15 Temmuz 2020 Çarşamba / 24 Zilkade 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Tijen İNALTONG
inaltong@yahoo.com
Yazarın Sayfası

MIRLEFT’te okyanusa gökkuşağı karışmış

21 Nisan 2013 Pazar

Atlas Okyanusu kıyısında bir şehir Mirleft. Kazablanka ile ünlü Fas'ın bir kenti. Kadınların bedenleri baştan aşağı renkle örülü. Onlar yürüyünce sokakları sanki gökkuşağı kaplıyor. Avrupalı turistlerin karavanlarıyla geldiği Mirleft, pek çok yabancıya ise ilaç olmuş.

HER yolculuğa farklı bir amaçla çıkılır. Sadece yeni bir yer görmek niyetiyle yola çıksanız bile yuvaya bambaşka biri olarak dönersiniz. Kimi zaman değişiklik farkedilir boyutta olmasa da kimi yolculuklar insanı başkalaştırır. Dünya ve insanlık için yapılacak o kadar çok şey var ve “Bana ne” demeden işin ucundan tutmak insana o kadar büyük haz veriyor ki. Bu hafta size anlatacağım yolculuk hikayesi az zamanda yüzlerce kilometre yol yapan yolcusunu değiştirmiş o yolculuklardan...

Şubatta, bu sayfada zaman zaman bahsettiğim konuk ağırlama ağı Couchsurfing’in gönüllü arayan ve gönüllü çalışmak isteyenleri buluşturan grubunda (Worldwide Volunteers) Faslı bir üyenin, Abdelhadi’nin duyurusunu gördüm. Atlas Okyanusu kıyısındaki Mirleft’te ilki düzenlenecek olan Deniz Belgeselleri ve Kısa Film Festivali için gönüllü arıyorlardı. Nicedir Fas’a gitmek istediğim için “Ben gelirim” dedim. Festival mart ayının ortalarında düzenlenecekti. Birikmiş havayolu millerim de olunca hemen vergisini ödeyerek ödül biletimi aldım. Fas’a vize almadan gidebiliyor olmak da doğrusu işimi kolaylaştırdı. Abdelhadi’ye yemek ve seyahat yazarı olduğumu, zaman zaman yemek kursları verdiğimi, ilgilenirlerse Türk mutfağından deniz mahsullü tarifler içeren bir eğitim verebileceğimi söyledim. Teklifim hoşlarına gitti. 

ÖRTÜLERDEN YANSIYAN ÇIĞLIK

THY Fas’ta sadece Kazablanka’ya uçtuğundan Mirleft’e gitmek için çok uzun bir yolculuk yapmam gerekecekti. Festivalin başlamasına iki gün kala Fas’a vardım, yolculuğu bölmek amacıyla şehre hiç uğramadan trenle Marakeş’e gittim. Tanımlara sığmayan bu kentte ki onu başka bir yazıda anlatacağım, iki gün kalıp otobüs, dolmuş taksi ve özel araçla Mirleft’e vardım. Ertesi gün gezerken ‘okyanusa karışan gökkuşağı’ tanımlaması yapacaktım kent için. Kadınların bedenlerini baştan aşağı saran örtüleri öyle renkliydi ki onları bir arada gördüğümde yürüyen gökkuşağıyla karşılaşmış gibi oluyordum. Kıtanın en batısına itilmiş, bir de üzerine okyanusla sınırlanmışlıklarını sarındıkları renklerle dışa vuruyorlardı. Bir çığlıktı sanki örtülerden yansıyan. “Ben buradayım, beni farkedin” çığlığı. Öyle hissettim. Hele bir imge var ki zihnimde, hala tüm canlılığıyla duruyor. Beyaz bir duvarın önünde mavi bir bank, bankın ucuna ilişivermiş, mavili tonda örtüsüyle bir kadın. Aramızdaki mesafeye rağmen o ruhun sıkışmışlığını hissediyorum. Yanına varsam, sırtını sıvazlasam, elini okşasam, “Yalnız değilsin” desem ona. Oysa ortak bir dilimiz yok, selamlardan öteye geçemiyoruz. Çok özel bir fotoğraf karesi olduğunu biliyor ama o fotoğrafı bir türlü çekemiyorum. Hoşlanmıyorlar fotoğraflanmaktan, saygı duymak boynumun borcu.

TÜRK DİZİLERİNİ İZLİYORLAR

Festivalin açılışı sahildeki bir restoranda yapıldı. Kumsala sahne kurulmuş, arkada kocaman bir perde. Film gösterileri de orada olacak. Açılış konuşmaları başladığında Abdelhadi yanıma gelmiş, “Sen de konuşma yapacaksın” diyor. “Nasıl yani şimdi mi aklına geliyor bana söylemek” desem de “Bu bizim için çok önemli ne olur” deyince kıramıyorum tabii. Sonuçta festivalin tek yabancı konuğu benim. Sunucu beni tanıtmak için mikrofonu eline alıp Türk dizilerinden bahsedince bir alkış koptu ki sormayın. Meğer Fas’ta da çok izleniyormuş bizim diziler. Abdelhadi’den öğrendiğim şekilde Berberi dilinde (azul), Arapça (salam) ve Türkçe ‘Merhaba’ diyerek selamladım onları. İngilizce bilmediklerinden çoğu ne dediğimi anlamadı ya olsun, hoşlarına gitmiş gibiydi söylediklerim.

Ertesi sabah Mirleft’i gezip bir lokantada seyahatimin en unutulmaz öğününü yedikten sonra yemek yapacağım okulun yolunu tuttum. Ortalık öyle kalabalık ki. Mutfak bölümü öğrencileri, ev hanımları, festival komitesinden birkaç kişi. Öğrencilerin yardımıyla iki balık yemeğiyle fırında kaşarlı, sebzeli karides yaptık. Bir yandan Türk mutfağından bahsettim onlara, merakla sorularını sordular, sabırla yanıtladım. İşimiz bitince teker teker fotoğraf çektirmek istediler. Öyle sevimli, öyle içtenlerdi ki onca yol tepip oraya varmış olmanın yorgunluğunu unutturdular. Bana armağan etmek üzere pastaneden kuru pasta almışlar. Otele döndüğümde grup gelmeden beni doyuran aşçıya hediye ettiğim pasta yerini bulmuş oldu.

Ertesi sabah ayrılık vakti. Eski Mercedes taksilerin bulunduğu meydana yürürken Mirleft’in hediyesi öyküleri düşündükçe kendimi gülümsemekten alamadım. Yaşlı bir Faslı çift ve bir Hollandalı kadınla paylaştığım dolmuş taksi bizi Tiznit’in taksi durağında bıraktığında artık önümde bambaşka coğrafyalar, yeni öyküler vardı ancak biliyordum ki bir duyuruyla başlayan Fas maceram seyahat kavramını yeniden kurgulamamı sağlayacak, ben artık evime hep değişmiş, dönüşmüş ve büyümüş olarak dönecektim.

Şekerim 780’e çıkınca buraya geldim

BU dağınık, kendi halinde kent aslında sıradan bir Kuzey Afrika kenti. Şansı okyanusa kıyısı olması. Bu nedenle başta Fransızlar olmak üzere pek çok Avrupalı aile karavanıyla geliyor, iklimden ve yörenin ucuzluğundan yararlanmak için. Ortaya bir garip resim çıkıyor. Bir yanda bembeyaz tenli, şortlu Batılı kadınlar, öte yanda cellabiyesini giymiş, cüppeli esmer erkekler. Ailesi çölde yaşayan, Mirleft’teki takı dükkanında yapıp sattıklarıyla geçimini sağlayan Habib’in dükkanında tanıştığım “Şekerim 780’e fırlayıp dünyayı kara görmeye başladığımda işimi bıraktım, her şeyimi satıp buraya geldim” diyen Avusturyalı Stefan gibi nice Batılı var burada yaşayan. “Sahip olduğum tek şey pasaportum ve kredi kartım. Bazen balığa çıkıyorum, tuttuğumu zeytinyağı ve limonla pişirip yiyorum, burada sağlığıma kavuştum” diyen Stefan altı ayda bir Avusturya’ya gidip çocuklarını görüyor, sonra yine Mirleft’e dönüyormuş.

DÜNYAYI GÖNÜLLÜ GEZİN

YURTİÇİNDE gönüllü gezginler için ilk aklıma gelen adres TaTuTa. Buğday Derneği’nin Gençtur ile ortak yürüttüğü proje kapsamında gönüllüler organik çiftliklerde ücret ödemeden kalarak bazı işlere yardım edebiliyor. (WWOOF ise tüm kıtalarda yüzlerce organik çiftlikle gönüllüleri buluşturuyor.) Gençtur, 80’in üzerinde ülkedeki çalışma kamplarına katılmak isteyenler için hizmet sunan bir seyahat acentesi. Bu kamplarda pek çok farklı iş dalında çalışıp dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş gönüllülerle tanışıp yabancı dilinizi geliştirebiliyorsunuz. Bir kısmı sadece gençler için düzenleniyorsa da her yaştan gönüllünün bu kamplara başvurması mümkün. Ayrıca Couchsurfing sitesindeki gönüllülük grubunu takip edebilir, eğitsel veya çevresel işlerde çalışacak organizasyonlara başvurarak seyahatlerinizi sadece bir yeri görerek değil, bölge insanını tanıyarak, dünyanın daha iyi bir yer haline gelmesine destek olarak, belki de birilerinin hayatını değiştirecek bir iş yaparak geçirebilirsiniz.