Normal şartlarda olmadığımız kesin.
Sıradan bir Avrupa ülkesinde bir yılda yaşanan olaylar, ülkemizde bir aylık dönemde yaşanıyor.
Bugün bu yoğun gündem içinde önemli gördüğüm birkaç hususa değineceğim...
TERÖRSÜZ TÜRKİYE'NİN ÖNEMİNİ UNUTMAYALIM...
Filmi başa sarıp bakarsak Terörsüz Türkiye yaklaşımının kıymetini ve önemini bir kez daha anlarız...
Suriye'deki gerilimin Terörsüz Türkiye yaklaşımına zarar verme ihtimali hep masadaydı. Nitekim birkaç gündür artan siyasi gerilim de bu meseleye bağlı.
SDG KAYBEDİYOR, KÜRTLER KAZANIYOR...
Ancak dikkatimi çeken tuhaflıklar var:
Mesela SDG, Suriye'de kaybetti ama Kürtler hak kazandı.
Yıllardır kimliksiz olanlara 1962 sayımı esas alınarak vatandaşlık verileceği ve birçok hak tesis edileceği Şara tarafından bir kararname ile duyuruldu. Bu öyle basit bir kararname değil. Geçiş dönemi liderlerinin bu tip kararnameleri birer taahhüt hükmünde. Bunu unutmamak gerekiyor.
İşte bu çelişki bile kimin kime zarar verdiği, kimin niyetinin huzur olduğunu gösteriyor.
SDG'NİN TERÖR ÖRGÜTÜ OLDUĞUNU BİLMİYOR MUYDUNUZ?
Terörsüz Türkiye çağrısı başladığından beri söylenen iki husus var:
"Terörle mücadele de devam edecek" ve "Terörün bittiğini devlet tescil edecek".
Yani bu şartlar ilk günden beri biliniyor olmasına rağmen, SDG'ye bu bağlamda "bağışıklık" tanınmasını istemek ne oluyor!?
HANİ SURİYE'NİN İÇ MESELESİYDİ!
Gelelim diğer tuhaflığa;
Madem (!) "bu çağrı SDG'yi kapsamıyor!" ve Türk Ordusu'nun sürece müdahil olmadığı ortada, Suriye'nin içindeki bu mesele bizim 40 yıllık sorunumuzun çözümüne engel olabilecek düzeye nasıl geliyor?
Madem (!) bunların PKK ile ilgisi yok, ne diye bu meseleyi "odak gündemimiz" haline getiriyor DEM?
Terörsüz Türkiye yaklaşımı bir tutarlılık testinde. Bunun en önemli virajı burası.
Zamanında "Suriye'nin iç meselesidir" tezi ile SDG'nin durumunu kotarmaya çalışanlar, şimdi bu tezi yıkarak SDG'yi korumaya çalışıyor!
Rapor için görüşmeler devam ediyor ve İmralı ziyareti tutanakları yayımlandı.
Dileriz DEM "hangi ülkenin partisi" olduğunu hızlıca hatırlar...
BAYRAĞI İNDİRMEK SUÇ MU?
Bayrağı indirmedeki kasıt görüntülerden anlaşıldığı üzere çok net. "Devletin egemenlik alametlerini aşağılama" iradesi ortada. Duyulan nefret, harekete geçiren öfke işin cabası...
TCK m.300 şöyle diyor: "Türk Bayrağını yırtarak, yakarak veya sair surette ve alenen aşağılayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır"...
Peki bu yeter mi?
Bu kişiye böyle bir ceza verirsek kamuoyu tatmin olur mu?
Bayrak gibi şanlı bir sembole, sembolik ceza yasal olabilir ama toplumun hukuk anlayışında yeri var mı?
Bayrağa aidiyet hissi olmayan birini zorla bu hisse sahip kılamayız. Fakat saygısızlığını göstermeye açıktan cesaret edene ve aşağılayana karşı sadece ceza vermek de yeterli görünmüyor...
Caydırıcı etki önemli. Zira bu son eylem, kırk yıllık sorunun çözüm eşiğine dinamit yerleştirecek güçte. Bunu görmek herkesin ödevi...
Gerçi bu toplumun irfanı bu çabalara geçit vermez biliyoruz. Bayrakla ilgili menfur davranışı yapanların vatandaşlıktan çıkarılmasına ilişkin bir düzenleme yok mevzuatta.
Bunu gündeme alabilir miyiz?
EMEKLİ MAAŞI AYM YOLUNDA...
Emekli maaşlarıyla ilgili düzenleme Meclis'ten geçti. Yasa kabul edildi. Top artık Cumhurbaşkanı'nda. Onaydan sonra Resmî Gazete'de yayımlanacak.
Ve yürürlüğe girecek.
Muhalefet ise itirazda kararlı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi'ne götüreceklerini söyledi. Bu açıklama emeklilerde umut oluşturdu. Ancak tablo çok net. Çünkü benzer bir başvuru daha önce yapıldı. Hem de güçlü bir gerekçeyle.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz, memur ve emeklilere verilen zamların yetersiz olduğunu söyleyerek konuyu AYM'ye taşıdı. "Enflasyon yüzde 20 beklenirken zam yüzde 18,8'de kaldı" dedi. "Bu durum emeklileri yoksullaştırır" diye itiraz etti. Zamların durdurulmasını ve iptalini istedi.
Anayasa Mahkemesi ne yaptı? Talebi reddetti. Yani AYM, düşük zam gerekçesiyle yapılan bu başvuruyu kabul etmedi. Bugün yapılacak başvurunun da bundan çok farklı olması beklenmiyor.
Kısacası şunu söylemek lazım: AYM yolu açık. Ama sonuç almak zor. Emekliler bunu bilerek beklentiye girmeli.
ÇOCUK FAİLLER MESELESİ...
Konuyu tekrar konuşmaya başladık. Daha önce de dediğim gibi meselenin internet etkisi ile oluşturduğu boyutunu görmezden gelerek, salt ceza artırımı ve yaş indirimi (baremleri değiştirme ile) sorunu çözemeyiz. İnternetin suça olanak sağlayan yönünü, gençleri erken ergenliğe ulaştıran boyutunu düşünerek yasal adım atmak gerekiyor...