Orhan Pamuk'un "Beyaz Kale"si çıktığında, Yeni Haber Gazetesi'nin kültür sanat sayfasında, Sefa Kaplan beyin asistanıydım. Kitap tanıtım köşesinde tanıtmıştım Beyaz Kale'yi. 1985'ti üniversiteye yeni başladığım yıllar, 1980 darbesinin hemen ardından, edebiyatın büyük suskunluk günlerinin sonrasında, Latife Tekin ve Orhan Pamuk, apolitik bulunan kitaplarıyla epey eleştiriye tabi tutuluyordu sol cenah tarafından...
Ben bunu o yıllarda tam olarak anlayamıyordum... Kırk yıl geçmiş, bunca yılın ardından, sanatın halen mahallelere bunca sert bölünmüşlüğünü anlayamıyorum ve karşı kamplardan mevzilenmelerle, birbirine göz yummakla, görmemekle veya çok görmekle, parlatmakla da iyi edebiyat yapılacağını düşünmüyorum... Kanonlara rağmen iyi sanat kendine her zaman yer bulur, bulacaktır.
Gerçi Orhan Pamuk olunca iş, sadece edebiyat değil, daha çok kitapların pazarlanması gibi bambaşka bir işletme stratejisine dönüşüyor. Halbuki buna hiç gerek yok, kitapları zaten yeterince okunuyor öyle değil mi, niçin kitaplarına ilgi çekebilmek için kalkmış bu yaşında; "Orta Doğulu beyinlerden", "Orta Doğulu beyinlerin pisliklerinden" bahsediyor sizce...
Bu kendisiyle ilgili olarak duyduğu derin bir üzüntü, felaket derecede bir aşağılık kompleksi olabilir mi mesela? Türkiye'de doğduğu için, Türkiye coğrafi olarak Avrupa'nın ve ABD'nin doğusu ve uzağında olduğu için ve bu durum kendisinde kapanmaz bir yara, onulmaz bir dert olduğu için mi? Niçin beyin kıvrımlarındaki kötülüklerden pisliklerden bahsediyor... Avrupa ya da Amerika olmayan her şey pis midir?
Yoksa bilmediğimiz bir suçluluk hissi midir ki; koca yazara üst üste itiraflar ettirmekte, devamlı günahlar çıkarttırmakta, sürekli her gece Leydi Makbet gibi kirlenmiş ellerini yıkatmakta... Pamuk'un bu takınılmış suçluluk sayıklamalarının kökeninde ne var acaba?
Bir de ister istemez insanın aklına, Orhan Pamuk'un beynindeki kötülükler-pislikler, doğuştan mı, yoksa sonradan edinilmiş kötülükler ve pislikler mi? Diye bir soru düşüyor.
Orhan Pamuk ömrü hayatında kaç tane Orta Doğulu tanımıştır acaba? Edward Said de bir Orta Doğuluydu mesela, acaba onun hakkında da, "beyni pisliklerle dolu bir adamdı' diye mi düşünüyor? Yoksa bu pislik -ne kadar çirkin ve talihsiz bir ifade bu- sadece kendisine has bir şey mi?
Yok yok self-kolonyalizmden, ev zenciliğinden falan bahsetmeyeceğim. Daha sıradan daha hayatın akışında sorularıma devam edeceğim.
Dünya vicdanını sızlatan ve isyan ettiren şu Mr. Epstein mesela... Orhan Pamuk, beyin kıvrımlarındaki pisliklerden bahsediyor ya... Çocukların ve kadınların istismara, tecavüze ve feci şekilde katliama uğratıldığı o melun ada ve o cehennemin zebanileri olan beyaz tenli zengin barbarlar... Bunlarla karşılaştırıldığında, Irak'ta, Suriye'de, Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan'da bombalanan, katledilen Orta Doğulu mazlumları hangi kelimelerle suçlayabiliriz...?
Ne bu ülke ne de bu toplum umurunda yaşlı yazarın. Hatta dünyada olup bitenlerden de haberi olduğunu zannetmiyorum... Küçük çocukları katledip yiyen modern çağın yamyamlarının pisliğini görmüyor da, her fırsatta o şeytanların bombalayıp perişan ettiği mazlum coğrafyayı suçlayıp duruyor...
Bu haliyle sadece beyninin değil, vicdanının da kirli olduğunu ilan ediyor! Yazık, bin kere yazık...