Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Selim ATALAY
http://www.selimatalay.com
Yazarın Sayfası

Ortadoğu ancak bütün kalırsa huzur gelir

17 Eylül 2018 Pazartesi

Viyana’dan, Kafkasya’ya, Bağdat’a uzanan bölgede Türkiye, tarihi bugüne taşıyor.

Eylül hüzün ayı mıdır? Tarih, hüzünlerin ya da zaferlerin, zamana ve zemine bağlı olduğunu anlatır... Zafer, kimi zaman da eldekini korumaktır... Bir Eylül ayında Osmanlı Ordusu Viyana’dan dönüşe başlamış, Bir başka Eylülde Türk ordusu, düşmanı Sakarya nehri kıyısında durdurmuştur. Diğer bir Eylülde, Kafkas İslam Ordusu Bakü’ye girer. Daha eski bir Eylülde, Müslüman Memluk ordusu Moğolları Ayn Calut- Filistin’de durdurur. Moğol istilası durdurulmasa, Ortadoğu’nun ve Türklerin tarihi farklı akardı. 

Viyana-Anadolu-Kafkasya-Filistin coğrafyamızın bize verdiği tarihtir. 

Ortadoğu, bölgeye yabancı olanların yakın zamanda koyduğu bir isimdir. Uzak zamanda ‘bir yerin doğusu’ diye bir kavram yoktu, Osmanlı İmparatorluğu vardı, payitahtın vilayetleri vardı. Ortadoğu denen alan, bir jeopolitik merkezdir. Diğer merkezlerden coğrafya ile ayrılır ve kendi coğrafyasının siyasetini ve tarihini yaşar. 

Ortadoğu beş denizle diğer coğrafyalardan ayrılır: Hazar, Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Umman Denizi... İki çöl, dış sınırları tamamlar: İran ve Libya... Dış sınırın doğusunu bir sıradağ tutar: Kafkaslar. Ortadoğu’nun beş parçası vardır: Mısır, Anadolu, Güney Kafkasya, İran ve Arabistan. Bölgeyi, Mezopotamya’dan başlayıp Anadolu’ya uzanan, oradan güneye Suriye-Lübnan kıyısına dolaşan tarım arazisi beslemiştir. Su, buradadır. 

Ortadoğu’nun bu beş parçası, daha da parçalara ayrıldığı için bölge rahat huzur görmez. Beş parça ne zaman birleşse, bölgede huzur ve barış olmuştur. Son birleşmenin yapısı, Osmanlı İmparatorluğu idi. Şimdi ise bu beş parçanın daha da parçalanması-parçalanmaması mücadelesi sürmektedir.

 

İslamın Kafkas Ordusu

15 Eylül, Bakü’nün Ermeni-Bolşevik işgalinden kurtuluşunun 100. yıldönümüdür. Bakü’yü, Osmanlı-Azeri-Kafkas gönüllülerin oluşturduğu ve bir Osmanlı İmparatorluk ordusu olan Kafkas İslam Ordusu kurtarmıştır. Bu harekatla günümüz Azerbaycanına giden yol açılmıştır.

Kafkas İslam Ordusu, Temmuz 1918’de Şark Ordular Grubu altında Enver Paşa’nın talimatıyla kuruldu. Başına Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa geçti. Yaklaşık 20 bin mevcutlu ordu, Kafkasya’da ilerlemeyi ve bölgede işgalci olan Bolşevik-Ermeni varlığına son vermeyi, dağınık Müslüman Kafkas topluluklarını hareketlendirmeyi amaçlıyordu. Kafkas İslam Ordusu bir çete hareketi değildi. 

Sonradan ‘Turancılık’ diye küçümsenmeye çalışılan bu çaba, zamanın askeri ve stratejik gereklerinden ortaya çıkmıştı. Dönemin Kafkasya haritasına bakıldığında, makul ve uygulanabilir bir stratejiydi. Her şey olup bittikten sonra geriye bakıp ‘Enver maceracıydı, şuydu buydu’ diye küçümsemek, tarihi badanayla örtmeye çalışmaktır. Son ana dek kahramanca vuruşmaya devam edenlerin vatanseverliğini sorgulamak, yersizdir. 

1918 başında Lenin-Stalin ikilisi bölgede Gürcistan’ı pekiştirmiş, diğer alanları Bolşevik-Rus birliklere ve Ermenilere bırakmıştı.

Bu cesaretle Ermeniler Mart 1918’de Bakü’de onbinlerce Müslümanı katletti. Büyük bir soykırımdır. Yine Mart’ta Brest-Litovsk anlaşmasıyla Rusya savaştan çekildi. Ancak Almanya da Rusya’ya karşı Osmanlıyı yalnız bırakmıştı. Aylar içinde Moskova, Gürcistan üzerinde Almanya hakimiyetini tanıdı.

Bütün bu akıntıların kırılma noktası da Azerbaycan’dı. 1918 yazında Osmanlı ordusu ile Gürcistan’da üslenen Alman ordusu Bakü-Tiflis-Batum hattı için savaştılar.

Birinci Dünya Savaşının Osmanlı-Alman ittifakı ezbere konuşulur. Ancak 1918 sonrasında bu ittifakın çatladığı ve Almanya’nın Osmanlıdan uzaklaştığı gözardı edilir. ‘Türk gibi sözüne sadık olmak’, sadece Türklere mahsus bir durumdur. Osmanlıyı en önce müttefikleri satmıştır. 

Neden Bakü? Almanların, Rusların ve Ermenilerin Bakü iştahı neydi? Eylül 1918’de Bakü’de Kafkas İslam Ordusu’nun karşısında neden bin kişilik İngiliz birliği vardı? Bakü için İngilizler neden çarpışıyordu? Bütün bu soruların tek cevabı var: Petrol... 100 yıl önce Bakü petrolü, düşman saflardaki Almanya ve İngiltere’yi silahlarıyla Kafkasya’ya getirip, bölüşüme oturtmuştu. 1918’in sonunda Rusya dahil hepsinin ortak çabası, Osmanlıyı petrolden uzak tutmaktı. 

Bakü kurtarıldı, ancak devamı gelemedi. 30 Ekim Mondros, savaşı Osmanlı için bitirdi. 

Kafkas İslam Ordusu’nun bir hedefi de, petrol bölgesinden limana bağlanan Bakü-Tiflis-Batum demiryoluydu... Bugün, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattında, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattında ve bölgeyi birleştirici diğer projelerin 100 yıl uzağında Kafkas İslam Ordusunun ve kahramanlarının hatırası vardır. 

 

Yine ve yeniden demiryolu

Türkiye, ulaştırma alanında kara ve havayolu projelerinde önemli atılımlar yaptı. Şimdi demiryolu ağının da modernleştirilmesi, geliştirilmesi ve stratejik hedeflere uygun hale getirilmesi gerekiyor. Bu konuda Çin ile görüşülmekteydi. Ancak Mayıs ayında Başbakan Binali Yıldırım’ın teması sonucu, demiryolu sektöründe Türkiye’ye yeni kapılar açacak bu dev proje Almanya’ya da önerildi. 

Ve bu Eylül itibarıyla Almanya, Türk demiryolu ağını baştan sona geliştirecek, yeni hatlar açacak, Türkiye’ye de teknolojik katkı-birikim sağlayacak 35 milyar euroluk bu tarihi projeye yakın duruyor. Almanya, stratejik projeye Çin’e kıyasla daha iyi koşullar getirdi. Alman medyasına göre bu konuda halen görüşmeler sürüyor ve Almanya, Çin tekliflerini aşacak yeni teklifler hazırlıyor.

Almanya ve demiryolu deyince, zihinlerde Berlin-Bağdat Demiryolu var... Sultan Abdülhamit döneminin Ortadoğu’daki stratejik değerlendirmeleri ve ittifakları var. Anadolu’nun demiryolu altyapısı, Bağdat demiryoludur. Evet bu hatla Almanya, Musul petrolüne ve Basra limanına ulaşmayı hedeflemişti. Osmanlı-Alman ittifakında eşit çıkarlar, ilişkiler vardı ya da yoktu. Ancak her ülke kendi çıkarına bakar. Türkiye için de zaman, mevcut çıkarları ve hedefleri dengelemek ve en iyi neticeyi almak zamanı.

Projenin Almanya’ya verilmesiyle, Türk ekonomisine önemli bir güven ve kaynak tazelemesi yaşanacak. Alman yatırımı aynı zamanda AB-Türkiye ekonomik ilişkilerinin canlanmasını sağlayacak, Türkiye yatırım ortamı üzerindeki bulutları dağıtacak. Almanya, kur çalkantısı yaşanırken yatırıma girişerek, Türk ekonomisine güven ve destek veriyor. Ekonominin bu darboğazı aşacağını biz biliyoruz da, Almanya da aynı şeyi söylüyor.

Bağdat Demiryolunun bir kolu, Anadolu’dan başlayıp Suriye-Lübnan-Filistin üzerinden Hicaz’a gider. Geleceğin müreffeh Ortadoğusunda Hicaz Demiryolunun da ihya olması, bir hayal değil... Türkiye merkezli Bağdat ve Hicaz hatlarıyla birbirine bağlanacak Ortadoğu kent ve limanlarının, herkesi zengin edecek ekonomileri işletmesi, bir hayal değil. Emsali var: 100 yıl önce Ortadoğu birleşikken huzurluydu.

 

Viyana’da bıraktığımız kahve çuvalları

Viyana’daki Osmanlı Kuşatması, yardıma gelen Lehistan-Polonya Kralı Sobieski’nin müdahalesiyle 12 Eylül’de kırıldı. Aslında Viyana çok önce teslim olmaya hazırlanıyordu. Leh asıllı tüccar Cerzi Françişek Kulçitzki olmasa, belki Viyana çoktan düşerdi. 

Türkçe de bilen Kulçitzki, kuşatma altındaki Viyana’dan çıkıp dışarıdaki durumu öğrenmek ister. Osmanlı askeri gibi giyinir, sonra Türkçe konuşarak, selamlar vererek, yürürken Türkçe şarkılar söyleyerek kuşku uyandırmadan kuşatma çemberini aşar. Dışarıda, Sobieski’nin büyük bir orduyla Viyana’yı kurtarmaya geldiğini öğrenir. Ve kente geri dönüp bu haberi yayar. Viyana yeni bir şevkle direnir, Sobieski’yi bekler. 

Osmanlı ordusu çekildikten sonra Kulçitzki Viyana’nın kahramanı olur. Sobieski, bu ünlü Leh vatandaşına, Osmanlı ganimetinden istediğini almasını söyler. Kulçitzki, geride kalan birkaç yüz çuval çekirdek kahveyi alır. Sonra bu kahvelerle Viyana’nın ilk kafe’sini açar. Başlangıçta, sert sade kahve ilgi görmez. Girişimci Kulçitzki, kahveye süt ve bal ekleyip, fark yaratır ve Viyana, o zaman kafeler başkenti olur. Polonya dışişleri kayıtlarına göre, Kulçitzki’nin ilk kafesi bir yıl içinde kapanır, ama girişimci, biri hala açık olan iki kafe daha açar. Halen Viyana’da adını taşıyan bir sokak ve sokakta kahve yapan heykeli vardır. Viyana belki düşmemiştir ama Avrupa siyasetçisi ‘Doğunun’, Viyana’nın Landstrasse yolundan başladığını bilir.