15 Ocak 2021 Cuma / 1 CemaziyelAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Yalçın AKDOĞAN
yalcinakdogan@stargazete.com
Yazarın Sayfası
Dinle

Orduya hakaret ‘haram' değil mi?

02 Aralık 2020 Çarşamba

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir süredir dini terminolojiyi kullanarak AK Parti’ye yükleniyor. ‘Bu iktidara oy vermek haramdır’ gibi sözler sarf ediyor.

Kılıçdaroğlu’nun siyaset ve muhalefet yaparken dini kavramlar kullanmasında bir beis yok, her ne kadar bir dönemler bunu laikliğe aykırı bir durum gibi görseler de milletin hamurunun yoğrulduğu değerleri benimseyerek kullanmaları olumlu bir durum olur.

Ancak değil Kılıçdaroğlu’nun hiç kimsenin vatandaşın siyasi tercihlerini ve siyasi davranışlarını dini açıdan yargılama gibi bir hakkı yoktur. Hiçbir parti başka bir partiye oy verilmesini dini açıdan yargılayıp, yaftalayamaz.

Ayrıca Kılıçdaroğlu dini kavramları da yanlış kullanmaktadır. Bir davranış haram-helal ile değil günah-sevap ile vasıflandırılabilir. Kötü bir şey yapmak ‘haram’ olmaz, ‘günah’ olur.

Örneğin bir CHP milletvekilinin orduya yönelik hakaretamiz ifadesini eleştiren birçok kişi ‘ayıptır, günahtır’ gibi ifadeler kullandı. Acaba Kılıçdaroğlu’na göre böyle bir hakarette bulunmak haram mıdır, helal midir, günah mıdır, sevap mıdır?

Yani Kılıçdaroğlu’nun olur olmaz yerlerde günah yerine haram demesi de yanlıştır, herhangi bir kişiyi dini açıdan yargılamaya kalkması da yanlıştır.

CHP lideri fetva makamı gibi hüküm veremeyeceği gibi, Hristiyanlıktaki dini liderlik gibi kimseyi aforoz edemez.

CHP’li milletvekilinin sözleri bilinçaltındaki bir kızgınlığı yansıtıyor. Askere, orduya, TSK’ya yönelik bir kızgınlık hali yaşıyorlar.

Asker-sivil ilişkilerinin normalleşmesi CHP’yi hiç mutlu etmedi.

Askerin yetki ve sorumluluk alanında hareket etmesi, siyasete müdahale etmemesi de CHP’ye mutluluk vermiyor.

Bileğini bükemediği iktidarlara karşı dâhili veya harici vesayet odaklarından medet ummak CHP açısından bir siyaset tarzıydı.

Bugün bu beklentisi karşılık bulmuyor.

Asker asli işini yapıyor ve üstün bir başarıyla yapıyor. Vatan savunmasında da milli güvenlik çıkarlarımızın bölgesel düzeyde korunmasında da TSK alkışlanacak bir performans sergiliyor.

CHP ise askerin her konuda bir direnç göstermesini istiyor. Bu beklenti güvenlik politikaları için de geçerli, diğer siyasi konular için de geçerli…

Hükümetin Suriye, Doğu Akdeniz, Karabağ, Libya politikalarını eleştiren CHP’liler askeri bu politikalara ‘ortak’ gibi görüyorlar. Siyasi iktidar-ordu ilişkisini ‘ortaklık’ gibi gören bu çarpık anlayış neticede askere kızgınlık duyuyor.

Yani CHP’nin kızgınlığı ordunun hem güvenlik politikalarına, hem de diğer politik konulara karşıtlık sergilememesinden kaynaklanıyor.

Oysa devlet kurumları arasındaki ilişki ‘ortaklık ilişkisi’ değildir. İktidar da, Meclis de, TSK da, diğer devlet kurumları da anayasal zeminde kalarak ülkesi ve milleti için üzerine düşen vazifeyi yerine getirmektedir. Devlet organları ve kurumları arasındaki uyum ve koordinasyon olması gerekendir.

Türkiye’nin terörle mücadeleden bölgesel konulara kadar geniş bir alanda askeri kabiliyetleriyle göz doldurduğunu bir dönemde TSK’yı yıpratacak söylemlerde bulunmak milli bir tavır olamaz.

Orduyu tahkir ve tezyifle tahrik etmeye çalışmak açık bir provokasyondur ve son derece yanlıştır.