26 Ekim 2020 Pazartesi / 9 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Murat Çiçek
mcicek@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Satanlar ve kaçanlar

11 Kasım 2015 Çarşamba

Eskiler, “birine iftira edersen aynısını yaşamadan ölmezsin” derlerdi. 

Ne kadar doğru olduğunu insan yaşadıkça öğreniyor ve “gerçekten hayret ediyor.”

Satanlar kısmına örnek Ahmet Hakan. Zaten biliyorduk da ikrar etmesi eski defterleri yeniden gün ışığına çıkardı.

Kırdığı potu tamir edebilmek için köşesinden detay vermek zorunda kalmış. “Kimler için anında satarım dedim” başlığıyla “Aydın Bey valla sizi kastetmedim, masumum” demeye getiriyor.

Peki öyle mi?

Cümleye bakalım.

“Ben 40 yıl aynı kişiyi öven, aynı kişiyi yeren eski tip gazetecilerden değilim. Kimsenin adamı değilim, kimsenin goygoycusu değilim, kimseye verilmiş bir sözüm yok, kimseyle ahitleşmedim. Dolayısıyla siyasetçilere şöyle seslenmek istiyorum. Sakın bana güvenmeyin anında satarım.”

Lafın tamamının kime söyleneceğini elbette biliyor Ahmet Hakan. Onun için cümlede “Aydın Doğan”ı zikretmesine gerek kalmıyor. “Siyasetçi” kelimesine sığınıp herkesi satarım ama ben patronumu satmam demeye getiriyor. Aydın Doğan yer mi göreceğiz ama Ahmet Hakan’ın bu satma işini meslek haline getirdiğini Ahmet Kekeç hatırlatınca öğrendik.

Ahmet Kekeç, 24 TV’de yayınlanan Esas Mesele programında “Ahmet Hakan sen herkesi satarsın, babanı bile sattın” deyince açıkçası biraz ağır geldi bu cümle.

Ama Kekeç, Hakan’ın babasının gönül verdiği dava adamlarına “müptezel” diyerek en büyük satışını gerçekleştirdiğini hatırlatınca cümle yerine oturdu.

Dönemin TRT Genel Müdürüne önce ağır cümleler kurup, sonra aile şirketine program verilince, eski söylediklerini unutup “Yıldızı parlayan bürokrat” güzellemeleri yapınca, iki belediyenin çalışmalarını övmenin altında o belediyelerin yine aile şirketine iş verdiği ortaya çıkınca “ne kadar ilkeli” olduğunu da anmıştık oysa.

Ahmet Hakan bir örnek.

Doğan Grubu başta olmak üzere 1 Kasım’dan önce Ak Parti’yi ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı en “müptezel” halleriyle eleştirenler bir anda sevgi yumağına döndüler. Yerseniz.

Öyle bir hale geldiler ki Can Dündar’ı bile çileden çıkardılar.

Cumhuriyet’teki köşesinde “neden beyaz bayrak çekiyorsunuz?” serzenişinde bulunan Can Dündar, adam satma meselesini kibarca eleştirdi.

Bunlar satanlar... Bir de bunların kaçanları var...

Erdoğan kaçtı kaçacak, uçağını hazırladı Malezya’ya gidecek diyenler, iftiralarını kendileri yaşamaya başladı.

“Selam-Tevhid” operasyonunda hemen herkesi dinleyen savcı yurtdışına kaçarken pasaport gişesinde yasağa takılınca dönmüştü hatırlarsınız.

Ekrem Dumanlı ise o yola başvurmadı. Önce hakkındaki yurtdışına çıkış yasağını kaldırmak için uğraştı. Olmayınca 50 gündür kayıplara karıştığı ortaya çıktı. Twitter’dan mesajlar atarak yine birilerini suçluyor ama “Kaçmadım, ülkedeyim” diyemiyor.

Bunlar kaçanlar ve satanlara iki örnek.

Son sözü Savcı Sayan söylesin.

“Merkel, Suriyeli sığınmacılar için Türkiye’yle görüşüp bizdekileri size gönderelim demişti ya. Bu paraleller için de aynı şeyi söyler mi? Sayı o kadar arttı ki, bize kaçanları size gönderelim der mi?”

Yılmaz Odabaşı

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak bu olsa gerek. Sen “Ak Parti yüzde 50 oy aldı. Ben bu ülkede kalmam” de, Fransa’ya kaç. Ama hayatın cilvesi işte. Kaçtığın Fransa’da Ak Parti’nin oy oranı yüzde 68 olsun. 50’den kaçtın 68’e tutuldun Yılmaz Odabaşı. Haberin olsun.