04 Ağustos 2020 Salı / 13 ZilHicce 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Yalçın AKDOĞAN
yalcinakdogan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Siyasi paranoya ve karşı devrim safsatası

24 Temmuz 2020 Cuma

Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi kararının iptal edilmesi ve yeniden camiye rücu etmesine yönelik olumsuz tepkilerin bazıları tam anlamıyla siyasi paranoyaya dönüştü.

Cami kararına çok farklı gerekçelerle eleştiri getirenler var, ama bazıları işi daha dramatik siyasi yorumlarla ifade ediyorlar.

Kimisine göre bu karar karşı devrime uzanan bir yol açıyor.

Kimisine göre rejim değişikliğinin habercisi…

Kimisi ise meseleyi siyasi popülizmle ele alarak seçimlere, siyasi ranta, muhalefet bloğunun bölünmesine yönelik bir hamle olarak görüyor.

Hatta halifelik tartışmalarıyla meseleyi eksen değişikliğine kadar götüren radikal yorumlar da var.

Hükümetin attığı her adımın siyasi sonucu olabilir. Yaptığınız köprünün de, dağıttınız sosyal yardımın da, yaptığınız veya yapmadığınız işlerin de halk nezdinde bir siyasi algısı ve dolayısıyla siyasi bir sonucu vardır. Ancak bu durum, atılan her adımın siyasi sonuç beklentisiyle, seçimle, siyasi fayda ile açıklanacağı anlamına gelmez.

AK Parti kurulduğu gün başlayan psikolojik harekât gizli gündem, takiyye, İranlaşma, mahalle baskısı, otoriterleşme gibi söylemleri kullandı. Zaman içinde hem AK Parti’nin nasıl bir siyasi vizyona ve efkâra sahip olduğu daha iyi anlaşıldı, hem de bu tür tezviratları yapan vesayet odaklarının amaçları daha iyi görüldü.

19 yıldır siyasi hayatta olan ve 18 yıldır ülkeyi yöneten bir partiyle ilgili hala gizli gündem yakıştırmalarında bulunmak abesle iştigaldir.

Ayasofya meselesi bir eksen kayması değil, gerçek eksene oturma anlamı taşır.

Türkiye bugün üç kıtada bölgesel bir güç olarak varlık gösterdiği gibi; NATO, AB, İslam Dünyası, Rusya ve Asya ekseni olmak üzere çok boyutlu bir diplomatik etkinliğe sahip.

Ayasofya üzerinden karşı devrim veya rejim değişikliği söylemlerinde bulunmak klasik derin devlet refleksi sergilemekten başka bir anlam taşımaz.

Tabular, korkular, önyargılar artık yerini özgüvene bırakmalı…

‘Yabancılar ne der’ korkusuyla titreyen bir zihniyetin yerli, milli ve bağımsız bir siyasi duruşa sahip olması mümkün değildir.

‘Aman ha, bunun hesabını sorarlar’ korkusuyla kimyası bozulanların müstakil ve şahsiyetli bir uluslararası konuma ulaşması mümkün olamaz.

AK Parti iktidarının bu tür adımlarını eksen kayması veya rejim değişikliği olarak görerek korku pompalayanların halkın duygu dünyasıyla barışması imkân dâhilinde değildir.

Eğer bu adımın sistem ve rejimin mahiyetine yönelik bir anlamı olsa siyasi partiler meseleyi bu şekilde algılamazlar ve sessiz kalmazlardı. Yapılan anketlere göre CHP’lilerin bile önemli bir kısmı bu adımı olumlu görüyor.

Ayasofya kararı en basit şekliyle Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesinin yerine getirilmesidir. Vakıf senetleri ve vakıf amaçları hukuki bağlayıcılığının yanında manevi değeri olan, başkalarına tasarruf hakkı bırakmayan konulardır.

Sorun bunlara uygun hareket etmek değil, bunları değiştirerek vakıf mirasını gözardı etmektir.

Çok iyi bilinen Fatih Vakfiyesinde şu ifade çok önemlidir ve sadece bu sebeple hükümetin adım atması hukuki ve manevi gerekliliktir:”

Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen batıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse, vakfın tebdili ve iptali için gayret gösterirse, vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame eylemek (temel müesseselerden birinden taviz vermek) ve vakfı bölümlerinden birine itiraz etmek dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse veya şer’i şerife aykırı olarak vakıfta tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeriata ve vakfiyeye aykırı ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve benzeri bir şey taleb ederse, kısaca batıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haram işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikab eylemiş olur. Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerlerine olsun. Ebediyyen cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.”