20 Ekim 2020 Salı / 3 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Resul TOSUN
rtosun@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Şarka bakmaz, garbı bilmez, edepten yok payesi

20 Eylül 2020 Pazar

Başkan Erdoğan’ın Mısır ile istihbarat düzeyinde görüşmelerin varlığından bahsetmesi, konuyla ilgilenenlerin özellikle Arap camiasının dikkatini çekti.

Bu arada Yasin Aktay beyin ilişkilerin düzeltilmesi istikametindeki yazıları ve Arap medyasına verdiği söyleşi de konuya olan ilgiyi üst düzeye çıkardı.

Türk medyasında Arapça yayın yapan medya kuruluşlarına konuşan birkaç gazeteciden biri olduğum için hafta içinde çok sayıda yayın kuruluşundan program daveti aldım.

Hepsine katılamadım ama birini özellikle burada anmak isterim.

Almanya’da 30 farklı dilde radyo, televizyon ve internet üzerinden yayın yapan Deutsche Welle’nin (DW, Soğuk Savaş döneminde Almanya'nın Sesi adıyla bilinirdi.)Arapça yayınına katıldım.

Muhatabım Mısır Ehram Gazetesi’nin politika bölümü başkanı Eşref Ebu’l Hevl idi. Yani Mısır hükümetinin (yarı) resmi gazetesinin temsilcisi.

Özellikle Aktay’ın yazılarının ve söyleşilerinin Türkiye tarafının geri adım attığı şeklinde algılandığı anlaşılıyordu. Oysa Aktay olması gerekene işaret ediyordu.

Çünkü Türkiye’nin ne Mısır devleti ile ne de Mısır halkı ile hiçbir problemi yoktur.

Problem, Mısır halkının milli iradesini kanlı bir darbe ile gasp eden ve seçilmiş insanları zindanlara tıkmış olan darbeci yönetime karşı Türkiye’nin takındığı demokratik ve insani duruşun hazmedilemeyişinden kaynaklanıyordu.

Mısır halkı tarafından seçilmiş olmak dışında hiçbir suçları bulunmayan siyasetçilere hayat hakkı tanımayan darbeci yönetim, en azından bu suçsuz siyasetçileri serbest bırakarak bir adım atsa, Türkiye belki on adım atacak. Lakin mevcut yönetim bırakın seçilmiş insanlara haklarını iade etmek seçmeni bile cezalandırmak için akıl almaz kararlar yayınlamaktadır.

Mayıs ayında yapılan Senato seçimlerine, Mısır halkı yüzde 10 civarında bir ilgi göstererek yönetime karşı sessiz bir muhalefet sergilemişti. Sisi bundan ders çıkaracağı yerde seçime katılmayan 50 küsur milyon seçmene ceza uygulayacağını ilan etti.

Ben bu gerçeğe işaret edince muhatabım, “O zaman ben de Erdoğan’a katil derim. Çünkü IŞID mensubu teröristleri Suriye’ye sokup destekledi ve insanların ölümüne sebep oldu.’ cümlesini kurdu. Türkiye’nin IŞID ile ciddi manada mücadele eden tek ülke olduğunu Fırat Kalkanı operasyonunu bu örgüte karşı yaptığını ve 3 bin civarında mensubunu etkisiz hale getirdiğini söyleyince konu değiştirilerek Türkiye’nin Arap ülkelerinin iç işlerine karışmaktan vazgeçmesi şeklinde bir cümle kurarak Libya ve Suriye örneği verildi.

Libya’da meşru hükümetle yapılan anlaşma çerçevesinde bulunduğunu, Suriye’de ise emperyalizmin bölgeyi dizaynına karşı strateji takip ettiğini hatırlattım.

Mısır yönetiminin özgür iradesiyle bağımsız olarak kararlar aldığında Türkiye ile bir probleminin kalmayacağı düşüncemi aktardım.

Çünkü ne Mısır ile ne Suriye ile ne de diğer Ortadoğu ülkeleriyle ilişkileri bozan taraf Türkiye olmamıştır. Maalesef emperyalist güçlerin Ortadoğu’da kendi halkının ve bölgesinin çıkarını önceleyerek bağımsız hareket edebilecek hiçbir ülkeye tahammülü yoktur.

Mısır’daki darbe Mürsi’ye karşı yapılmamıştır. Mısır devletinin bağımsız hareket edebilme gücüne karşı yapılmıştır. Merhum Mürsi yönetimi Türkiye ile iyi ilişkiler kurmuş hatta hidro karbon konusunda bölge ülkeleriyle önceden yapılan anlaşmaya meclisten çıkardığı bir karar ile Türkiye’yi de dahil etmişti!

Mısır’da milli iradenin egemen olduğu hükümetler devam etseydi bugün Filistin sorunu bile büyük ölçüde çözüm yoluna girmişti. Ama İsrail terörüne karşı tavır alan Türkiye ile Mısır’ın işbirliği her şeyden önce İsrail’in güvenliğini tehdit ediyordu.

Emperyalizmin planı sadece Mürsi’yi indirmek değildi. Hedefte Erdoğan da vardı. Gezi olayları aslında Mısır’daki darbe sürecinin Türkiye’de tatbikinden ibaretti. Mısır’da da önce büyük mitingler yapmışlar sonra da o mitingleri gerekçe göstererek kanlı darbeyi gerçekleştirmişlerdi.

Gezi olaylarında başaramadılar ama 15 Temmuz’da tıpkı Mısır‘daki gibi kanlı bir darbeyi başlattılar ama Başkan Erdoğan’ın millet ile mukavemeti o girişimleri başarısız kıldı.

Yani Mısır’daki darbe bir bakıma Türkiye’ye karşı da yazılmış olan senaryonun başlangıcıydı.

Birilerinin iddia ettiği gibi Mısır ile ilişkiler Türkiye’nin yanlış dış politikasıyla değil bizzat Mısırın iplerini elinde tutan emperyalistlerin telkinleriyle bu durumdadır.

Türkiye iddia edildiği gibi Mısır ile ilişkileri düzeltmek için adım atsa bile Mısır yönetiminin öne süreceği şartların tamamı ABD ve İsrail kaynaklı olacaktır.

Bununla birlikte Türkiye kıyıdaş ülkelere çağrı yapmaktan çekinmemiştir. Hafta içinde Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu Mısır dışişleri bakanıyla birkaç kez görüştüğünü ve görüşmekten çekinmeyeceğini de gayet açık yüreklilikle dile getirdi.

Sözün özü Mısır ile ilişkileri bozan taraf Türkiye değil Mısır tarafı ve arkasındaki emperyalist güçlerdir. Aynı şekilde Suud ile BAE ile ilişkileri bozan taraf da Türkiye değil Türkiye‘ye karşı senaryo yazanların oyunudur.

Düşündürücü olan ise, Türkiye bu gelişmelere karşı ülkenin ve bölgenin çıkarları istikametinde politikalar takip ederken, muhalefetin Türkiye karşıtı dış güçlerle aynı söylemi tekrar etmesidir.

Son zamanlarda bir de "madem darbecilerle görüşülmüyor Mali darbecileri ile neden görüşüldü?" gibi konuyu bilmeyenleri ajite eden bir söylem geliştirildi.

Mali’deki darbecilerle Türkiye darbeyi desteklemek için değil uluslararası kuruluşlarla birlikte bir an önce sivil yönetime geçilmesini teşvik için görüşmüştür. Mısırdaki darbede bu imkân yoktu. İmkân olsaydı Mısır darbecileriyle de aynı temas kurulabilirdi. Çavuşoğlu bu konuyu da gayet net bir şekilde izah etti.

Hülasa, Türkiye Doğu Akdeniz’de de Ege’de de Ortadoğu politikalarında da haklıdır. ABD’ye Rusya’ya, AB’ye ve bölgedeki kuklalarına rağmen ülkenin çıkarlarını korumak için çaba sarf etmektedir.

Türkiye, bölgede gelişen olaylar karşısında milli bir politika takip ederken muhalefetin Türkiye karşıtı güçlerle aynı söylemi tekrarlıyor olması düşündürücü, düşündürücü olduğu kadar da üzücüdür!

Eninde sonunda utanacaklar.

Tabii utanacak yüzleri varsa!

Akif’in dediği gibi:

Şarka bakmaz, garbı bilmez, edepten yok payesi

Bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz bütün sermayesi.