06 Mart 2021 Cumartesi / 22 Recep 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Selahaddin E. ÇAKIRGİL
scakirgil@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Savaş çılgınlıktır ama bazen savaştan kaçmak da öyledir!

24 Eylül 2017 Pazar

* ‘Savaş, siyasetin başka vasıtalarla devamından ibarettir’denilmiştir. Ve tersi de geçerli elbette: ‘Siyaset, savaşın başka vasıtalarla devamından ibarettir.’

* ‘Sıcak savaş’, kültürel, ekonomik, ticarî veya psikolojik savaş tipleri ile karşılaştırılamaz. Çünkü, sıcak savaş, düşmanı mahv’u perişan etmeye, öldürmeye, esir almaya, kaçmaya; bütün zenginliklerini ele geçirmek veya yakıp yıkmak, tahrip etmek hedefine yöneliktir, dönüşü olmayan bir yoldur. Bu yüzden, sıcak savaş  kapısını aralamak, bir çılgınlıktır. Diğer savaş tipleri ise düşmanı yıpratmaya, güçsüzleştirmeye, mecburiyetler yüzünden eğilmeye zorlayıcı mahiyettedir.

Ama, savaşın kaçınılmaz olduğu durumlarda savaşmamak da bir başka çılgınlık noktasına düşürebilir bir toplumu.. Çünkü, bir insanın veya toplumun savaşmak için sadece maddî güçlerinin hesabını yapması, kendisini düşmanlarının lûtfuna bırakmak mânâsına gelir.

* Barzanî, kürd halkının hakkını korumak için zamanın geçmekte olduğu kanaatinde.. Amerikan emperyalizmi de, kendisini Müslüman kürd halkının inanç, kültür ve gelenekleriyle savaş halinde bilmeyen bir yaşlı Barzanî yerine; hem o inanç, kültür ve gelenekle savaşan  PKK /YPG  vs. ateist, laik vemarksist örgütlerle ve hem de, ‘Size kim menfaat sağlarsa onunla çalışın..’ diyen bir PKK elebaşının emrindeki genç kadrolarla işbirliği yapmayı  tercih ediyor. Nitekim bu örgütler, kendilerini Ortadoğu’da beklemedikleri bir anda bir güç odağı haline getiren emperyalistlerin bayrakları altına sığınmaktan bile çekinmiyorlar.

* Barzanî, dünyaya meydan okuyor gibi bir hava kendisini halkı karşısında daha bir ‘kahraman’ noktasına getirebilir. Ancak, kendisine referandum yapmaması konusunda telkinlerde bulunan pek çok devletin, ilk adım atıldıktan sonra, pragmatist davranıp siyasetlerini değiştirebileceklerini de düşünüyor. Bu ihtimal de gözardı edilmemelidir. Nitekim, Amerika, Rusya ve diğer güçler siyasetlerini pragmatist anlayışla değiştirir- dururlar; Suriye Buhranı’nda olduğu gibi..‘Barzanî’nin dünyadaki tek destekçisi İsrail rejimi..’ diye kendimizi kandırmayalım. Çünkü bu rejim, USA emperyalizminin Ortadoğu’daki uzantısıdır.

* İran, şu anda Irak’ı güçlü tutabilmek için Türkiye’yle de sürtüşme içinde olmaması gerektiğinin farkındadır. Ancak İran ve Türkiye, her ikisi de, Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyalım derken, farklı planlar peşindeler ve her ikisi de birbirine benzer suçlamalar yapmaktalar.. Türkiye, İran’ı şiî ve pers yayılmacılığıyla suçlarken; İran da Türkiye’yi sünnîci ve Osmanlı tipi yayılmacılıkla suçlamakta..

* Kerkük türkmenleri üzerine etnik duygularla yapılan hesaplar çarşıdaki hesaba uymayabilir. Çünkü o halkın yarıdan fazlası mezhebî açıdan İran’ın manyetik çekim alanında ve ve hattâ, Haşd-i Şa’bî içinde etkili bir güç durumundadır.

* Ancak, 1923-Lozan Andlaşması’nda halledilemediği için halli, Ankara ve Londra hükûmetlerinin uhdesine bırakılan (Süleymaniye ve Kerkük’den, Zaho, Dehuk ve Musul şehirlerini içine alan) ve sınırlarının değiştirilemezliği, 1926- Ankara Anlaşması’yla taahhüt olunan Musul eyaleti’nin statüsü’nünreferandumla bozulması Türkiye’ye, evet bir hak talebi ve müdahale avantajısağlar.Çünkü, o sınırlar Irak (ve o anlaşmadaki taraf olan) İngiltere tarafından korunamıyor ve başkalarınca bozuluyor. O zaman o anlaşma öncesi duruma göre yeni bir tavır takınma durumu nazarî olarak mümkündür. Ama bu güce ve dünya dengelerini hesabını yapmaya da bağlıdır.

Ama böyle bir teorik haklılığın getireceği ihtilatlar ne olur, yedirirler mi, o ayrı..

* Savaşlara her kesim kendisinin kazanacağı hayal ve ümidiyle girer; savaştan sonra ortaya çıkan tablo ise genelde çoook farklı olur. 

* ‘Savaş, siyasetin başka vasıtalarla devamından ibarettir’denilmiştir. Ve tersi de geçerli elbette: ‘Siyaset, savaşın başka vasıtalarla devamından ibarettir.’

* ‘Sıcak savaş’, kültürel, ekonomik, ticarî veya psikolojik savaş tipleri ile karşılaştırılamaz. Çünkü, sıcak savaş, düşmanı mahv’u perişan etmeye, öldürmeye, esir almaya, kaçmaya; bütün zenginliklerini ele geçirmek veya yakıp yıkmak, tahrip etmek hedefine yöneliktir, dönüşü olmayan bir yoldur. Bu yüzden, sıcak savaş  kapısını aralamak, bir çılgınlıktır. Diğer savaş tipleri ise düşmanı yıpratmaya, güçsüzleştirmeye, mecburiyetler yüzünden eğilmeye zorlayıcı mahiyettedir.

Ama, savaşın kaçınılmaz olduğu durumlarda savaşmamak da bir başka çılgınlık noktasına düşürebilir bir toplumu.. Çünkü, bir insanın veya toplumun savaşmak için sadece maddî güçlerinin hesabını yapması, kendisini düşmanlarının lûtfuna bırakmak mânâsına gelir.

* Barzanî, kürd halkının hakkını korumak için zamanın geçmekte olduğu kanaatinde.. Amerikan emperyalizmi de, kendisini Müslüman kürd halkının inanç, kültür ve gelenekleriyle savaş halinde bilmeyen bir yaşlı Barzanî yerine; hem o inanç, kültür ve gelenekle savaşan  PKK /YPG  vs. ateist, laik vemarksist örgütlerle ve hem de, ‘Size kim menfaat sağlarsa onunla çalışın..’ diyen bir PKK elebaşının emrindeki genç kadrolarla işbirliği yapmayı  tercih ediyor. Nitekim bu örgütler, kendilerini Ortadoğu’da beklemedikleri bir anda bir güç odağı haline getiren emperyalistlerin bayrakları altına sığınmaktan bile çekinmiyorlar.

* Barzanî, dünyaya meydan okuyor gibi bir hava kendisini halkı karşısında daha bir ‘kahraman’ noktasına getirebilir. Ancak, kendisine referandum yapmaması konusunda telkinlerde bulunan pek çok devletin, ilk adım atıldıktan sonra, pragmatist davranıp siyasetlerini değiştirebileceklerini de düşünüyor. Bu ihtimal de gözardı edilmemelidir. Nitekim, Amerika, Rusya ve diğer güçler siyasetlerini pragmatist anlayışla değiştirir- dururlar; Suriye Buhranı’nda olduğu gibi..‘Barzanî’nin dünyadaki tek destekçisi İsrail rejimi..’ diye kendimizi kandırmayalım. Çünkü bu rejim, USA emperyalizminin Ortadoğu’daki uzantısıdır.

* İran, şu anda Irak’ı güçlü tutabilmek için Türkiye’yle de sürtüşme içinde olmaması gerektiğinin farkındadır. Ancak İran ve Türkiye, her ikisi de, Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyalım derken, farklı planlar peşindeler ve her ikisi de birbirine benzer suçlamalar yapmaktalar.. Türkiye, İran’ı şiî ve pers yayılmacılığıyla suçlarken; İran da Türkiye’yi sünnîci ve Osmanlı tipi yayılmacılıkla suçlamakta..

* Kerkük türkmenleri üzerine etnik duygularla yapılan hesaplar çarşıdaki hesaba uymayabilir. Çünkü o halkın yarıdan fazlası mezhebî açıdan İran’ın manyetik çekim alanında ve ve hattâ, Haşd-i Şa’bî içinde etkili bir güç durumundadır.

* Ancak, 1923-Lozan Andlaşması’nda halledilemediği için halli, Ankara ve Londra hükûmetlerinin uhdesine bırakılan (Süleymaniye ve Kerkük’den, Zaho, Dehuk ve Musul şehirlerini içine alan) ve sınırlarının değiştirilemezliği, 1926- Ankara Anlaşması’yla taahhüt olunan Musul eyaleti’nin statüsü’nünreferandumla bozulması Türkiye’ye, evet bir hak talebi ve müdahale avantajısağlar.Çünkü, o sınırlar Irak (ve o anlaşmadaki taraf olan) İngiltere tarafından korunamıyor ve başkalarınca bozuluyor. O zaman o anlaşma öncesi duruma göre yeni bir tavır takınma durumu nazarî olarak mümkündür. Ama bu güce ve dünya dengelerini hesabını yapmaya da bağlıdır.

Ama böyle bir teorik haklılığın getireceği ihtilatlar ne olur, yedirirler mi, o ayrı..

* Savaşlara her kesim kendisinin kazanacağı hayal ve ümidiyle girer; savaştan sonra ortaya çıkan tablo ise genelde çoook farklı olur.