24 Kasım 2020 Salı / 8 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Sevil NURİYEVA
snuriyeva@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Siyasette Türk ekolü dönemi ve onu oyun dışı koyma çabası

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Türkiye’ye karşı ittifakı iyi okumak lazım! Bu saldırıları parça parça ve başka başka olaylar olarak görürsek, hamlelerimiz de parçalanır.

Almanya’nınsuçüstü yakalandığı bir gerçektir! Adadaki, sivil toplum aktivisti görünümlü operasyonel bireylerin tutuklanması, yeni yakalama için hazırlığın Türkiye güvenlik ve istihbarat örgütlerince tasarlandığı anlamına gelmektedir.

Yeni kalkışma haberlerini en fazla veren odağa odaklanalım. Almanya; başımızı, içerideki kalkışmalara katmaya gayret ederken, Amerika’nın; Suriye’de PKK ve PYD unsurlarına isim değiştirme kamuflajı altında yeni yığınaklar dizayn ettiği görülmelidir.

Almanya bir taraftan, kendine ileride ciddi rakip olarak doğmaya başlayan bir gücü yani Türkiye’yi bertaraf etmek isteğinde, diğer yandan Amerika’nın taktiksel adımlarına çanak tutmaktadır.

ABD; Suriye’nin kuzeyinde yeni yapılanma ısrarından vazgeçmeyecek. Haliyle bu durumda, terör örgütü PKK ve PYD unsurlarını uzun vadeli kullanacak. “Taktiksel tercih” ve “zorunlu tercih” dediği teröristlerle İsrail’in geleceği için çalışmalar yapmaktadır. Ve elbette bölgenin enerji hatlarının kontrolü ile İpek Yolu karasal ticari yolunun kontrolü için, kendine biat etmişlerle yola devam etmek istemektedir.

Amerika’nın; İpek Yolu projesinden ödü kopmaktadır. Bu proje, yani dünyadaki ticari hatların yeniden karaya kayması, bu coğrafyadaki devletleri ciddi anlamda etkileyecektir. Hatta bir nevi ekonomik güç olarak, daha da belirgin hale getirecektir. Amerika önümüzdeki 100 sene içerisinde, kendinin küresel patronajlığını kaybetmemek için her türlü şeytani ittifaklara var olduğunu, son yıllar daha bariz biçimde gösterebilmiştir. Dolayısı ile üzerimize gelen saldırıların, merkezi odaklarını doğru görmemiz, doğru caydırıcı unsurlarımızın devreye girmesi için gereklidir. 15 Temmuz’da; darbenin altını oluşturan FETÖ ile beraber Amerikan istihbarat örgütlerinin devrede olduğu, Alman istihbaratının devrede olduğunu, sonraki adımlardaki tutumlarla teyit etmiş durumdayız.

Burada Almanya haliyle; hem kendinin bölgesel patronluğu koruma çabasında, hem AB’nin geleceğini kurtarma gayretinde, hem de kendi hinterlandı olarak gördüğü Türkiye’nin yeni zamanın yeni önemli aktörlerinden birine dönüşmesine sınır çekme peşindedir.

Türkiye’yi içeriden sarsmaya gayretin, Almanya destekli kurum ve kişilerden geçeceği de aşikârdır.

Dikkat ederseniz göreceksiniz ki; eski bizim coğrafyadaki STK’ların medya çalışmaları adı altındaki tüm projelerine, parasal desteği Almanya vakıfları vermektedir. Özellikle tercihler; ülkelerin mevcut yönetimleri karşısında duran, daha fazla sövme, dövme ve saldırgan eğilimli kim varsa ondan yanadır.

Hükümet ve yönetim karşıtı kim varsa, Alman istihbaratı için potansiyel ortaktır.

Üzerinde kiminle çalışıp çalışılmayacağına, kişi ve kurumların profillerine göre karar vermektedir. Almanya’nın sivil toplumlarla çalışma metodolojisi, Amerika’nın çalışmalarına çok benzemektedir. Amerika için karşıt görüşler, özgürlükler tanımıyla süslendiği için, kendi ülkesinde devletine ve yönetimine hatta geleneklere karşı olan kim varsa, yanında görmek istediği aşikârdır.

İslam karşıtıtipler dâhil, hangi fikirler ve ideolojilerin desteklendiğini, şimdi içinde bulunduğumuz tablo net göstermektedir.

Şimdi de İsrail’in Mescid-i Aksa terörü devreye girdi.

Burada; Müslümanların özellikle Türkiye’nin sinir uçlarına dokunmak, onu kavgaya çekmek niyetini görmezden gelemeyiz. Peki neden? Çünkü Türkiye; tek devlet ve toplumdur ki, tüm milli ve geleneksel değerlerine sahip çıkma konusunda fenerdir. Türkiye yegâne ülkedir ki; bu ülkedeki insanlar “dava anlayışını” hayat tarzı yapabilmiştir. Türkiye yegâne devlettir ki; geleneği ile devlet refleksi arasında uzun aradan sonra, vahdet oluşturabilmiştir. Batı’nın yaptığı gibi; karşılarına, milletin devlet olduğu, devletin de millet olduğu felsefe devreye girmiştir. İşte bu nedenle, etraftaki saldırıları parça parça değil, top yekûn operasyon olarak görmeli, yüzüne konuşanla arkadan konuşanın bağını çözmemiz ve caydırıcı tüm unsurları, savaşmadan devreye sokmalıyız. Bu badire atlatıldıktan sonra, siyasi literatür ve büyük siyaset, TÜRK ekolü tanımıyla anlaşmak zorunda kalacaktır.