28 Şubat'ta İran'a yönelen saldırı, bölgesel dengeleri sarsan bir başlangıç oldu; ancak bugün ortaya çıkan tabloyu yalnızca bu kırılmaya indirgemek eksik kalır. Doğu Akdeniz'de yaşanan sıkışma, birden fazla hattın üst üste binmesiyle oluşuyor. İran savaşı, Lübnan sahası, Güney Kıbrıs Rum Kesimindeki askeri yığınak ve büyük güç rekabeti aynı düzlemde kesişiyor.
Ortaya çıkan yapı, Türkiye'nin güvenlik çevresini doğrudan kuşatan katmanlı bir jeopolitik baskı alanı.
İSRAİL'İN LÜBNAN'DA KALICILAŞMA HATTI
İsrail'in güney Lübnan'a yönelik karadan saldırısı işgal girişiminden başka bir şey değil. Kurulmak istenen şey açık: Hizbullah'ı sınırdan uzaklaştırmakla sınırlı kalmayan, güney Lübnan'da fiili bir kontrol alanı oluşturmak ve bunu zamanla kalıcı hale getirmek.
Litani hattı bu nedenle yalnızca coğrafi bir sınır değil; İsrail'in dayattığı yeni statünün çizgisi. Bu hattın kuzeyine itilen yapı, güneyde İsrail denetiminde bir güvenlik kuşağı anlamına geliyor.
Bu, sahada toprak tutarak masada şart dikte etme stratejisidir.
DOĞU AKDENİZ'DE ÇOKLU SIKIŞMA
Doğu Akdeniz'deki tabloyu yalnızca Lübnan'a bağlamak mümkün değil. Aynı anda işleyen birkaç kritik başlık var:
Enerji hatları üzerindeki rekabet, büyük güçlerin deniz ve hava unsurlarıyla kurduğu askeri yığınak, Kıbrıs'ın üs haline getirilmesi ve İran merkezli gerilimin oluşturduğu güvenlik zinciri...
Bu unsurlar üst üste bindiğinde, Türkiye'nin çevresinde daralan ve yoğunlaşan bir jeopolitik baskı ortaya çıkıyor.
Kıbrıs'ın güneyi bu baskının en kritik noktası. Avrupa güçleri ve İsrail bağlantılı askeri yapı adayı ileri bir operasyon alanına çeviriyor. Bu tercih, adayı doğrudan hedef haline getiriyor. Akrotiri'ye yönelen saldırı bu tercihin sahadaki ilk sonucunu ortaya koyuyor.
TÜRKİYE SAHAYA DENGE KOYUYOR
Bu denklem içinde Türkiye'nin attığı adım, yalnızca askeri bir sevkiyat değil; doğrudan güç koyma iradesi. KKTC'ye konuşlandırılan hava unsurları ve hava savunma sistemleri, Doğu Akdeniz'deki oyunu tek taraflı olmaktan çıkarıyor.
Milli Savunma Bakanlığı güncel açıklamasında bu konuşlandırmanın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliği ve bölgesel istikrar için kararlılıkla sürdürüleceğini açık şekilde ortaya koyuyor.
Kuzey Kıbrıs semalarında kontrollü bir hava sahası oluşuyor.
Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi dışlayan askeri üstünlük kurma girişimi sahada durduruluyor.
Reaksiyon süresi kısalıyor, Türk hava gücü doğrudan sahaya yerleşiyor.
Bu tablo, Türkiye'nin dengeyi kurmasıdır.
Dışişleri Bakanlığı'nın çizdiği çerçeve de aynı doğrultuda:
Türkiye, Doğu Akdeniz'de kendi hak ve menfaatlerini tartışmaya açmaz, dayatma kabul etmez.
Cumhurbaşkanlığı düzeyinde verilen mesaj daha da net:
Türkiye, kendi güvenlik hattına yönelen hiçbir girişimi sahada karşılıksız bırakmaz.
BAĞLANAN HATLAR VE YENİ JEOPOLİTİK DÜZLEM
Lübnan'daki askeri baskı, Kıbrıs'taki üsleşme ve Doğu Akdeniz'deki donanma yoğunluğu artık tek bir sistemin parçaları. Bu hatlar birbirini tamamlıyor.
Bir sahada atılan adım, diğerinde karşılık buluyor.
Bir cephede kurulan baskı, diğer cephede yeni bir tahkimat üretiyor.
Ortaya çıkan yapı, klasik cephe mantığını aşan bir güç düzeni.
Bu düzenin merkezinde Kıbrıs yer alıyor.
Dolayısıyla söz konusu Kıbrıs ve Doğu Akdeniz ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dediği gibi "Türkiye oldubittiye asla izin vermez."