28 Eylül 2020 Pazartesi / 10 Safer 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Ardan ZENTÜRK
azenturk@stargazete.com
Yazarın Sayfası

NATO'nun Rusya için “kırmızı çizgisi” var mı?

09 Mart 2020 Pazartesi

Varsa bile bunun Türkiye’yi kapsamadığını 5 Mart 2020 Perşembe günü gördük. Tarihi kırılma noktasıdır. Bir Türk-Rus savaşı için “12’ye 5 var” noktasında ABD başta tüm müttefikler(!) tarafından yalnız bırakıldık!..

Dava vahimi: ABD’nin bu çatışmanın Fırat’ın doğusundan Türkiye topraklarına ulaşacak yeni bir uydu/terör devletinin kuruluşunu hızlandıracağını planladığını da fark ettik.

“Size mühimmat verelim, ama İdlib hava sahasının kapatılmasına karışmayız, bizim de Suriye denkleminde Rusya ile derin bağlarımız var, siz de yapabiliyorsanız yapın” açıklamaları neyi işaret ediyor sanıyorsunuz? Erdoğan Moskova dönüşü “Amerika bize çok söz söyledi ama ortada herhangi bir destekleri yok” diyerek net gerçeği ifade etti.

5 Mart 2020 Perşembe günü ABD-Rusya hattında “1-İsrail’in kalıcı güvenliği, 2- Doğu Akdeniz’in yeni bir enerji havzası olmasını önleme” amaçlı kurulmuş planla karşılaştık, 6 saat, İdlib’in değil, aslında, kendi topraklarımızın kalıcı güvenliğinin pazarlığını yaptık.

Erdoğan-Bahçeli ikilisinin bu küresel saldırıyı iyi teşhis ettikleri ve Moskova’dan alabileceklerini alabildikleri için tebrik ediyorum.

• RUSYA İLE ÇATIŞMA KAÇINILMAZDIR…

Eğer, Ankara’da, Rusya ile varılan ateşkesin Türkiye açısından çok önemli kazanım ve geleceğe dönük bir güvence olduğunu düşünen varsa, görevinden derhal istifa etmesini tavsiye ederim.

Bu tür bir rehavet tarihin en korkunç sonuçlarını doğrulabilecek hatası olacaktır.

Görünen, ne kadar titizlik gösterirsek gösterelim, yakın geleceğin bir başka kırılma noktasında Rusya ile –asla arzu etmeden- çatışmak zorunda kalacağımız ve yine yalnız bırakılacağımızdır.

Bu korkunç senaryonun asıl sorumlusu, günümüzde Vladimir Putin karşısında bir dönem Adolf Hitler karşısında sergilediği pısırık politikayı sürdüren Avrupa olacaktır.

Kremlin’de kanlı maskesini takmış yayılmacı kimlikle karşılaştık.

Sürpriz değildir ve bu kimlikle bir süre birlikte yaşayacağız, devamında da “senin tabağından bir lokma alacağım” dediğinde de çatışacağız.

19’ncu yüzyıl refleksleriyle siyaset üreten bir nükleer süper güçten söz ediyoruz, ve bu güç, Nazi lider Hitler’in ayak izlerini takip ediyor.

Sovyetler Birliği’nin yıkılması sürecinde 400 yıllık tarihinde ilk kez toprak kaybederken bağımsızlıklarını kazanan yeni devletlerde yaşayan 35 milyon Rus asıllı üzerinden “etnik Ruslar” politikasına sarıldı.

Hitler’in “etnik Almanlar” politikası, 2.Dünya Savaşı öncesinde Alman ordularının Rhineland, Çekoslovakya ve Avusturya’ya girmesine neden olmuştu.

Putin’in “etnik Ruslar” politikası Gürcistan’ın Güney Osetya, Ukrayna’nın Rusya sınırındaki Donbas ve Kırım bölgelerinin işgaline neden oldu!..

• NATO’YU BİTİREN ADIMLAR…

Putin liderliğindeki Rusya, bağımsızlık mücadelesi veren 600 Çeçen savaşçıyı etkisiz hale getirmek için başkent Grozni’yi yerle bir edip onbinlerce masum sivilin ölümüne yol açan bir devlettir. Benzer stratejiyi Halep’te gördük, İdlib’te devam etti.

NATO’nun Karadeniz’deki güçlenmesine Kırım üzerinden tepki vereceğini, Gürcistan’a ait Abhazya’yı ilhak ederek gösteren bir stratejik anlayıştan söz ediyoruz.

NATO’nun Çeçenistan ve Gürcistan felaketlerini “eski Sovyet hesaplaşmaları” görüp, Kırım’ın ilhakına “askeri olmayan” tepki göstermesi sonun başlangıcıdır.

Avrupalılar korkaktır.

Kırım işgal edildiğinde Ankara’yı nasıl aradıklarına, Tatarlar üzerinden bir Türk-Rus krizini çıkartmaya çalıştıklarına şahidim. Dertleri, böyle bir krizin arkasına sığınıp, meseleyi küreselleştirmeden rafa koymaktı, Türkiye’nin Tatar politikası üzerinden bu tuzağa düşmemesi sonucu Rusya ile yüzleşmek zorunda kaldılar.

NATO, Kırım ilhakında askeri refleksini göstermeliydi, göstermedi, ekonomik abluka gibi Rusya’yı hiç etkilemeyen uygulamalar ile işi idare etmek, hataydı.

Rusya, artık, elinin rahat olduğunu, gerekirse bir NATO ülkesiyle de –kendi ulusal güvenliğini hiç etkilemeyen bir alanda- savaşabileceğini düşünüyor.

Bu tavır 5 Mart günü tarihin kayıtlarına geçti ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile ABD Savunma Bakanı Mark Esper hala görevlerinin başındalar!..

Yola NATO’ya güvenerek çıkmadık, geçiniz.

• RUSYA DURMAYACAK, LİBYA’DA DA SÜRDÜRECEK…

Umarım, Kremlin’deki 6 saatlik müzakereden sonra bu ülkede kimse, “Esed’le görüşerek sorunu çözebiliriz” cümlesini kurmayacaktır.

Artık Suriye diye bir devlet yok, bir Rusya müstemlekesi var. Üstelik yarısı da Amerikan işgali altında!..

Mesela Hüsnü Mahalli’nin Halep-Şam karayolununun 7 yıl sonra açılması karşısında gösterdiği sosyal medya sevinci, Mahalli ve torunlarını gerçekte hiç ilgilendirmiyor, esas olarak o karayolu artık Rusya’nın envanterine girdi, gerçekleri görmek lazım.

Rusya durmayacaktır ve Erdoğan’a kızgınlar.

Rusya’nın yeni dış politika stratejisini 1996 yılında Çarlık Rusyası-Sovyetler hattında şekillendiren Yevgeni Primakov’un yayılmacı-çatışmacı anlayışı sonrasında kontrollerindeki bir bölge için kendilerini müzakereye zorlayan ilk lider, Erdoğan oldu.

İdlib, Çeçen harbinden bu yana hedeflerine ulaşmadan durdukları ilk coğrafya.

Bu nedenle durmayacaklardır, bilin.

Tam tersine, Suriye-Libya hattını büyük hesaplaşma alanına çevirecekler.

Sözüm Avrupalılara…

Libya’nın Suriye’den sonra Rusya’nın kontrolüne terk edilmesi, Çekoslovakya’yı işgal ettikten kısa bir süre sonra Polonya’ya giren Adolf Hitler’in cevapsız kalmasıdır.

O günlerin İngiliz-Fransız yönetimleri Nazi orduları Polonya’ya girdikleri gün, 2’nci Dünya Savaşı’nı başlatmak zorunda kalmışlardı.

Böyledir. Ne kadar kaçarsanız kaçın, tarih sizi kendine çeker.