Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Serdar AKBIYIK
sakbiyik@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Scorsese’den Hristiyanlık propagandası

22 Nisan 2017 Cumartesi

2013 yılından beri film çekmeyen efsane yönetmen Martin Scorsese bu hafta vizyona giren ‘Silence’ filmiyle sevenlerini hayal kırıklığına uğrattı. Kaba bir propaganda filmi olan ‘Silence’, Japonlara bakış açısıyla da tartışma başlatabilecek bir film.

Hollywood filmlerinin birçok konuda aymazlığına alıştık. Gerçekleri umursamayan ve kendi tarihlerini yazma iddiasında olan, çoğunlukla yalanlarla dolu yapımlar. Bunlara alıştık ama Martin Scorsese gibi önemli bir yönetmenin elinden çıkan bir filmde bunlarla karşılaştığımızda irkiliyoruz. ‘Silence’ filmi yönetmen için önemli bir yapım. Scorsese 30 yıldır bu proje için uğraşıyormuş. Yönetmenin 1988 yapımı ‘The Last Temptation of Christ’ ve 1997 yapımı ‘Kundun’ filmiyle beraber inanç meselesi üzerine yaptığı bir üçlemenin son halkası ‘Silence’. Japon yazar Shusaku Endo’nun 1966’da yazdığı aynı adlı romandan uyarlanan filmin, 1971 yılında Japonlar tarafından çekilen başka bir uyarlaması da var. Filmin konusunu özetleyelim ki yönetmenin tarafgirliğinin ve kötü niyetinin izlerini de takip edebilelim. Portekizli genç Cizvit rahipleri Sebastião Rodrigues (Andrew Garfield) ve Francisco Garrpe (Adam Driver), onlara yıllarca akıl hocalığı yapmış Cristóvão Ferreira’nın (Liam Neeson) Japonya’da dinini inkar ettiği haberini almıştır. İki genç rahip, durumu incelemek ve misyonerlik görevini sürdürmek için Japonya’ya gitmeye karar verir. Bir divane Japon’un rehberliğinde gizlice adaya ayak basarlar. Rehberleri sayesinde bir balıkçı köyündeki gizli Hıristiyanlarla buluşurlar. Bu insanların korkuları ve karşılaştıkları eziyet her iki genç rahibi de etkiler. Japon engizisyonu tarafından yakalanmamak için gizlenirler. Engizisyon rahipleri herkesin gözü önünde öldürüp şehitlik mertebesine yükselteceklerine onların iradesini kırıp, dönüştürme yoluna gitmeyi bir politika olarak benimsemiştir. Scorsese önyargılarını kamerayla işlemiş. Bir kere dönen pederlerin öldüklerinde bile aslında Hıristiyan olduğunda ısrar ediyor. Liam Neeson’un canlandırdığı Peder Ferreira son sahnede hâlâ inançlı olduğuna dair öğrencisi Rodriguez’e işaret çakıyor. Andrew Garfield’ın oynadığı Rodriguez ise öldükten sonra son yolculuğuna eline gizlenmiş bir haçla çıkıyor ve yakılıyor. Scorsese’ye göre Japonya’da kalmış, evlenmiş, hayat kurmuş ve Hıristiyanlığın gizlice ülkeye empoze edilmemesi için uğraş vermiş bu dönen pederlerin kendi inanışlarını sorgulamaları imkansız. Onlar gerçekten dönmemişler, hain Japonların zulmü yüzünden kendilerini böyle göstermişler. Tabii ki inandırıcılığı yok. Senaryonun kurgusu bizi iyice çileden çıkarıyor. Film 1600’lerde Japonya’da geçiyor ve Japon engizisyonunun vahşetini sorguluyor. Scorsese dalga geçiyor çünkü o dönemlerde Avrupa’da Hıristiyan engizisyonunun neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Canlı canlı yakılanlar, bilimsel söylemler veya araştırmaları yüzünden derisi yüzülenler ve daha birçok vahşi uygulama Avrupa’da yaşanırken bu neyin sorgulaması? Üstelik bazı diyaloglar yönetmenin yaşananlar yüzünden Japonlara duyduğu öfkenin de izlerini taşıyor. Mesela Rodriguez ile Japon engizisyonunun başındaki sorumlu konuşurlarken her ikisi de “Japonya bir bataklıktır, burada bitki bile yaşamaz, kökleri çürür” gibi imalarda bulunuyorlar. Niye Japonya bataklık, niye hiç bir şey tutmaz orada çürür gider? Çünkü Scorsese Hıristiyanlığın Japonya’da dışlanmış olmasını affedemiyor. Avrupalılar’ın Hıristiyanlığı bir bayrak gemisi olarak kullanmaları ve din yoluyla dönüştürdükleri toplumları nasıl hükmü altına aldıklarını, sömürgeleştirdiklerini biliyoruz. Japonlar kendi yöntemleriyle bu gidişe dur demiş bir millet. Dönemimize baktığımızda bu politikaların işe yaradığını görüyoruz. Japonya’nın 120 milyonluk nüfusunun 250 bin kadarı Hıristiyan. Oyculara gelince, Liam Neeson’ın çok kısa bir rolü olmasına rağmen mükemmel bir performans göstermiş. Andrew Garfield ise zayıf oyunculuğu ile filmin yönetmenden sonraki kaybedeni. Adam Driver neredeyse öyküde figüran gibi kaldığı için üstüne birşeyler söyleyemeyeceğiz. Üç saat süren film, durağan yapısıyla da seyredilmesi zor bir yapım.

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: 

Martin Scorsese

Senarist: 

Martin Scorsese

Oynayanlar:

Andrew Garfield, Adam Driver, 

Liam Neeson

Yapım: 2017, ABD, Japonya, 162 Dk.

VİZYONDAKİLER

BLUE

1990’larda Türkiye’de rock dünyasına damgasını vurmuş Blue Blues Band’ın hikâyesini beyazperdeye aktaran ‘Blue’ belgeseli ile grubun davulcusu Kerim Çaplı’nın hiç yayınlanmamış olan kayıp albümünün İstanbul’da bulunuş hikâyesine de tanıklık edeceğiz. Belgesel için Amerika’ya kadar giden film ekibi, şehir efsanesi gibi yıllardır konuşulan Kerim Çaplı beste kayıtlarına ulaştı.

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Sertan Ünver 

Senarist: Sertan Ünver

Oynayanlar: Batu Mutlugil, Sunay Özgür, 

Erkan Oğur, Nejat İşler

Yapım: 2017, Türkiye

KOLONYA CUMHURİYETİ

İl olma yolundaki küçük bir beldede başkanlık seçimlerine aday olan Peker Mengen, beldeye gelen Başbakanı karşılama töreninin kontrolünü kaybeder ve sonrasında  Amerika ile savaşa girer. Ülke sınırlarından atılan 5 bin nüfuslu beldede yeni bir cumhuriyet kurmak zorunda kalan Peker Mengen zorluklarla karşılaşır ve bu uğurda bir uzaylıdan bile yardım alır.

FİLMİN KÜNYESİ       

Yönetmen: Murat Kepez Senarist: Murat Kepez

Oynayanlar: Çağlar Çorumlu, Büşra Pekin, 

Mahir İpek, Uğur Bilgin Yapım: 2017, 

Türkiye, 110 Dk.

KAPAN

Siyahi genç Chris’in sevgilisi Rose ile mutlu bir ilişkisi vardır. Rose bir gün Chris’i ailesinin evine davet eder.  Avrupalı Amerikalı sevgilisinin ailesinde bir tuhaflık olduğunu sezen Chris bir süre sonra mülkte kalmakta olan siyahi kişilerin bir bir kaybolduğunu öğrenir. Bunun üzerine tuz biber olan şey ise başka bir siyahi adamın kendisine iş işten geçmeden gitmesi yönündeki uyarısı olur.

FİLMİN KÜNYESİ  

Filmin orjinal adı: Get Out

Yönetmen: Jordan Peele

Senarist:Jordan Peele

Oynayanlar: Daniel Kaluuya, Allison Williams, Catherine Keener Yapım: 2017, ABD, 104 Dk.

SON MACERA

Willie, Joe ve Al,  yakın arkadaştır. Komedi filminde, emeklilik fonları kurumsal bir kazaya kurban gittiğinde, hayatlarında ilk defa bu üçlü dürüst ve ahlaklı yaşamlarından ayrılmaya karar verirler. Umutsuzca faturalarını ödemeye çalışan ve sevdiklerini hayal kırıklığına uğratmak istemeyen bu üçlü, paralarını alıp kaçmak için bir bankanın kapısına dayanırlar.

FİLMİN KÜNYESİ 

Filmin orjinal adı: Going in Style

Yönetmen: Zach Braff Senarist: Theodore Melfi

Oynayanlar: Morgan Freeman, Michael Caine, Alan Arkin, Ann Margret Yapım: 2017, ABD, 96 Dk.

ZER

Zer, birbirlerine yabancı bir babaanne ve torun olan Zarife ve Jan’ın hikâyesi. Zarife kanser tedavisi için New York’a getirildiğinde birbirlerini tanımaya başlayacaklardır. Yıllar sonra aralarında kurdukları bağlar, Zarife aniden ölünce kopar. İşte o zaman, Jan babaannesinin ölüm döşeğindeyken kendisine söylediği şarkıyı bulmak ve köklerinin izini sürmek için Dersim’e doğru uzun bir yolculuğa başlar.

FİLMİN KÜNYESİ 

Yönetmen:  Kazım Öz Senarist: Kazım Öz

Oynayanlar:  Nik Xhelilaj, Güler Ökten, Tomris İncer, Haleigh Ciel, Levent Özdilek Yapım: 2017, Türkiye