30 Kasım 2020 Pazartesi / 14 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Ahmet TAŞGETİREN
atasgetiren@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Tek boyutlu Trump yaklaşımları

15 Kasım 2016 Salı

Amerikan halkı Hillary Clinton'a karşı Trump'ı tercih etti. Aşağı yukarı yarı yarıya bir tercih bu. Hatta oy itibariyle Clinton daha önde. Seçim sonuçlarının ABD'deki yansımalarına bakıldığında Trump'ın hiçbir yeni başkanda görülmeyen bir tepkiye maruz kaldığı, bir kısım toplum kesiminin (bunun içinde Müslümanlar da var) Trump'tan korktuğu bile söylenebilir. Onun için şu sıralar bazı kurumlar, mesela üniversiteler, yabancı öğrencilerine tedirgin olmamaları yönünde telkinlerde bulunma gereği duyuyorlar. Trump çizgisinin arkasında “Beyazlar”ın, Neocon çizgisinin etkin olduğu da bilinenler arasında.

Şu sıralar yer yer, otobüslerde, sokaklarda, 11 Eylül sonrasına benzer biçimde, Müslüman bilinen kişiler (başörtüsü takan kadınlar en başta) saldırılara hedef oluyor. Trump, kendi sitesinde yer alan “İslam karşıtı” söylemleri sildirdi ama bu tür işler, yazıda durduğu gibi durmuyor ve siteden silinince insanların zihninden de silinmiyor.

Trump'ın dünyadaki yankıları da az değil. Hani “liberal” dünyanın temsilcisi bir ülkede, böylesine köşeli bir kişinin Başkan seçilmesi herkesi şaşırtıyor.

Bizdeki yansımalara gelince...

Biz olayı FETÖ bağlamında mı görelim, oradan “FETÖ'yü korumaz, iade eder” gibi bir ümit üretip, olumlu beklentiler içine mi girelim?

Mesela Amerika'daki tepkileri “hazımsızlık” olarak mı değerlendirelim?

Yoksa FETÖ tepkisini ilk defa dile getiren ve şu sıralar Trump'ın Güvenlik İşleri Danışmanı olması beklenen Mike Flynn'in FETÖ ile birlikte Seyyid Kutup'u da, Hasan el Benna'yı da aynı çuvala koyup “Bunların hepsi aynı” kanaatine varmasına bakıp ...

Oradan Trump'ın islamofobi söylemlerine ulaşıp...“Dur hele, biraz bekleyelim, Amerika'daki Müslümanların kaygılarını yabana atmayalım” gibi bir teenni içine mi girmeli?

Ne demeli mesela Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in resmi başkenti haline getirme söylemine? Yarın ABD'nin İsrail Büyükelçiliği Kudüs'e taşınırsa nasıl davranmalı? Filistin'in göstereceği tepkiye katılalım mı katılmayalım mı?

Acaba Trump'a verilen oyları Putin'le, Tayyip Erdoğan'la paralelleştirip “Dünyada dünya sistemini sorgulayan liderler öne çıkıyor” gibi bir hükme mi varmalı, yoksa Trump'ın hala bir süper devletin lideri olduğunu, Putin'in de ondan farklı olmadığını ve bunların kendi ülkelerinin gücünü sınırlamak gibi bir projeye evet demeyeceklerini, hatta bunu sorgulayanlara karşı birlikte direneceklerini mi görmeli?

Avrupa'nın “en yabancı düşmanı” siyasetçisi Le Pen ile içine girdiğimiz paralelliklere bakıp, nereye gidiyor bizim düşünce sistematiğimiz, diye mi sormalı?

Bizde başkanlık sistemi tartışmaları gündemde. Zaman zaman Amerikan sistemi ile benzeşme üzerinde de duruluyor. “Zavallı Obama”dan Trump tiplemesine geçildi şimdi. Acaba Trump'ın gelişi ile başkanlık modellemelerimiz arasında ilişkiler kurmalı mı, yoksa Trump'ın çok tartışmalı kişiliğinin, bizdeki başkanlık sürecine zarar vereceği düşüncesiyle o işi bir kenara mı bırakmalı?

Trump'a yönelik değerlendirmelerin, sıcak Ortadoğu gündeminde yoğunlaşması kaçınılmaz. Amerika Ortadoğu'da ne kadar olacak ve nasıl olacak, sorusu bu coğrafyadaki herkes gibi Türkiye'yi de ilgilendiriyor.

Obama zayıf bir lider profili çizdi ve Ortadoğu bataklığa döndü. Arap Baharı sürecinde Mısır'daki darbenin desteklenmesi, Suriye'de“İktidara İhvan gelmesin” diye kanlı bir iç savaşın fitilinin ateşlenmesi, Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye'yi zayıflatmak için “Kürtlere alan açma” hesabıyla, PKK ve uzantılarını ümitlendirip, Türkiye'de başlatılan çözüm sürecinin akamete uğratılması... “Sünni dünya ile Şii dünyayı” birbirine karşı kullanma sadedinde, İran'ın etkinliğinin artmasına zemin hazırlanması...

Böyle birçok başlık, paragraf...

Erken kabul de sorunlu erken red de...

Kuşkusuz ABD'nin bir reel-politiği olacaktır, dünyanın bütün ülkelerinin de.

Zamanın bu kesiti, özellikle bizim coğrafyamızda müthiş bir hesaplaşma şeklinde geçiyor.

Maalesef birbiriyle yeterli gönül buluşmasını temin edememiş toplulukları.

Hani diyoruz ya, “Bizim bir de gönül sınırlarımız var” diye... İşte en acil sorun, o gönül sınırlarının gönül dokularını hayat haline getirmek...