21 Ekim 2020 Çarşamba / 4 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

İlhami IŞIK
iisik@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Rakka’ya giden yol (2)

12 Eylül 2016 Pazartesi

10 Haziran 2014 yılında DAİŞ’in Musul’u işgal edip hem Ülkesel (toprak parçası egemenliği anlamında) hem de Devletsel (kopuk bir örgütten düzenli orduya geçiş anlamında) olarak Irak ve Suriye’nin iç dengelerine basınç yapmaya başladığında PKK/PYD ve YPG’nin çok ciddi mevziler elde etmesi hiç de sürpriz olmadı. Çünkü DAİŞ’ in Ülkesel ve Devletsel varlığı mevcut bütün sorunların sadece nitelik değiştirmesine sebep olmadı, aynı zamanda mevcut bütün sorunların uluslararası düzeyde çok farklı bir şekilde algılanmasına da neden oldu.

DAİŞ’in Suriye’de sahne almaya başladığı andan itibaren Suriye sorunu, Diktatör Esad’ın yol açtığı bir iç savaş olmaktan çıktı ve çok kısa sürede küresel güçlerin DAİŞ’le savaş cephesine dönüştü. Bu durum sadece Esad’la mücadele stratejisini zayıflatmadı; Rusya ve İran’ın açık desteğiyle Esad kısmen meşruiyet de kazanmaya başladı. Öyle ki, başta ABD olmak üzere uluslararası güçlerin oluşturduğu koalisyon güçleri ağırlıklı olarak değil, belki de sadece doğrudan DAİŞ’i hedef haline getirerek, Esad için bir tür can simidi bile oldu.

Musul işgalinin başından, şu günlerde Rakka’ya operasyonun ciddi olarak düşünülüp bir plan haline getirildiği bugünlere kadar geçen sürece dikkatle baktığımızda, karşımıza çıkan ilk jeopolitik gerçek şudur: 2016 yılı itibariyle PKK-PYD-YPG unsurlarının Suriye’deki 911 kilometrelik Suriye sınırımızın büyük bir bölümüne fiilen hakim olduklarını görürüz. Aslında bu genişlemenin bir tek bahanesi vardı; IŞİD. YPG/PYD bu genişlemeyi zaman zaman IŞİD’le çatışarak, kimi zaman da anlaşarak gerçekleştirmiştir.

Özellikle Kobanê direnişiyle ortaya çıkan mağduriyet hissiyle PYD/YPG uluslararası güçlerle kurulan DAİŞ karşıtı mücadelede ciddi oranda bir uluslararası meşruiyet devşirmiştir. Bu meşruiyetin kısa sürede özellikle de sahada askeri anlamda bir işbirliğine dönüşmesi, PYD/YPG ‘nin manevra alanını genişletmekle kalmamış, bu büyük ve güçlü şemsiye, kantonlar arası toprak birliğinin mümkün olduğu sanısının kuvvetlenmesine neden olmuştur. Fırat’ın öte yanına ilişkin planların yapılması işte bu duygu ve düşüncelerin ürünüdür.

Dikkatli bir göz, PKK’nin içeride giderek sertleşmesinin nedeninin aslında bu plan ve strateji olduğunu rahatlıkla görebilir. PYD/YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde izlediği genişleme siyasetine PKK, Türkiye’de sürekli eylem stratejisiyle bir tür lojistik desteği sunuyor. Dolayısıyla hem Suriye’de olanların hem de Türkiye’de olanların aynı planın iki ayrı yüzü olduğunu söylemekte hiçbir sakınca yoktur.

Türkiye 2013’te yapamadığı Suriye hamlesini nihayet 2016’da çıkarlarını Suriye ile bir tür ilişkisi olan bütün ülkelerin çıkarlarıyla bir noktada buluşturarak ve de uygun koşulları kullanarak duruma müdahil olmuş ve Suriye’deki PYD/YPG dokunulmazlığına el koymuştur.

Bu durum kendi başına yeterli ve sonuç alıcı stratejik bir girişimdir. Cerablus’a yerleşmiş olan Türkiye varlığı, her şeyden önce sadece suyun akış yönünü değiştirmemiştir, ondan öte suyun önüne kurulmuş en büyük barajdır. Bu noktaya, uluslararası konjonktüre ve bu konjonktüre biçim veren uluslararası güçlerin desteği ve oluruyla gelindi. Bundan sonra da bu güçlerin konum ve çıkarlarına büyük hassasiyet gösterilmelidir.

Bu avantajlı durumun siyasi karşılığı şudur; Cerablus hamlesi, hem Suriye’deki çözüm masasının Türkiye’siz olamayacağını fiili gerçeklik haline getirmiş, hem de PKK’nın Türkiye içindeki hareket alanını sınırlamıştır.  7 Haziran 2015 yılında yitirilen siyasi inisiyatif tekrar ele geçirilmiştir. Bu hayati değerde bir inisiyatiftir ve asla küçük hesaplar uğruna heba edilemez.

Uzun süredir herkesin görüş birliği içinde olduğu bir gerçek var, Suriye’de işler yoluna girmeden, Türkiye’de PKK’nin hizaya getirilmesi pek mümkün görünmüyor. Ve Suriye’deki PYD/YPG unsurları kontrol altına almak gerekiyor. Peki ama nasıl? Cerablus bunun ilk adımıydı. İkinci adım Rakka ve Musul operasyonlarına mutlaka katılmaktır. Türkiye; Suriye politikasını artık PYD/YPG karşıtlığı üstüne değil DAİŞ karşıtlığı üstüne bina etmelidir. PKK/PYD/YPG’ yi etkisiz hale getirecek ve onları hem kontrol altına alacak hem de çözümler masasına mahkum edecek yegane strateji budur.

(Perşembe günü bu konuya devam edeceğim)