06 Ağustos 2020 Perşembe / 16 ZilHicce 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Orhan Miroğlu
omiroglu@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Milada dönüş

09 Aralık 2015 Çarşamba

Murat Somer’in yeni çıkan kitabından aldım başlığı. Kitabı henüz okumadım ama Kürt sorunu üzerine yazılmış bir kitap için böyle bir başlık bile, oldukça ufuk açıcı ve çok şey ifade ediyor. Gerçekten de Kürt sorunu, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecine girdiği dönemden başlayarak hep başa sardı, yani hep milada dönüşler oldu.

Şimdi yeni bir miladın arifesindeyiz.

Ya geçen yüzyılın hataları, günahları bu yüzyılda da tekrarlanacak ve Türkiye’nin hem iç hem dış politikasının birinci gündem maddesi olan Kürt Milli Sorununda milada geri dönüş yaşanacak ya da Türkiye, aslında tarihi olarak, bu sorunda ne küresel ne bölgesel hiçbir gücün ve küresel aktörün sahip olmadığı elindeki imkanları görecek ve yepyeni bir siyasi öngörü ve tahayyülle hareket edip, uluslararası bir mesele haline gelen bu milli meselenin, en güçlü siyasi aktörü olduğunu dünya aleme ispat edecek.

Türkiye bu yüzyılın en büyük imtihanıyla karşı karşıya.

Bu imtihanda geçerli ama tam not alamamak bile, büyük felaketlere sebep olabilir.

Ve bu büyük felaketleri, maalesef en önce ve en başta, Türk ve Kürt halkı birlikte yaşar.

Ne İran ne Irak ne Suriye’de, Türkiye’de yaşayan Kürt nüfustan fazla bir nüfus var.

Moskova ve Washington’un sahip olduğu bir Kürt nüfus yok. Ama dünyanın en önemli bir metropol şehrinde, İstanbul’da, beş milyon Kürt yaşıyor.

Eşzamanlı tarih içinde, baktığınız zaman, diğer ülkelerdeki Kürt nüfustan farklı olarak, modern dünyaya, demokrasiye, Ortadoğu’da bir ilk olacak anayasal yurttaşlık temelinde bir anayasaya kavuşma ihtimali, en fazla Türkiye Kürtler’i için geçerlidir.

Su, un, şeker ve helvayı pişirecek ateşimiz var ama bu helvayı bir türlü yapamıyoruz.

PKK şiddeti veya PKK’nın Türkiye’de yürüttüğü ‘vesayet savaşı’ bahanesine bu saatten sonra daha fazla sığınmak, milada dönüşü, yani başa sarmayı hızlandırır ama çözüme hiçbir katkısı olmaz.

Çözüm süreci hatalarla, hem de stratejik hatalarla dolu bir süreçti. Kürt sorunu, bir PKK sorunu gibi görüldü. Masaya bu anlayışla oturuldu. PKK de madem sorun benim, Kürt sorununun siyasi muhatabı da benden başkası olamaz fikrine inandı. HDP’nin dahi, hala Dolmabahçe mutabakatını dillendiriyor olmasının sebebi budur: PKK silah bırakacak ve Türkiye, silah bırakmanın karşılığı olarak içinde özerklik ilkesi olan yeni bir anayasa yapacak ve özerkliğin de bir özsavunma gücü bulunacak! Buradan bir çözümün çıkmayacağı aşikardı.

Kürt tarafı Kürt aklına, Türk tarafı da Türk aklına fazla güvendi. Oysa ihtiyacımız olan ortak akıldı.

Şimdi taraflardan biri, diğerini Dolmabahçe mutabakatını yerine getirmediği için, diğeri de öbürünü süreci istismar edip, şehirlere yüzlerce silahlı militan ve tonlarca bomba yerleştirmekle suçluyor!

Sonuç ortada: Bir bölge halkı, bugün göç ediyor.. Gündüz kapatılan hendekler gece yeniden kazılıyor.

Hendek siyaseti, bir çeşit homojen bir nüfus, özerkliğe, kantonlara, devrimci halka savaşına karşı çıkmayan, uygulamalara uyum gösteren bir çeşit ‘makbul Kürt’ kimliği yaratıyor. Aynı etnisiteye sahip bir toplum, içinden bölünüyor, paramparça oluyor. Cizre, Nusaybin ve Derik halkının yarısından fazlası artık buralarda yaşamıyor. Geride kalan nüfus, ekonomik şartlar veya siyasi bir tercih olarak, hendek siyasetinin yeni sosyolojisi olarak yaşamaya mahkum ediliyor. PKK, hendek siyasetinin bir sonucu olarak, yeni bir nüfus alanının ve yeni bir halk kitlesinin yegane hakimi haline geliyor. İstediği de buydu zaten.

Kamu güvenliğinin tehdit altında olmasına rağmen, milada dönüşü yaşayamayız. Kürt sorununun Türkiye şartlarında bir güvenlik sorunu değil, bir demokrasi sorunu olduğunu söylemi aşan bir siyasi anlayış ve eylem planıyla göstermek zorundayız.

Muhalefete ne desek fayda etmeyebilir. Ama Kemalistler şöyle derin bir tefekkure dalıp, acaba Mustafa Kemal yaşasaydı, Kürtler’in bu zor dönemde desteğini almak için ne yapardı diye kendi kendilerine sormalıdırlar. Kurtuluş savaşı tarihini ve deneyimini, yeniden okusunlar CHP’liler ve Mustafa Kemal’in mirasıyla, şu an sahip oldukları siyasi anlayış arasındaki mesafenin her geçen gün nasıl da açıldığını görsünler..

Aynı soru AK Parti için de geçerli.

AK Partililer, şu an zaten elimizdeki yegane imkan olan AK Parti/Kürt ittifakını nasıl güçlendirebiliriz sorununa, zihinlerindeki endişeleri bir kenara bırakarak yeniden kafa yormalılar ve emek harcamalılar.

Türkiye’de iyi şeylerin olması, CHP ve AK Parti’nin milli meselelerde uzlaşma anlayışı içinde olmaları ve milli bir zemini birlikte yaratabilmelerine bağlıdır.