Orta Doğu, uzun zamandır büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin çıkar hesaplarıyla yoğruluyor. Bugün Gazze'de insanlık dışı bir katliamı sürdüren İsrail, aynı zamanda Suriye'de de istikrarsızlığı derinleştirme çabasından geri durmuyor.
İsrail'in politikaları, yalnızca kendi güvenlik kaygılarına değil, aynı zamanda bölgeyi sürekli bölünmüş, çatışmalı ve zayıf tutma stratejisine dayanıyor. Bu bağlamda İsrail'in uzun vadeli hedefleri arasında "Şam yönetiminin yıpratılması" ve "parçalı bir Suriye" arayışı açıkça görülüyor.
Böl, Zayıflat, Yönet
Son dönemde ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barack'ın sözleri bu niyetleri perde arkasından alıp gün yüzüne çıkarmıştır. Barack, Suriye'de üniter devlet yapısının artık mümkün olmadığını ve federatif bir modelin daha gerçekçi olduğunu öne sürdü. Bu sözler, Washington'ın bölgeye bakışını yansıttığı kadar, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve Arap dünyasının ortak çıkarlarına da doğrudan bir tehdittir.
Federatif ya da konfederatif bir Suriye modeli, ilk bakışta etnik ve mezhepsel gruplara daha fazla özerklik sağlayacak gibi görünse de gerçekte ülkeyi kalıcı bir bölünmüşlük ve iç çatışma kısır döngüsüne mahkûm eder. Zira Suriye'nin sosyolojik dokusu, çok sayıda etnik ve mezhepsel kimliği barındırmakla birlikte, bu kimliklerin asırlar boyu bir arada yaşadığı bir tarihe sahiptir. Üniter devlet yapısının korunması, bu çoklu yapının üzerinde yükseldiği ortak çatıyı ayakta tutmak anlamına gelir. Aksi hâlde, etnik ve mezhepsel temelli "federal bölgeler" yarın birer bağımsız devletçiğe dönüşebilir; bu da yalnız Suriye'yi değil, Lübnan'dan Irak'a, Türkiye'den Ürdün'e kadar tüm bölgeyi yeni krizlere sürükler.
İsrail'in tam da istediği şey budur: Sınırlarının ötesinde küçük, zayıf ve birbirine düşman devletçikler.
Suriye'yi Federasyona Zorlamak, Barışı Gömmektir
Bölünmüş bir Suriye, İsrail için stratejik bir güvenlik kuşağıdır. Bu nedenle İsrail'in hem sahadaki askeri hamleleri hem de diplomatik manevraları, Şam'ın otoritesini zayıflatmaya ve ülkenin parçalanmasını olağan bir senaryo hâline getirmeye yöneliktir.
Oysa tarih bize gösteriyor ki, Ortadoğu'da kalıcı istikrar ancak güçlü ve merkezi devletlerle mümkündür. Irak'ın işgali sonrasında yaşanan parçalanmışlık, nasıl terör örgütlerinin beslendiği bir zemin yarattıysa, Suriye'de benzer bir senaryo tekrarlanırsa sonuç aynı olacaktır. Üniter yapıdan uzaklaşmak, yalnızca dış güçlerin bölge üzerindeki hâkimiyetini artırır ve halkların iradesini yok eder.
İsrail'in Güvenliği İçin Orta Doğu Ateşe Atılıyor
Bu noktada Arap dünyasının ve bölgesel aktörlerin net bir tutum alması elzemdir. Suriye'nin geleceği Suriyelilerindir ve onların iradesi dışında dayatılacak hiçbir model meşru değildir. Üniter bir Suriye, hem ülkenin kendi içinde barışın, hem de bölgesel dengelerin anahtarıdır.
Sonuç olarak, İsrail'in Gazze'deki insanlık dışı saldırılarının yanında Suriye'de de istikrarsızlığı kışkırtması, bölgemizin geleceğini tehdit ediyor. ABD'den gelen federasyon senaryoları ise, bu tehdidi meşrulaştırma girişiminden başka bir şey değildir. Bugün yapılması gereken, Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunmak, üniter devlet yapısının korunması için güçlü bir irade ortaya koymak, terör örgütleriyle topyekün mücadele etmektir. Çünkü bölgenin istikrarı, milletin geleceği ve barış umudu ancak bu çatı altında korunabilir.