28 Eylül 2020 Pazartesi / 10 Safer 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Fadime ÖZKAN
fozkan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Taha Özhan: PKK silah bırakmadıkça HDP Türkiye partisi olamaz

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Özhan: Ortada dev bir sorun olarak duran PKK’ya dair tek cümle kurmayan bir partinin Türkiye partisi olduğunu iddia etmek ciddiyetsizliktir. Demirtaş en hızlı laf sokan siyasetçi olmak için çabalayıp duruyor. Silahsızlanma sululuk değil sorumluluk ister. 

 

 

SETA eski başkanı ve eski Başbakan başdanışmanı Taha Özhan, AK Parti’den Malatya milletvekili adayı. Memleketi Malatya’da çalışmalarını sürdüren Özhan ile seçim gündemi üzerinden HDP siyasetini konuştuk.
Kürt siyasi hareketini yakından takip eden Taha Özhan lisans eğitimini New York’ta, yüksek lisansını New School for Social Research’de “Küresel Ekonomi-Politik” alanında, doktorasını ''Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler'' alanında yapmış bir isim.

2005'te Türkiye'ye döndü, SETA’nın kuruluşunda yer aldı ve saha araştırmaları yönetti. Ağırlıklı olarak Türkiye ve Ortadoğu’da siyasal dönüşüm üzerine çalıştı. AK Parti ile de yolları bu esnada kesişti. Davutoğlu’nun Başbakan olması üzerine SETA Başkanlığından ayrılarak Başbakan Başdanışmanlığı görevine atanan Taha Özhan şimdi Meclis için hazırlanıyor. Star Gazetesi, Daily Sabah ve Middle East Eye’da yazmaya devam eden Özhan’ın çok sayıda yayınlanmış eseri bulunmakta.

 

7 Haziran seçimlerine az bir zaman kaldı ama seçim sonuçlarının nasıl bir meclis aritmetiği oluşturulacağı ilk kez öngörülemiyor, herkes bir pay bırakıyor. HDP’nin barajı aşıp aşamaması ve 7 Haziran sonrasına ilişkin ne derisiniz?

HDP’nin barajı aşıp aşmaması meclis aritmetiğini belli ölçüde etkileyeceği için hem yapılan anketleri hem de meclis sandalye sayısına dair tahminleri kırılgan hale getiriyor. Bu da gayet tabii bir durum. Lakin AK Parti’nin kendi gündemi var ve kampanyamız planladığımız gibi devam ediyor. Bunun anlamı da bütün çalışmalarımızın AK Parti’nin en yüksek oyu alması için yoğunlaşmasıdır. Başka deyişle HDP dahil bütün muhalefet partilerinin daha az oy aldığı bir seçim sonucu için uğraşıyoruz. HDP oldukça ilginç bir psikolojiye girmiş durumda. Barajı geçmeleri için bütün Türkiye’nin, özellikle Kürtlere bin bir türlü zulümler yapanları unutup şeytanlaştırdıkları AK Parti’nin zayıflatılmasına destek olmasını bekliyorlar. Bu oldukça trajik bir ergen tavrı.

HDP’NİN TAVRI ZÜBÜK SİYASETİ

Kürtleri için mi trajik Kürt siyasi hareketi için mi?

HDP’nin barajı yeni bileşenleriyle aşmasının Kürtlere karşı yapılmış büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki Kürtlerin bir baraj sorunu da bulunmuyor. Yıllardır AK Parti ile sadece seçim barajlarını değil vesayet rejiminin de bütün barajlarını aşan Kürtler zaten. Baraj sorunu olan, Diyanet’le, din dersiyle, İmam-Hatiple, Kürtleri Kürt yapan değerleriyle sorunu olan HDP’liler. Barajı geçerlerse Cihangir’in önderliğinde açıktan mezhepçi yeni lokomotifin zaferi; barajı geçemezlerse Türkiye’nin, AK Parti’nin sorumluluğu yaklaşımı, Demirtaş’ın deyimiyle tam bir ‘Zübük siyaseti’ anlamına geliyor.

AK PARTİ HAKİM PARTİ

7 Haziran seçimleri elbette sadece yasama organını değil yürütmeyi de belirleyecek. Hükümetin zaten 12 yıldır iktidar olan AK Parti tarafından bir kez daha tek başına ve güçlü şekilde kurulması önceki seçim sonuçlarından hangi açıdan farklı sonuçlar doğuracak?

AK Parti dördüncü genel seçimleri de kazandığında, siyaset bilimi literatürü ile söylersek ‘hakim parti’ konumuna oturacak. Bunun anlamı ise sosyoloji de olanın güçlü bir şekilde iktidarda da tahkim edilmesi. Yani bir yönüyle kuvvetli bir normalleşme süreci. AK Parti işte bu normalleşmesini başbakanını, partinin önde gelen isimlerini değiştirmesine rağmen yeni bir döneme değişim sancılarını yöneterek gideceğinin açık ilanını 7 Haziran’da yapmış olacak. Muhalefet için ise çok ciddi bir baskı aracına dönüşecek 7 Haziran. Eğer 7 Haziran seçim sonuçları da muhalefetin toparlanmasına, yüzyıllık, yarım yüzyıllık yüzleşmelerine başlamasına yardımcı olmazsa; zaten içine düştükleri derin anakronizm hızla anlamsızlaşmayı da beraberinde getirecek. Liderlikte bir değişim yaşanmazsa, bütün ciddiyetlerini kaybetmiş aktörler haline gelecekler. Zaten seçim kampanyasında kendi söylediklerine bile inanmayan aktörlere dönüşmüşlerdi. Bu krizi taşımaları mümkün olamaz.

ÇÖZÜM SÜRECİ GÜÇLÜ AK PARTİ İLE VAR

Seçim sonuçlarının çözüm süreci bakımından önemi ne?

Seçim sonuçları ve çözüm süreci ilişkisinde en önemli unsur AK Parti. Tek başına güçlü bir iktidar olmazsa, yani AK Parti olmazsa, çözüm süreci diye bir başlığın gündemde olması düşünülemez. Bu yönüyle, HDP’nin ortaya koyduğu performansın bir ismi de açıkça çözüm süreci düşmanlığı denilebilir. Başka bir deyişle, çözüm sürecinin ana taşıyıcısı olan AK Parti’ye ‘cumhuriyet tarihinin en büyük mezalimi’ muamelesi yapan neo-PKK dili, yani HDP, çözüm düşmanlığı da yapmaktadır.

HDP KENDİNİ JİLETLER Mİ?

En sık ve endişeyle söylenen şey, HDP barajı geçemezse yine bir HDP çağrısı olur, PKK sokağa çıkar, çatışma olur ve bu kez süreç yıkılır. İhtimal dahilinde mi bu? HDP barajı aşamazsa PKK Türkiye toplumuna sokakları yakarak mı ödetmek isteyecek bunu?  

Bu sorunun cevabını haftalardır çiçekten böcekten bahseden, vejeteryan bir siyasi kampanya yapan, Disneyland dünyasında yaşıyormuş gibi konuşan ama konu AK Parti’ye gelince 2007 Cumhuriyet mitinglerindeki fanatikleri bile aratacak düzeyde düşmanlık yapan; konu İslam’a gelince, olabilecek en ciddiyetsiz ve saygısız bir dille İslam’ı ve kurumlarını cahil cesaretiyle diline dolayan HDP’lilere sormak lazım. HDP kendisini jiletlemek isterse jiletler. Biz buna ne kadar engel olabilirsek o kadar oluruz.  

HDP’nin öncülleri -yani silahlı Kürt siyasi hareketinin sivil kanadı, 20 yıldan fazla zamandır Türkiye siyasetinde var. Yüzde 10 seçim barajı ise 33 yıldır var. Ve HDP’nin öncülleri olan partiler o barajı hiç aşamadılar. Zamanla Meclise bağımsız adaylarla girip grup kurmayı aklettiler. 2011 seçimlerindeki toplam oyları da yüzde 6,5 idi. Hal böyleyken neden seçimlere şimdi parti olarak girmeyi seçtiler?

Çünkü Kürtlere akılsız bir özne hatta nesne muamelesi yapacak kadar cesareti kendilerinde buldular. Dün vesayet rejimi nasıl garibanların çocuklarını dağlara sürüp, terör edebiyatı üzerinden iktidarlarını yıllarca sürdürdüyse; uzunca bir zamandır, PKK çizgisi de dağlarda gariban Kürt çocuklarının, ovada da yıllarca bedel ödemiş, destek vermiş sessiz kitlelerin üzerinden Kürtlerin tanımadığı, bilmediği, yabancısı olduğu nevzuhur elitleri ve yeni bir dili taşımaya başladı.

YILDA BİR PUŞİ TAKARAK KÜRT OLMAK

Yüzde 6.5’un üstüne gelecek oyların bir kısmı ile, bu oylarla muhtemel bir senaryo da meclise taşınacak isimlerin ise kahir ekseriyeti ile Kürtlerin bir ünsiyet kurması mümkün değildir. Senede bir kez Nevruz’da puşi takarak Kürt olabilen bu yeni elitler sadece Kürtler için Türkiye vasatı için de yabancı aktörler. İşte bu yeni lokomotifin Kürtlerin pasif birer vagon olduğu senaryoda HDP’ye baraj atlatması bekleniyor.

HDP BARAJI AŞARSA ÖCALAN KAYBEDECEK

Seçime parti olarak girme fikri-aklı kime ait?

Bu akıl kime ait tam olarak bilmiyoruz. Ama bu zaten çok önemli değil. PKK’nın en akla ziyan işlerde bile önce ciddi anlamda fikir ayrılığı yaşayıp ardından da bütün bileşenlerin en absürt kararları bile nasıl rasyonelleştirdiğini çok iyi biliyoruz. Burada asıl önemli olan başarı ve başarısızlığın kime ait olacağıdır. Barajı geçerlerse HDP kazanacak ama BDP ve Öcalan açık bir şekilde kaybedecek. Baraj altında kalırlarsa buradan yeni bir BDP çıkma ihtimali bulunuyor. Çünkü BDP’yi kapatıp HDP’yi kuran akıl kaybetmiş olacak.

ÖCALAN FOLKLORİK BİR ÖĞE HDP İÇİN

Seçim sathı mailinde İmralı – Öcalan aniden ortadan kayboldu. Yok. Ses soluk gölge yok. Ne oldu?

Öcalan’ın folklorik bir figüre dönüştürüldüğü, işlerine yarayacaksa Öcalan’dan ateş çaldıkları, daha da ileri giderek adım adım Demirtaş üzerinden Öcalan’ı bir çerçeveye oturttukları düşünülürse, seçim öncesi sükûnet anlaşılabilir. Normal şartlar altında çoktan tehcir-tutsak sloganları havada uçuşurdu. Kaldı ki Öcalan’la görüşmeye de seçim öncesi gidecekler. Seçim kampanyası sırasında Öcalan’a ve PKK’ya açıktan bir karartma uyguluyorlar. Buna elbette Doğan Grubu da fazlasıyla yardımcı oluyor. Son tahlilde kendi aralarındaki bir mesele. Eğer Öcalan’a karşı Demirtaş bir projeye dönüştürüldüyse, bunun yansımalarını seçimlerden bağımsız bir şekilde görebiliriz. Son tahlilde HDP’nin veya Demirtaş’ın nereyi ve kimi temsil ettiğine dair keskin ve muhkem bir kanaat bulunmuyor.

YENİ CHP DEDİKLERİ HDP ASLINDA

Öcalan son Nevruz mesajında Kandil’e kongreni topla, silah bırak demişti. Kürt siyasi hareketi Türkiyelileşmek ve barajı aşmak istiyorsa gerçekten, seçim öncesinde silah bıraktığını söylemesi gerekmez miydi?  

‘Türkiye partisi olmaktan’ murat edilenin ne olduğu konusunda bir mutabakat olmadığı muhakkak. Lakin keskin bir tarif olmamakla beraber, ‘işportacı tarzı’ diyebileceğimiz, her kesimden ve her coğrafi bölgeden salt bir temsilin sağlanması olmadığı da aşikâr. Türkiye partisi olmakla kast edilen; memleket vasatıyla barışık, eski Türkiye ile kavgalı bir siyasal dalga boyunu yakalayarak, Türkiye’nin her bölgesinde dengeli bir şekilde temsil kabiliyetine kavuşmaktan ibarettir. Bu tarif referans alındığında, HDP’nin Türkiye partisi olmak üzere çıktığı yolda, oldukça tanıdık bir projenin tekrarına yatırım yaptığı görülür. Zira Kılıçdaroğlu’nun ‘yeni CHP’ ile dile getirdiği projenin, üç aşağı beş yukarı HDP tarafından dillendirildiğini görüyoruz.

PKK SİLAH BIRAKMADIKÇA HDP TÜRKİYEPARTİSİ OLAMAZ

HDP ‘silahsızlanma barajını’ geçemediği sürece değil Türkiye partisi olamayacak. Ortada dev bir sorun olarak duran silahlara dair cümle bile kuramazken, Türkiyelileşmekten bahsetmek ciddiyetsizlik olur. Silahsızlanma da HDP’nin seçim kampanyasında savrulduğu ergen ve ciddiyetsiz tavırlarla ele alınacak bir konu değil. En hızlı şekilde silah bırakılmasını isteyecek ciddi aktörler olmak yerine Türkiye’nin en hızlı laf sokan siyasi lideri olmayı tercih ettiler. Stand-up yapmakla siyaset yapmak birbirine karışmış durumda. Bu sululuk, dillendirdikleri söylemin tutarlılığına da doğrudan yansıyor.

7 Haziran koalisyonu hakkında ne söylersiniz?

Eski Türkiye bileşenleri üretmeye devam ediyor. Son tahlilde AK Parti düşmanlığı etrafında buluşuyorlar. Oy anlamında yüzde ellilerde, sosyolojik potansiyel anlamında yüzde yetmişlerdeki bir dalganın karşısında durmanın nasıl bir çelişki olduğunu görmeleri gerekiyor. Bu da oldukça zor.

HDP O ESKİ BDP DEĞİL, KÜRTLER KANDIRILDI

Daha önce BDP’yi destekleyen Kürt seçmenin tercihi HDP’de sabit mi?

BDP oturmuş bir partiydi. BDP’li seçmenin büyük bir kısmı hayretle HDP denilen fenomeni izliyor. Yeni eklemlenen aktörlerin hangi vasfıyla orada olduklarını anlamaya çalışıyor. Zira tamamı kendisine benzemiyor, aynı tecrübenin içinden gelmiyorlar. 30-40 yılını BDP çizgisi içerisinde geçirmiş isimler, paraşütle düşen bu yeni isimlere hayretle bakıyorlar. Bu uzun sürmez bir sorgulama başlayacaktır.

ULU CAMİİ CEMAATİYLE LGBT’Lİ YANYANA!

Sol, sosyalist, ulusalcı, paralel, LGBT oyları HDP’nin barajı aşmak için ihtiyaç duyduğu iki milyon oya tekabül ediyor mu peki?

Elma armut toplama hesabı bu. HDP’nin beklentisi fazlaca tartışma olmadan herkesin toplanmaya rıza gösterip aynı ağacın meyvesiyiz demeleri. Elma ile armudun aynı ağaçta olmasındaki garabete dikkat çekenlere de akla ziyan tepkiler veriyorlar. Diyarbakır’da Ulu Camii’den çıkanla İstiklal’deki LGBT’liyi, dün Batman’da DTP’li kovalayan paralel polis çetesiyle senelerce içeride yatıp çıkmış KCK’lıyı yan yana getirebileceklerini düşünüyorlar. Bunun isminin de absürtlük olmamasını istiyorlar.

DEMİRTAŞ BABASINI BİLE İKNA EDEMEZ

HDP seçim bildirgesi ve saha performansı hakkında ne söylersiniz?

Ciddiye alınacak fazlaca bir tarafı yok. Oturmuş bir siyasi parti beyannamesinden ziyade kantinden dünya kurtaran bıçkın sol bir üniversite kulübünün afiş çalışması gibi. Bu ciddiyetsizliğin yanında, beyanname anlamında ilkler de var. Bu yönüyle çok sorunlu elbette. İlk kez bir parti mezhep beyannamesi yayınladı. Dört yıldır, Suriye’de Baas rejime karşı ağzını açana karşı HDP’li sözcüler, açıkça mezhep dayanışmasıyla sayıp sövüyorlardı. Bunu yaparken de utanmadan arlanmadan mezhepçi politikadan bahsediyorlardı. Döndüler dolaştılar ilk kez görülen bir şey yaptılar: HDP Alevi Bildirgesi diye bir şey yayınladırlar. Diyaneti ve din derslerini kaldırma, imam hatipleri kaldırma gibi sadece gerginlik üretecek başlıkların altına imza attılar. İşte sizin de sorduğunuz eşcinseller meselesine deyindiler. Burada ölçü basit, Demirtaş bu başlıklarda babasını bile ikna edemez. Diyarbakır’daki ortalama bir Kürt’le bu başlıkları, kendi yazdıkları beyannameyi konuşmayı bile düşünemez.

DOĞAN GRUBU VE PKK EL ELE

Bütün bu tecrübe Türkiye’ye neyi gösterdi?

PKK kan akıtmaya devam etmesine rağmen, 2010 referandumunu boykot etmelerine rağmen, 2009 Açılım Süreci’nin kan akıtarak, terör estirerek provoke etmelerine rağmen, Türkiye’nin en fazla demokratikleştiği yıllarda, 2010-2012 arasında en fazla teröre sarılmalarına rağmen, Çözüm Süreci’nde kesintisiz bir şekilde bahaneler arayarak kan akmasının önünü açmak istemelerine rağmen; dikkat edilmesi gereken, her an bir intihar eylemi yapabilecek, süreci felakete, barışı kaosa, huzuru kana sürükleyebilecek bir aktör olarak algılandı. 6-8 Ekim’de HDP’nin provokasyonlarıyla onlarca insan hayatını kaybetti. Sürecin en sıradan, en provokatif ve en sorumsuz bileşeninin HDP olduğu ayan beyan ortaya çıktı. Bütün bu sorunlu yapı, Doğan Grubu ve Cihangir entelektüel vandalizmi ile kamufle ediliyor.

Sahada halk çözüm süreciyle ilgili en çok ne soruyor ne söylüyor size?

Demirtaş’ın Erdoğan düşmanlığını, Davutoğlu düşmanlığını hayretle ve kızgınlıkla izliyorlar. İslami konulardaki ortalama fanatik bir Kemalisti aratmayan üslubuna da ciddi anlamda sinirleniyorlar. Ama hepsinden daha fazla kendi halinde Kürtler olarak, bu neo-PKK elitlerine hiç bir anlam veremiyorlar.

2005’TEN BERİ SÜREÇLERİN İÇİNDEYİM

SETA başkanlığı, ardından Başbakan danışmanlığı ve milletvekili adaylığı. Fiili siyasete giriş hazırlığında Ak Parti’den Malatya milletvekili adayısınız. Bu geçişle ilgili gerekçeleriniz ve gözlemleriniz nedir?

Aday olmasak da 2005'ten bu yana yapılan bütün seçimlerde, sanki bir yerden adaymışız gibi süreçlerin içinde yer alma imkanı buldum aslında. Hem tecrübelerimizi kullanabileceğimiz ama aynı zamanda da tecrübelerimizden çok daha fazlasını öğrenebileceğimiz, öğrencisi olacağımız bir sürecin içine girdik. İnşallah iyi bir öğrenci oluruz, tecrübelerimizden daha fazlasını, bilmediğimiz şeyleri öğrenme imkanına kavuşuruz.

Ya Malatya?

Malatya'nın Türk siyasetindeki yeri özel. Düşünen, okuyan, tartışan bir şehir Malatya. Her fraksiyondan kitapların rahatlıkla bulunabildiği bir ortamda büyüdük. Özellikle 80'lerin sonu ve 28 Şubat'a kadar olan dönemde de Malatya siyasi ve entelektüel anlamda hareketli bir şehirdi. Üniversite için ayrıldığım Malatya’da halen ailem ve akrabalarının büyük kısmı yaşıyor. Dönüp dolaşıp memlekete yolumuz düşecekmiş, nasipte bu varmış.