25 Şubat 2021 Perşembe / 13 Recep 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

İbrahim KİRAS
ibrahimkiras@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Müslümanların ortak bayramları olacak mı günün birinde?

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Bugün bayram... Adet olduğu üzere bütün Müslümanların bayramını kutluyoruz... Ama -her ne kadar bu sene denk gelmiş görünüyorsa da- islam ülkeleri bayramlarını çoğu zaman aynı anda kutlayamıyorlar.

Yani bir din düşünün ki mensupları en önemli dini günlerini birlikte kutla(ya)masınlar. Hiç de hoş bir tablo değil!

Bu tabloya bakıp dünya Müslümanlarının birbirlerinden bu kadar kopuk oluşlarına hayıflanan ve bundan dolayı siyasi çıkarları yüzünden birbirlerine düşen Müslüman toplum liderlerini suçlayanlar var.

Ne var ki ortadaki bu nahoş tabloyu sadece siyasi gerekçelere bağlamak kolaycılık olur... İslam ülkelerini yöneten kişiler veya kadrolar birbirleriyle iyi geçinemiyorlarsa ve hatta sürekli didişme halindeyseler bunun arkasında elbette çoğu zaman siyasi çıkarların uyuşmazlığı vardır. Sadece bugüne veya sadece belirli bir coğrafyaya has bir durum da değil bu. Dindaşlık farklı toplumları birbirlerine yaklaştıran bir faktör tabii... Ama bir yere kadar... Ekonomik ve siyasi çelişkiler gündeme geldiğinde bu türden birleştirici özelliklerin birden önemsizleştiğinin örneklerine dünya tarihinin bilinen sayfalarının pek çoğunda rastlayabilirsiniz. Hatta asr-ı saadetten hemen sonra sahabeler arasında baş gösteren kanlı savaşlar İslam tarihinin en acı tablolarından biridir.

Yalnız şu da var: Müslüman toplumlar arasındaki çelişkiler ve buna bağlı çatışmalar -her yerde olduğu gibi- esas itibarıyla ekonomik ve siyasi çıkarların uyuşmazlığının sonucu. İnsan doğasının bir gereği bu maalesef... Ama özellikle bugüne baktığınızda İslam ülkeleri arasında esasen İslam’ın anlaşılması konusunda ciddi bir ayrışmanın mevcut olduğunu ve görünen siyasi çelişkilerin biraz da bunun ifadesi olduğunu söylemek mümkün.

Her bayram tartışma konusu olan “rü’yet-i hilal” meselesi de bunun göstergesi. Rü’yet-i hilal ayın görülmesi demek. Ramazan ayının başladığını ve bittiğini gökyüzünde yeni ayın görünmesiyle anlıyoruz. Hz. Peygamber yeni ayın çıkıp çıkmadığının anlaşılması için sahabelerinden yüksek bir yere çıkıp gökyüzünü tarassut etmelerini, yani gözlem yapmalarını istemiştir. Astronomi bilginlerinin veya gözlemevlerinin bulunmadığı bir sosyokültürel çevrede gerçekleştirilen bu uygulama bugünün Müslümanları içinse önemli bir ayrışmanın konusu... Bazı Müslümanlar “ramazanın veya bayramın geldiğini anlamak için yüksek yerlere çıkıp gözlem yapılması gerekir, ramazanın veya bayramın başlangıcı başka türlü tespit edilemez” diyorlar. Bu görüşlerini de yukarıdaki rivayete dayandırıyorlar. “Hz. Peygamber bu işi nasıl yaptıysa biz de aynı şekilde yapmak zorundayız” sözleriyle bu tutumlarını savunuyorlar.

Buna mukabil bazı Müslümanlar ise önemli olanın kullanılan yöntem değil, amacın kendisi olduğu görüşündeler. Bu anlamda astronomi başta olmak üzere ilgili fen bilimleri yardımıyla -ve çıplak gözle gökyüzünü tarassut etmeye gerek kalmaksızın- ramazanın ve bayramların gününün tespit edilebileceğini söylüyorlar. Hatta bu çerçevede ilgili bilim adamları da sadece içinde bulunduğumuz yılın değil, önümüzdeki yüzlerce-binlerce yılın ramazanlarının ve bayramlarının hangi güne rastlayacağının da şimdiden tespit edilmesinin mümkün olduğunu belirtiyorlar.

Türkiye’de Müslümanların kahir ekseriyeti ramazan ve bayramların modern bilimin araçlarıyla belirlenmesinin daha sağlıklı bir yol olduğu görüşünde. Çoğunluğunu Arap ülkelerinin oluşturduğu diğer gruptaki Müslümanlarla çoğu zaman aynı gün bayram edemiyor olmamızın sebebi bu.

Bahse konu bu farklılığın teknik bir yöntem tercihinden ibaret olmadığını, işin içinde dinin mahiyetine ilişkin anlayış farklılığının yer aldığını görmek zor değil. Türklerin çoğunlukla takipçisi oldukları fıkıh ekolünün aklı esas almasına mukabil Arapların çoğunlukla takipçisi oldukları ekollerin nakli esas alma taraftarı oldukları bilinen bir husus. Diğer yandan bizim bu topraklardaki tarihsel tecrübemiz çerçevesinde medrese ile tekkenin sentezinin oluşturduğu bir din anlayışının da böylesi bir sentezi yapma imkânı bulamayan toplumlarla aramızdaki belirli kültürel farklılıkları artırdığını söyleyebiliriz.

Bayram ve rüyet-i hilal konusuna dönecek olursak... Dünya Müslümanlarının aynı gün bayram kutlamaları için ya bir tarafın bayram gününün bilimsel hesaplamalarla belirlenmesinden vazgeçmesi gerekiyor ya da diğer tarafın “yüksek bir yere çıkıp çıplak gözle gökyüzünde yeni ayı gözlemenin dinin gereği olduğu” görüşünü terk etmesi...

Müslümanların birliği ancak bu iki seçenekten biri gerçekleştiği takdirde mümkün olabilir gibi görünüyor.