24 Ekim 2020 Cumartesi / 7 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Fadime ÖZKAN
fozkan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Bekir Bozdağ: Parlamenter sistem operasyona açık bir sistem

20 Nisan 2015 Pazartesi

AK Parti’nin iktidar olduğu 2002’den beri etkin görevlerde bulunan Bekir Bozdağ da aktif siyasete veda edecek isimlerden biri. Üç dönem TBMM’de Yozgat milletvekilliği, 61. Hükümette Başbakan Yardımcılığı, 62.Hükümette Adalet Bakanlığı yapan Bozdağ ile hem kendisinden sonraki dönemi kapsayan başkanlık sistemini hem de 13 yılın muhasebesini yaptık. Bozdağ evet vedaya hazırlanıyor ama son derece mutlu mutmain. “Türkiye’yi değiştiren ekibin bir neferi olmak şerefi bize yeter” diyor.

BOZDAĞ: Parlamenter sistemde halk sandıktan güçlü iktidar çıkarmazsa Meclis operasyona müsait hale geliyor. Medya, sermaye, dış güçler hükümeti değiştirmek isteyince milletvekillerine yöneliyor. Ecevit’in nasıl hançerlendiğini hatırlayın. 

Paralel yapının suç işlemiş elemanlarıyla ilgili davalar başladı ama biliyoruz ki çok geniş bir örgüt bu. Uyuyan hücreler dahil, paralelle mücadelenin neresindeyiz?

Devlet hukukun dışına çıkan tüm yapılar gibi paralel yapıyla ilgili olarak da gerekeni yapar. Vatandaşlarımız müsterih olsun. Paralel çevreler tabanlarını beklenti içinde tutmak için sürekli propaganda yapıyorlar. 30 Mart’ı bekleyin diyorlardı, 30 Mart geçti. 10 Ağustos dediler, geçti. Şimdi de 7 Haziran’ı bekleyin neler olacak diyorlar. Sürekli olarak beklentiyi geleceğe aktarıyorlar. Buradan açık ve net olarak söylemek isterim ki; paralel yapıyla mücadele sadece bir AK Parti değil, bir devlet kararlılığıdır. Devam edecektir.

Başkanlık önerimiz öncekilerden farklı

- AK Parti seçim beyannamesinde başkanlık sistemini önerdi, vaat etti. Başkanlık sistemi AK Parti öncesinde de konuşulmuş olmasına rağmen hala pek anlaşılmış değil. Bir kafa karışıklığı hatta kakafoni var?

Geçmişte Özal, Demirel, Türkeş ve Erbakan başkanlık sistemini istediler ama şartları farklıydı. Özal ve Demirel iktidardaydı ama en zayıf dönemlerindeydiler. Rahmetli Erbakan ve Türkeş muhalefetteydiler. AK Parti ise en güçlü döneminde, yasamada çoğunluğa sahip, yüzde 50 oyu olan bir iktidar partisi olarak seçim beyannamesinde “parlamenter sistemi başkanlık sistemiyle değiştireceğim” diyor. Bu anlamda bu bir ilktir.

Yasama ve yürütme bal gibi de birleşik

- Türkiye başkanlığa neden geçmeli? 

Güçlü siyasi iktidar, güçlü yasama, güçlü yürütme, güçlü denetim, hızlı karar alma ve en iyisini yapmak bakımından en iyi sistem başkanlık. Yasama ve yürütmenin birbirine karşı tam bağımsız olduğu sistemdir başkanlık sistemi. Şu an parlamenter sistemin adı olsa da özellik ve işleyiş olarak aslı yok. Diyoruz ki yasama yürütme ayrı olacak. Türkiye’de ayrı mı? Hayır. İktidar nereden çıkıyor? Meclis çoğunluğundan. Komisyonlardaki çoğunluk kime ait? İktidara. Genelkuruldaki çoğunluk kime ait? İktidara. Komisyonlardan ve genelkuruldan iktidara rağmen bir kanun çıkabilir mi? Hayır. Ak Parti’den önce de böyleydi. Yasama ile yürütme birleşmiş durumda. Yasamadaki iktidar partisi üyeleri yürütmenin başarısını kendi başarısı olarak gördüğü için yürütmeyi etkin biçimde denetlemiyor. O yüzden yasama yürütme hiç ayrı olmamıştır Türkiye’de.

Ecevit’e çekilen operasyonu hatırlayın

- AK Parti yasamada, Meclis’te bu kadar güçlü olduğu bir dönemde kendi etkinliğini daraltacak bir değişikliği neden istiyor peki?    

Şahsi kanaatim şu: Güçlü iktidar o ülkenin hem refahını artırır hem her alanda gelişmesini sağlar. Türkiye’de 62. Hükümet iktidarda. Cumhuriyetin ise 93 yılı. Bir buçuk yılda bir hükümet değişmiş. Tek parti dönemini ve tek başına iktidar olan DP, AK Parti sürelerini çıkardığınızda bir yılın bile altına düşüyor. Bir yılda hangi politika uygulanabilir? Koalisyonda da güçlü değilsiniz. A politikasına B partisi, B politikasına C partisi itiraz ediyor, karar alınamıyor, uygulanamıyor. 280 ile iktidar oldunuz diyelim ki, yine güçlü değilsiniz. Milletvekillerinizin bir kısmı gelip diyebilir ki “Sayın Başbakan şunu şöyle yap, yalnız değilim 5-6 arkadaş daha var”. Hükümet cesur adım atabilir mi? Gücü kıla bağlı, operasyona açık. Geçmişte medya, sermaye, dış güçler hükümete operasyon çekmek istediğinde milletvekillerine yönelirdi. Parlamenter sistem buna müsait çünkü. Ecevit’in başına gelenleri düşünün, oğlu gibi sevdiği Hüsamettin Özkan tabiri caizse arkadan hançerledi. Bakanlar istifa ettiler, operasyon çektiler. Bedelini vatandaş ödediği için 2002’de “buna bir daha katlanamam” dedi ve bedel ödeten partileri meclis dışına çıkardı, dışardadaki iki partiyi meclise soktu. O günden beri halk AK Parti’ye olan desteğini geri çekmiyor. Onun için biz diyoruz ki parlamenter sistemde halk bir partiyi çoğunlukla iktidara getirmezse, ülke kaybeder. Ama başkanlık sisteminde siyasi istikrar da güçlü iktidar da sandıktan çıkıyor. Başkan doğrudan seçiliyor. Kimsenin icazetine ihtiyacı yok. İktidarın da parlamento güvenine ihtiyacı yok.

Hesap sorma, hesap verme tam olacak

- Denge ve denetleme nasıl olacak? 

Deniyor ki hükümet hesap versin. Parlamentoda iktidar grubu çoğunlukta olduğu için istendiği gibi olmuyor bu. Koalisyonlarda da olmuyor. Halk vaat ettin yapmadın dediğinde, e tek başıma iktidar değildim ki deniyor. Hesaptan kaçılıyor. Ama başkanlık sisteminde hesap soran belli, halk. Hesap verecek belli, başkan. Şu da var: Halkın oy verdiği seçim beyannameleri koalisyonlarda uygulanmadığı için halkın onaylamadığı politikalar devreye giriyor bu defa. Pek çok belirsizliği içeriyor yani parlamenter sistem. Hesap soran veren belli olsun, güçlü iktidar, istikrar olsun. Her zaman AK Parti gibi güçlü iktidarlar olmayabilir, onun için biz, en güçlü olduğumuz dönemde Türkiye’nin hayrına her zaman gücü ve istikrarı tesis edecek sistemi getirelim diyoruz.

- Başkanlık sisteminin ne olduğuna dair bunca kafa karışıklığını neye bağlıyorsunuz peki? AK Parti mi doğru anlatamadı, doğru zemin mi oluşmadı ya da sabote mi edildi?

Anayasacıların siyaset bilimcilerin kitaplarını açıp bakın. Yönetim sistemlerini anlattıkları bölümlerde başkanlığı gizlemek için nasıl gayret ettiklerini göreceksiniz. Çünkü siyaset bilimi alanına hâkim olan akademi çevreleri çoğunlukla sol çizgide olduğu için hep karşı çıkmışlardır. Ecevit de evet dememiştir, CHP genel başkanları da. Solun gücü, toplumsal karşılığı sınırlı. Onun için de başkanlık sistemi gelmesin, hiç değilse ara dönemlerde, darbelerin yedeğinde iktidar olabiliriz diye bir umutları var. Onun için de medyada etkin olan kesimlerle birlikte başkanlık sisteminin tartışılmasını, halk tarafından bilinmesini istemiyorlar. Dikkat ederseniz biz gündeme getirdik sol çevreler, muhalefet tartışmaktan hep kaçındı.

Muhalefet başkanlıktan korkuyor

- CHP oyu yüzde 25’lerde. Son iki seçimde muhalefet AK Partiye karşı işbirliği halinde. Sistem fiili olarak iki partili sistem gibi işliyor aslında. ABD’deki gibi bir başkanlık olursa muhalefete iktidar umudu doğmaz mı?

Ben de aynen böyle düşünüyorum. Mevcut sistem içinde CHP asla tek başına iktidar olamaz. Ama Türkiye başkanlık sistemine geçerse solcu bir isim de başkan seçilebilir. Diyelim ki halk sağdan seçtiği başkanlardan memnun kalmazsa ve sol da iyi bir aday çıkarabilirse onu denemek isteyebilir. Başkanlık sistemi aslında CHP’ye de iktidar yolunu açabilecek bir sistem. Ama güçlü lider gerektirir başkanlık sistemi. Zayıf genel başkanlar istemez bunu. Yüzde 51 arandığı için iki aday yarışacak neticede. Çatı adayı niye getirdiler? Tayyip beyin karşısında kendilerini yetersiz gördükleri için. Adayları onlardan güçlü değildi de vehimleri öyleydi. Başkanlık sisteminde herkes her kesim tarafından sayılan güvenilen, donanımlı, karizmatik, hitabeti güçlü, boylu poslu, güçlü aday koymak zorunda olduğu için her durumda Türkiye’nin güçlü bir başkanı olacaktır. Muhalefetin istememesinin bir nedeni de, başkanlık sisteminde kaybeden lider giderler. Al Gore aday oldu, kaybetti gitti. Biden kaybetti gitti. Kazanan kalıyor, o da sadece iki dönem. Türkiye’de partilerin başkanlık koltuğuna alışmış, kaybettikleri halde zafer edalarıyla dolaşmaya alışmışlar. O yüzden başkanlık sistemi gelirse bizim başkan olma şansımız yok, genel başkanlığı sürdürme şansımız da yok, deyip karşı çıkıyorlar.

Kutuplaşma azalır, saplantılar biter

- Başkanlık kutuplaşmayı artırmaz mı?  

Tersine. Uçlara gideni iktidara taşımaz halk. Türk ırkçılığı yapan MHP ya da Kürt ırkçılığı esasıyla siyaset yapan HDP başkanlıkta yüzde 51 alabilir mi? Hiçbir ırkçı bu ülkede başkan seçilemez. Ya da Sezer gibi laikçi ulusalcı birisi kıyamete kadar seçim olsa Türkiye’de başkan seçilemez. Başkanlık sitemi herkesi merkeze çağıran bir sistem.

HDP’nin seçim tercihi Türkiye karşıtı son proje

- HDP’nin Meclis dışı kalması çözüm sürecini etkiler mi?

Etkiler ama süreç HDP Meclis’te diye yürümüyor. Amacı hedefi belli. Aman süreç yürüsün diye oraya oy vermeye kalkacaklara açık söyleyeyim. HDP’nin Mecliste olmaması süreci akamete uğratmaz.

- HDP sürecin ortasında niye aldı peki söyle bir riski?

Bence bu bir proje. HDP seçime parti olarak girmeye ikna edildi. AK Parti’nin güçlü iktidarını, Türkiye’nin yakaladığı siyasi-ekonomik istikrarı bozmak isteyenler her yolu denedi. İstedikleri olmayınca HDP’yi ortaya sürdüler. Son koz paralel yapıydı. Paralel fos çıkınca HDP’yi ikna ettiler. Hedef AK Parti’nin Anayasayı değiştirecek çoğunluğa sahip olamaması. HDP barajı geçemezse de ülkenin huzurunu bozmak için çalışacaklar. HDP’nin parti olarak seçime gitmesi Türkiye’nin gücünü zayıflatma projesi. Millet buna izin vermez.

Şehit Savcı ile ilgili hislerimi anlatmam mümkün değil

- Türkiye’de toplumsal huzuru tehdit eden tek terör örgütü PKK değil. DHKP-C’nin Savcı Kiraz’ı rehin alması ve şehit etmesi toplumu derinden sarstı. Teröre de teröristi övene de lanet edildi. Siz ne hissettiniz Adalet Bakanı olarak?

Bu çok... (Derin nefes alıyor) Benim buna cevap vermem, hislerimi açıklamam çok zor. Yargı camiası çok derin üzüntü duydu. Mehmet Selim Kiraz kardeşime bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Olaydan sonra babasını, eşini, çocuklarını gördükten, kendisine dair bilgiler aldıktan sonra hissettiklerim anlatılamaz. Çok üzüntü verici. Terör ne Türkiye’de ne dünyada hiçbir meseleyi çözmedi çözemez. DHKP-C “emperyalizme karşı omuz omuza” sloganıyla emperyalizme hizmet ediyor. Türkiye’nin karıştırılması, bir yerlere mesaj verilmesi için devreye sokulan taşeron bir örgüt.

Ailem beni evde görünce ne yapacak bilmiyorum

- Aktif siyasetten uzaklaşacak olmanıza aileniz ne diyor, mutlular mı sizinle daha çok vakit geçirebilecekleri için?

Üç dönem kuralının işleyeceği dört yıldır bilindiği için zihinsel olarak biz kendimizi buna hazırladık. Ama eşim ve çocuklar beni evde görmeye alışık olmadıkları için onlar ne yapacaklar bilmiyorum tabi. Ben 1998’ten beri siyasetin içindeyim ve onlar benim evde olmadığım bir hayata alıştılar aslında. Üç çocuğumuz var, üç oğlan. En küçük 6 yaşında, büyük 17 yaşında. İki büyük çocuk ne zaman bu kadar büyüdüler inanın farkında değilim. Hatta bazen diyorum, “Allah Allah koca adam olmuşlar”. Üç numaranın farkındayız ama. O yüzden arkadaşlarıma da hep diyorum, 40’ından sonra mutlaka bir yavrunuz olsun. Allah herkesin evladını hayırlı, ömürlü kılsın bahtlarını açık etsin inşallah.

RÖPORTAJIN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ