TBMM'de kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını tamamladı.
Yarım asırdır Türkiye'nin emniyetini, refahını/kalkınmasını, ekonomisini tehdit eden terör belasına son verme istikametinde atılan tarihi adımın raporu nihayet çıktı ve ezici bir çoğunlukla kabul edildi.
82 sayfalık raporu dikkatle okudum.
Binlerce cana kıyan, bölgenin gelişmesini kalkınmasını engelleyen ve yıllık 140 milyar dolarlık maliyetiyle ülke ekonomisini felç eden terör belasına son vermede atılan bu adımın tarihi olmasının en önemli tarafı ilk kez meclisin konuyu ele alıyor olmasıdır.
Önceki teşebbüslerde meclis devreye girmemişti ve üçüncü taraflar söz konusuydu.
Bu kez tamamen yerli ve mili bir teşebbüs olarak özgün ve milli bir perspektif icra ederek, adına rahatlıkla Türkiye Modeli diyebileceğimiz bir adım atılmıştır.
Ordu, emniyet ve yargıdaki paralel yapı tasfiye edilip terörle mücadelede kesin bir başarıya ulaşılması bu adıma zemin hazırlayan en önemli faktördür.
Ülke içinde fiilen bitirilen terör örgütünün bütün uzantılarıyla feshedilerek bölgenin de terörden arındırılması sadece Türkiye'nin değil bölgenin de refahına ve ekonomisine önemli katkı sağlayacaktır.
Raporun sunuşunu yazan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Bey komisyonun kuruluşundan raporun hazırlanmasına kadar geçen süreyi 5 sayfada çok anlamlı bir şekilde özetlemiş.
Ardından silah bırakmanın bir pazarlık sonucu olmadığına, şehitlerimizin bu sürecin manevi mimarları olduğuna vurgu yapılmış ve komisyonun kuruluş ve çalışması anlatılmış.
Komisyon, demokratik katılımcı ve kapsayıcı bir anlayışla çalışmış; nitelikli çoğunlukla karar almış; 137 kurum temsilcisi ve kişinin bilgi ve görüşüne başvurarak raporun hukuki, tarihi, sosyolojik, ekonomik ve psikolojik boyutlarını besleyen geniş bir müktesebat sağlamış ve komisyon bir istişare organı olarak hareket etmiştir.
Yedi ana başlıktan oluşan raporun birinci bölümü komisyon çalışmalarına, ikinci bölümü komisyonun hedeflerine, üçüncü bölüm Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri ve kardeşlik hukukuna; dördüncü bölüm dinlenen kişilerin mutabakat alanlarına; beşinci bölüm örgütün kendisini feshetmesi ve silah bırakmasına ayrılmış.
Beşinci bölümde yasal düzenlemelere geçebilmek için silah bırakmanın istihbarat ve güvenlik birimlerince ölçülebilir kriterlerle icra edileceği, sınırlarımız dışındaki durumun tespitinin de bir zorunluluk olduğu ifade edilmiştir.
Bu bölümler çözümden ziyade tespit ihtiva etmektedir.
Raporun asıl çözüm teklifleri altıncı ve yedince bölümlerde yer alıyor.
Altıncı bölüm sürece ilişkin yasal düzenleme tekliflerini içermektedir.
Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemeler yapılması hususunda genel anlayış birliğine vurgu yapılmış.
Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemenin kamu vicdanını ve toplumsal hassasiyetleri gözetecek şekilde olmasına dikkat çekilmiş.
Örgüt mensuplarının durumuyla ilgili yasal düzenlemenin toplumda cezasızlık ve af algısını oluşturmamasına, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğuna temas edilmiş.
Sürecin izlenmesi için yürütme içerisinde bir izleme ve raporlama mekanizmasının oluşturulması; süreçte görev alanların komisyon toplantılarına katılıp görüş ve öneri sunanların yasal güvenceye kavuşturulması teklif edilmiş.
Yedinci bölüm ise demokratikleşme ile ilgili önerileri ihtiva etmektedir.
Bu bölümde AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulması önerilmektedir.
Raporun bu bölümünde muhalefetin AİHM iddialarını çürütecek önemli bir bilgiye yer veriliyor. Bu bilgi Türkiye'nin AİHM kararlarını icra etme oranının yüzde 90, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kararları icra etme oranının yüzde 80 olmasıyla ilgili. Yani Türkiye bu konuda Avrupa'dan ileridedir!
Yargılama ve infaza ilişkin düzenlemeler başlığı altında yapılması gerekenlere 5 paragraf halinde yer verilmiş ki hepsini yazmak bu makalenin boyutunu aşar.
Yine bu bölümde hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ile ilgili düzenlemelere 10 başlıkta temas edilmiş; yasaların gözden geçirilmesi tavsiye edilmiş, özellikle Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri kanununun yeniden düzenlenmesi şiddet içermeyen fiillerin terör suçu kapsamına alınmaması, siyasi partiler ve seçim yasasının ve siyasi etik kanunun hazırlanması teklif edilmiştir.
Raporun son bölümünde yerel yönetimlerle ilgili iki teklife yer verilmiş. İlki idari sistemin daha demokratik ve hukuki, standardı daha yüksek bir şekilde organize edilmesi; ikinci olarak da belediye başkanlarının görevden el çektirilmesi durumunda başkan vekilinin belediye meclisi tarafından seçilmesini içerek şekilde mevzuatın değiştirilmesi teklif edilmiş.
Kısa bir sonuç bölümünden sonra 28 sayfa boyunca raporla ilgili teknik bilgilere yer verilmiş.
Kardeşlik Komisyonu'nun bu özgün çalışması tüm dünyanın örnek alacağı Türkiye Modeli'ne kaynaklık edecek ciddiyette hazırlanmış.
Bu aşamadan sonra önemli olan bu tekliflerin uygulanabilmesi için örgütün bütün uzantılarıyla silah bırakmasıdır. Örgütün Avrupa, Irak ve Suriye ayağının atacağı adımlar çok önemli. Çünkü örgüt oralarda direnmeye devam ediyor!
Ne kadar direnirse dirensin Türkiye hayâti eşiği aşmıştır.
Terör kaybetmeye mahkûmdur!
***Yalnız raporun iki küçük kusuruna temas etmeden geçemeyeceğim.
Birincisi komisyonun ismidir. İletişim kuralları açısından çok uzun ve herkesin bir hamlede ezbere söyleyebileceği bir isim olmamış. Bakıyorum TV haberlerinde bile kimi sunucular sadece Kardeşlik Komisyonu diyerek isabetli isme işaret ediyorlar. Bence de komisyonun ismi kısaca Kardeşlik Komisyonu olsaydı hafızalarda daha kılıcı olacağı için daha iyi olurdu.
İkinci kusuru ise komisyonda görev yapan üyelerin çoğunun muhafazakâr olmasına rağmen Türk Kürt Arap kardeşliğini anlatırken bunun din kardeşliği olduğunu rapora yazdıramamış olmalarıdır. Tarihsel hafızadan bahsetmişler, kültürel mirastan bahsetmişler, manevi ve kültürel müştereklerden bahsetmişler ama bütün bunların temelinde İslam inancındaki kardeşlik kurumunun olduğunu bir türlü yazamamışlar.
Farklı etnik kökene sahip insanlar birbirlerine vatandaşlık, hemşerilik, komşuluk, meslektaşlık ve arkadaşlık gibi bağlarla bağlanabilirler ama hiçbirisi din kardeşliğinin yerini tutmaz. Bu coğrafyada Türk Kürt Arap kardeşliğinin temelinde müminlerin kardeşliğini esas alan İslam inancı yatmaktadır. Lozan'da bile Müslim gayr-i Müslimler şeklinde din bağ esas alınmış, İngilizler bir Kürt devleti kurmak istediklerinde Kürt önderler Müslüman oldukları için Türklerle birlikte kalacaklarını ihtiva eden telgraflar çekmişlerdir.
Laikçiler laik cumhuriyet ilkesini rapora yazdırmışlar ama muhafazakârlar İslam kardeşliğini yazdıramamışlar!
Bütün bunlara rağmen başkanla birlikte 51 üyeden oluşan komisyon 47 evet oyuyla raporu kabul ederek tarihi bir vesikaya imza atmışlardır.
Sürecin başarıyla tamamlanması temennisiyle emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.