26 Ocak 2021 Salı / 12 CemaziyelAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Murat Çiçek
mcicek@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Şimdi anlıyoruz

02 Ekim 2015 Cuma

Hafıza-i Beşer nisyan ile maluldür, yani insan hafızasının unutma özelliği vardır der eskiler. Unutmanın önüne geçebilmenin tek yolu ise yaşananları peyderpey hatırlamakla mümkün. 

Hatırlayalım o zaman.

- Tarih: 18 Aralık 2012: Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ODTÜ kampüsü içinde yer alan TÜBİTAK Uzay’a katılmak üzere üniversiteye gelir. Amaç birçok konuda ama özellikle istihbarat mevzularında ABD’ye bağımlılığı sıfırlayacak, milli gururumuz Türk mühendislerinin başarısı Göktürk-2 uydusunun fırlatma töreni.

Daha sonra gezi olaylarında da yaşanacağı üzere bir el öğrencileri harekete geçirir. Yaklaşık bin kişilik öğrenci grubu Başbakanı protesto etmek ve milli gururun yaşanacağı bu töreni engellemek için yerleşke içinde toplanır. Polis gerekli tedbirleri alır, gösteriye müsaade etmez.  

Öğrenciler direnir, polise saldırır. Polis karşılık verir. İçeride milli gurur yaşanırken, dışarıda cam çerçeveyi yerle bir eder öğrenciler! Bugün teröre açık destek veren o medya ise haber ve köşe yazılarıyla plazadan bol bol mühimmat sağlar öğrencilere.

Öğrenciler gösteride kendilerinin bile anlamadığı pankart taşırlar “Bilimi satan, emperyalist savaş çığırtkanı Tayyip ODTÜ’den defol” derler. Oysa satıldığı düşünülen bilimin en alası yapılmış, kendi tasarımımız ve Türk mühendislerinin alın terini taşıyan uydu inşa edilmiş, uzaya gönderilmiştir.

Öğrencilerin ne yapmaya çalıştığı anlaşılmaz ama onları meydana süren gizli elin niyeti açıktır. Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltan o uydu fırlatılmamalıdır. Ama öğrencilere göre “Bilimi satan, emperyalist savaş çığırtkanı Başbakan”, öğrencilerin nefret ettiği o emperyalist ülkelerin tüm oyununu bozmuş, o uyduyu fırlatmıştır.

Tarih: 30 Eylül 2015: “Göktürk 2 uydumuz 2.5 günde bir Kandil’in üzerinden geçiyor. 2.5 gün içerisinde oradaki fiziki farklılaşmayı anında belirliyor, yerel istihbaratlar onun ne olduğunu tespit ediyor, bu bir mühimmat deposu mu, eğitim alanı mı yoksa cephanelik mi neyse nedir diye ona göre oradaki hedefler nokta atışı ile vuruluyor. Eğer bu uyduyu Türkiye kendi geliştirmeseydi başka bir ülkeden almış olsaydı çok büyük bir ihtimalle Kandil’in üzerine geldiği zaman uydu kararacaktı. Şimdi Allah’a şükürler olsun bunu biz kendimiz görüyoruz. Artık dışa bağımlı değiliz. O bölgedeki tüm hareketliği insansız hava araçlarımızla tespit ediyoruz ve kendi akıllı mühimmatlarımızla, güdümlü mermilerimizle, terörist hedefleri imha ediyoruz. Artık nüfuz edici bombalarımızı kullanmaya başladık. Dünyanın en gelişmiş nüfuz edici bombasını Türkiye geliştirdi” 

Açıklamanın sahibi Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanı Fikri Işık.

Fazla söze gerek yok. 2012 yılında “o elin” öğrenciler vasıtasıyla yapmaya çalıştığını Erdoğan boşa çıkarmasaydı, kendi uydumuzu, kendi bombamızı yapamasaydık bugün ne olurdu hesap edin.

O gün de bugün de saldırılara dik duruş sergileyen, ülke menfaatlerini üç beş çakala peşkeş çekmeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sert olmakla eleştirenler, size sesleniyorum.

Erdoğan, o gün uydu fırlatılmasını engellemek isteyen içte ve dıştaki güçlere “sert” değil, “yumuşak” davranıp, uzlaşma yoluna gitseydi, uyduyu fırlatmayıp, milli savunmayı geliştirmeseydi, bugün anlıyoruz ki şehit sayımız 4-5 kat daha fazla olurmuş. O zaman siz ne derdiniz?

Niye tedbir almadın diye sigaya çekerdiniz değil mi?

Bugün de, üslubunu, tavrını, dik duruşunu eleştiriyorsunuz.

Siz değil ama millet iki üç sene sonra “Biz seni ülkenin menfaatlerini, bizi, evlatlarımızı koru diye Cumhurbaşkanı seçtik. Neden tedbir alıp gerekeni yapmadın?” demesin diye şimdiden tedbir alıyor Erdoğan.

Siz kumda oynamaya devam edin.

Sonunda döndü

Kaçak döndü. “Junior”ı Mirgün Cabas iki gün izinle iktifa ederken, “Senior” Ertuğrul Özkök neredeyse bir ay uzaklaşma cezası almıştı ya patronundan. Dün işe başladı. Nerelere takıldıysa kof kabadayılığı da öğrenmiş. İlk yazısında “Bak daha dün aynı yollarda birlikte yürüdüğün savcılar falan vardı ya. Hani o bu dünyaları ben yarattım diyen zevat. Hepsi kaçıp gitti. Bak aslanım, bir gün belki sen de kaçar gidersin, ama biz hep buradayız” demiş.

İyi de... Bugün horozlandığın “Zek” sana dokunmasın diye iki günde bir “haşhaşi” medyasına çıkıp “Pensilvanya” güzellemesi yaptığın günleri ne çabuk unuttun?

Geçmiş olsun mu?

Olsun, olsun.

Ne kadar tetikçi, terör destekçisi, gerçekleri eğip bükücü, kaset taşıyıcı, patronunun postacısı olsan da senin hakkından “söz”le geliyorduk zaten.

Teröre destek veren sen, patronunun, Doğan Medya ve yandaşlarınız, o dört aptalı bu tarafa yamamaya çalışmadan önce, o adamların kriminal dosyasına bir göz atın. Uyuşturucudan sulanmış beyinlerini kime kiralamışlar onu öğrenin önce.