Antalya Diplomasi Forumu bu yıl "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" temasıyla toplandı. Bu ifade bir diplomasi başlığı gibi duruyor; fakat aslında içinde bulunduğumuz çağın fotoğrafı. Dünya bir sistem krizinin içinden geçiyor. Enerji krizi derinleşiyor, tedarik zincirleri kırılıyor, finansal yapı geriliyor. Belirsizlik, düzenin istisnası değil; bizzat kendisi.
Bu çerçevede Orta Koridor'un Geleceği, alt başlıklardan biri olarak tartışıldı.
Fakat tartışmanın zemini teknik değil, tarihsel ve stratejikti.
Türk Devletleri Teşkilatı'nın son yıllarda attığı adımlar, bu tartışmayı farklı bir noktaya taşıdı. Hazar'dan Kafkasya'ya, oradan Anadolu üzerinden Avrupa'ya uzanan çizgi, sadece ekonomik bir temas üretmiyor. Kopmuş bağların yeniden kurulmasına, parçalanmış coğrafyaların yeniden birbirine eklemlenmesine zemin hazırlıyor. Bu süreç, Afro-Avrasya denkleminde yeni bir ağırlık merkezi doğuruyor.
Katılımcıların ortak görüşü, fiziki kapasitenin büyüdüğü; fakat belirleyici eşik olarak dijital entegrasyonun öne çıktığı yönündeydi. Hazar'ın doğusunda yer alan Kazakistan'ın Aktau ve Kuryk limanlarında yaşanan darboğazları aşmak için yatırımlar hızlanıyor. Ancak Çin sınırından Avrupa'ya kadar kesintisiz bir dijital gümrük düzeni kurulmadan akış yönetilemez, yorumları da çok önemli.
NATO ve Batılı temsilcilerin dilinde güvenlik artık sınır hattıyla sınırlı bir başlık taşımıyor; enerji akışları, veri kabloları ve tedarik zincirleri sistemin korunması gereken omurgası olarak tarif ediliyor. Bu çerçevede Orta Koridor'un dayanıklılığı, Avrupa-Atlantik güvenliğinin bir parçası olarak konumlandırılıyor. Böylece hat, sadece ekonomik bir güzergâh olarak anılmıyor; küresel rekabetin doğrudan temas ettiği bir zemin haline geliyor. Hemen belirteyim, Orta Koridor'u bu dar çerçeveye sıkıştırmak, onun tarihsel ve jeopolitik bütünlüğünü perdeleyen bir yaklaşım üretiyor. Bu hat, yalnızca korunacak bir akış değil; kendi başına bir bütünleşme eksenidir.
Finansman başlığı ise elbette tartışmanın en kritik noktalarından biri. Konunun uzmanlarının görüşü, bu ölçekteki yatırımların tek merkezli finansman modelleriyle taşınamayacağı yönünde. Borçlandırma üzerinden kurulan kalkınma anlayışı kırılganlık üretiyor. Yerel para birimleriyle ticaret ve bölgesel fonlar daha fazla konuşuluyor.
Bir parantez açmak gerekiyor.
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan her gerilim, küresel sistemin dar bir akış hattına ne kadar bağımlı olduğunu gösteriyor. Enerji akışı zorlandığında, sistem bütünüyle geriliyor. Bu yüzden Orta Koridor, sadece yeni bir seçenek olarak değil, küresel dengeyi yeniden kurma kapasitesiyle öne çıkıyor.
Türkiye bu denklemde ayrı bir yerde duruyor.
Herkes kaosu üflerken Türkiye, düzen arayışının merkezine yerleşiyor.
Bir barış adası gibi konumlanıyor.
Bu konumun anlamı burada ortaya çıkıyor.
Türk kuşağı, bir proje başlığıyla açıklanamaz.
Bir teknik başlıkla sınırlanamaz.
Bu, tarihsel sürekliliğin yeniden akışa girmesidir.
Coğrafyanın kendi içinden bir bütünlük üretmesidir.
Ekonominin, güvenliğin ve hafızanın aynı eksende birleşmesidir.
Orta Koridor'un geleceği de bu bütünlüğün derinliğiyle belirlenecek.
Kurulan şey yalnızca bir bağlantı düzeni değil; bir merkezdir.