derde girince, Yanis’i onlar için bir soygun yapmak zorunda bırakırlar. Soygundan sonra Yanis çaldıkları milyonlarca dolar değerindeki uyuşturucuyla ilgilenmese de bu çeteyle yeniden iş yapmak zorunda kalacaktır.

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: Braqueurs

Yönetmen: Julien Leclercq

Senarist: Julien Leclercq

Oyuncular: Sami Bouajila,

Guillaume Gouix, Youssef Hajdi

Yapım: 2016, Fransa, 81 Dk.

Sultan

Hindistan’ı Olimpiyatlarda temsil etmenin hayalleriyle yaşayan yerel bir güreşçi şampiyonu Sultan Ali Khan’ın ve yine Sultan’la aynı küçük kasabada yaşayan cesur ve yine kendince hayalleri olan Aarfa isimli genç kızın hikâyesini anlatan ‘Sultan’ filminde, iki yerel güreş efsanesinin karşı karşıya gelmesi, tomurcuklanan aşk, hayaller ve arzular konu ediliyor. Ancak şöhret yolu taşlıdır ve zafere ulaşmadan önce bu yolda pek çok kez düşebilirsin ve bu yolculuk bazen bir ömür boyu sürebilir.

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Ali Abbas Zafar

Senarist: Ali Abbas Zafar

Oyuncular: Salman Khan, Marko Zaror,

Anushka Sharma, Randeep Hooda

Yapım: 2016, Hindistan, 170 Dk.

Aşk Uğruna

Başrollerinde Kristen Stewart ve Nicholas Hault’un yer aldığı bilim kurgu filmi Equals açgözlülük, fakirlik, şiddet gibi duyguların hüküm sürdüğü bir dünyada geçiyor. Yeni bir hastalıkla boğuşan insanlık depresyon, aşk, nefret gibi duygularını geri plana itmeye başlar ancak baş karakterlerimiz kendilerini bir aşkın içinde bulur.

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı:  Equals

Yönetmen: Drake Doremus

Senarist: Drake Doremus

Oyuncular: Kristen Stewart,

Nicholas Hoult, Guy Pearce

Yapım: 2015, USA, 101 Dk.

Buz Devri: Büyük Çarpışma

Scrat’in meşe palamudu peşindeki destansı takibi, onu kazara Buz Devri Dünyası’nı dönüştürecek ve tehdit edecek olayların yaşanacağı evrene fırlatır. Sid, Manny, Diego ve sürünün geri kalan elemanları kendilerini kurtarmak için evlerini terk etmek zorunda kalırlar. Egzotik topraklara doğru başlayan yolculuk, karşılaştıkları yeni karakterlerle birlikte neşeli ve eğlenceli bir maceraya dönüşür.

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: Ice Age: Collision Course

Yönetmen: Lori Forte

Senarist:

Michael J. Wilson

Seslendirenler:

Ali Poyrazoğlu,

Haluk Bilginer,

Yekta Kopan, Josh Peck

Yapım: 2016, ABD,

94 Dk.

Simülasyon

En iyi online bilgisayar oyuncuları ve esrarengiz bir turnuva. Sanal gerçeklikte çığır açan yeni bir savaş oyunu bu. Oyuncular, son teknoloji ile donatılarak hazırlanmış kıyafetleri ve ekipmanları sayesinde tamamen oyunun dünyasına giriyorlar. Kendilerini bir savaşın ortasında bulan genç gamer’ları daha da büyük bir sürpriz beklemektedir. Bu simülasyonun gerçeklik seviyesi tahminlerinin çok ötesindedir: Oyunda ölürsen, gerçek hayatta da ölür müsün?

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: The Call Up

Yönetmen: Charles Barker

Senarist: Charles Barker

Oyuncular: Morfydd Clark, Chris Obi,

Max Deacon, Adriana Randall

Yapım: 2016, İngiltere, 90 Dk.

Ben Salvador Değilim

İranlı Naser orta yaşlarını süren, dinine bağlı bir öğretmendir; eşi Elham ve kızları Sogol ile sakin bir hayat sürmektedir. Dürüstlüğü benimsemiş olan Naser, bir gün bulduğu para dolu çantayı tereddütsüz sahibine iade eder; karşılığında da hiçbir ödülü kabul etmez. Bu örnek davranışı bir televizyon programına konu olur ve eşi Elham ile birlikte stüdyodayken bir Brezilya seyahati kazanırlar! Naser buna da çok gönülsüzdür ama Elham onu ikna eder ve aile kendilerinden çok farklı kültürdeki bu ülkenin yolunu tutarlar.

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: I Am Not Salvador

Yönetmen: Manouchehr Hadi

Senarist: Reza Maghsoodi

Oyuncular: Reza Attaran,

Mehdi Mehrabi, Bri Fiocca

Yapım: 2016, İran, Brezilya, 88 Dk.