Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Halime KÖKCE
hkokce@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Öfke ve intikam siyaseti mi?

19 Aralık 2019 Perşembe

Uzun zamandır Erdoğan ve AK Parti’yi devirmek, muhalefet partilerinin tek vaadi ve ittifak kurma gerekçesi haline gelmiş durumda. Çünkü birlikte taş taş üstüne koyamayacak iken yıkmak için işbirliği yapabiliyorlar. Erdoğan siyasetin her iki aksı için de tek kurucu figür haline geldi. Bir tarafta Erdoğan liderliğinde Türkiye’ye istikamet veren kadrolar diğer tarafta siyasi mülahazaları birbirinden farklı olan ancak ne yapıp edip Erdoğan’dan kurtulmalıyız motivasyonuyla yan yana gelebilen partiler... Muhtemeldir ki 2023 seçimlerinde de muhalefetin stratejisi bu olacak ve Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu parti ve Ali Babacan’ın kuracağı söylenen parti de aynı motivasyonla hareket edecek.

***

Sağlıklı demokrasilerde farklı dünya tasavvurları, ideolojik yaklaşımlar ve kimlik talepleri farklı siyasi partilerin varlık sebeplerine dönüşür. Partiler programlarındaki farklılıklar nispetinde ayrışırlar ve inandırıcı bulundukları oranda taban bulur, tabanlarını genişletirler. 

Bir takım görevlerden istifa etmek durumunda kalmak, küskün olmak, kızgın olmak bir siyasi parti için yeterince güçlü bir kuruluş gerekçesi değildir.

***

Elbette Ahmet Davutoğlu, parti kurmasını bu şekilde gerekçelendirmiyor. Ancak başbakanlık görevini bırakırken “Son nefesime kadar vefa ilişkimi koruyacağım” demiş biri olarak bugün yeni bir parti kurmuş olmasını dayandırabileceği retorik ve siyaseti üretebilmiş değil.

Mesela içinden geçtiğimiz süreçte Türkiye’nin yüzleştiği meydan okumalarla ilgili Davutoğlu’nun AK Parti, hatta CHP’den farklı olarak ne düşündüğünü, önerdiğini biliyor muyuz? Denilebilir ki daha yeni kurdular partiyi, elbet söyleyeceklerdir. Evet, söylemek durumundalar, mesela Barış Pınarı Operasyonu ve Türkiye’nin göçmenleri Rasulayn ve Tel Abyad arasına yerleştirme projesi hakkında ne düşünüyor? Avrupa ülkelerinin, aman kapımıza dayanmasınlar dediği mültecilerin buralara yerleştirilmesine destek olmayışına ne diyor? Libya ile imzalanan mutabakat için ne düşünüyor? O da Kılıçdaroğlu gibi “Bizim orada ne işimiz var” mı diyor? “Yeter artık FETÖ’cülerin yattığı, darbeye karışanlar tamam da şu örgüt davasını daha fazla uzatmayalım” mı diyor mesela. PKK-YPG konusunda bu kadar diretmenin alemi yok diye mi düşünüyor? S400’leri geri verelim, hava savunma sistemi neyimize mi diyor?

***

İnsanların Davutoğlu’nun kurulurken heyecan yaratamayan partisine yönelmesi için AK Parti’nin Davutoğlu’na bırakılmamasından doğan küslük ve intikam alma güdüsü dışında bir motivasyon görmesi mümkün mü?

 

ŞEHİR ÜNİVERSİTESİ’Nİ SİYASETE ALET ETMEK

Ne tesadüf ki tam da Davutoğlu’nun partisinin kuruluşunun arefesine denk geldi, Şehir Üniversitesi’nin altığı krediyi ödeyememesi dolayısıyla Halk Bankası ile yaşadığı sorun. Olayın kamuoyuna ilk yansıyış biçimi, “Üniversite Halk Bankası'ndanan kredi almış ama banka, iflas etmiş şirketleri bile kurtarırken bir eğitim kurumu olan Şehir Üniversitesi’nin kredisi yapılandırmıyor bile.” İnsan konuyu böyle dinleyince hak verebiliyor. Oysa olay başka; bir kere üniversitenin arazisiyle ilgili uzun süre devam eden bir dava var. Davayı kaybettiği için bankaya gösterdiği teminat geçersiz hale gelmiş. Bu arada şu ana kadar kamuoyuna yansımamış bir durum daha var. Bir körfez ülkesinden Şehir Üniversitesi’ne söz verilen para... Fakat para gelmiyor. Sebebi muhtemelen Davutoğlu’nun başbakanlık görevinden ayrılmış olması. Üniversite kredi borcunu bu parayla öderiz diye düşünürken kendi finansal kaynaklarını da iyi yönetmemiş. Üniversitenin eski finansörlerinden Murat Ülker de bunu teyit ediyor. Krediyi ödeyememek bir yana hocaların maaşını bile veremiyor.

***

Hal böyle iken yani sonuna kadar siyasi himmetle iş görmüşken siyaseti yadsıyan bir sözde ahlakçılık yapılıyor üstelik. Ömer Dinçer’in konuyla ilgili yaklaşımı mesela; “Meseleyi Cumhurbaşkanı’na götür diyorlar. Ben bunu yapmam. Hukukun devleti olacaksanız sorunlarınızı hukuka sığınarak çözmeniz gerekir.” Oysa o arazinin mülkiyeti üniversiteye, hukukla değil dönemin başbakanının himmetiyle bedelsiz devredilmiş. Bir körfez ülkesinden sözü alınan milyon dolarlar da keza. Artık öyle bir başbakan olmadığı için para gelmemiş. Para gelmediği için kredi ödenememiş...

Bunlar himmet, bunlar siyasi nüfuz kullanmak değil mi ki bugün “Erdoğan’dan himmet istemeyiz” afra tafraları yapılıyor. 

Ahlakçılık sloganları atıp üniversitedeki kayırmacılığı gizlemeye çalışmak, binlerce öğrenci ve çalışanı düşünmeden üniversite üzerinden siyasi aktivizm yapmak pek ahlaki bir tutum olmasa gerek.

Şehir Üniversitesi olayı, Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu partinin geleceği hakkında da fikir veriyor maalesef.