26 Kasım 2020 Perşembe / 10 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Sevil NURİYEVA
snuriyeva@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Türkiye kime güvenmeli?

12 Şubat 2018 Pazartesi

Çok aktörlü masada, kime güvenip kime güvenmeme meselesi, giderek bir anlam ifade etmemekte. Savaş büyük ve herkesin, kendi hesabı söz konusu.

ABD; hem Türkiye'siz olmayacağını biliyor, hem de Türkiye'yi kendi istediği şekle sokmak istiyor. Elindeki sopası da terör örgütleri.

Rusya, masada kurgulayıcı olmak istiyor ve ABD'nin "tehdit listesindeki" yerinin hıncını çıkarma peşinde. ABD ile kendisi kafakafaya gelmemek için masadaki farklı aktörlerin, ABD'ye kafa tutuşunu destekleme yolunu seçmekte. Bu durumda, terör örgütü PKK ve uzantılarını doğrudan desteklemese de, zaman zaman dirsek temaslarını da zinde tutacak gibi duruyor. Burada tek meselesi, ABD'nin elindeki enstrumanları kullanabilme isteği.

İran; hem Şii hilalini zinde tutma amacı gütmekte, hem de mevcut durumda tek başına direnmenin ağırlığının farkında!

Devreye girmek isteyen İngiltere'nin hesapları, önümüzdeki yeni yüzyıl olduğu da aşikardır. Fransa;kimin yanında pozisyon tutacağının hesabını yaparken de, Orta Doğu coğrafyasında İngilizlere kaptırdığı eski konumunu devreye sokmak için kendine yeni rol biçmekte.

Ve elbette İsrail!

Ayının bin oyunun bir armudun üzerine olduğunu unutmadan, coğrafyadaki kan tablosunun müsebbiblerinin başındaki ismin İsrail olduğunu, artık gizlemeden saklamadan ortaya sunmakta.

Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin yönetimlerindeki etkisi ve yetkisi, İsrail'e savaşı derinleştirmek için hamle yapma imkanı sağlamaktadır. İsrail; oluşturulmak istenen Soçi sürecinin olası sükunet ortamından pek rahatsız. Savaş ne kadar derin olursa, İsrail bu kargaşa içerisinde terör koridorları kurgusuna daha fazla alt yapı oluşturma imkanı kazanacak, hiç kuşkusuz! Trump'ın ABD'si ise, tam da istediği zemini kendisine sunmakta. Yeni masaya, yeni aktörlerin gelişi, İsrail'i bir türlü çok arzu edip gercekleştiremediği bölgesel güç konumundan alıkoymaktadır. Hal böyle olunca, ABD'nin tetiklediği başarısız siyaset üretimini dağıtmak ve yok etmek için daha fazla katkı sağlamakta. İran-Suriye-İsrail arasında oluşturulan gerilim ve restleşme politikasını, bu fikre borçlu olabiliriz. Rusya ile İran arasındaki ilişkilerden dolayı da Netanyahu, Rusya'yı sık sık ziyaret etmekte. "Rusya üzerinden İran'ı nasıl etkisizleştirir" sorusuna cevap aramaktadır. "Bu ortamda kime güvenilir" sorusu, tabii ki tek cevaplı yorumlanamaz. Lakin ortada olan bir gerçek söz konusudur. Türkiye; dünyayı hem şaşırttı, hem de umudu tetikledi. Coğrafyada Türkiye'yi nizama sokmak isteyen güçlerin, başta ABD olmak üzere Türkiye ile anlaşmadan ileriye gitmenin faturasının da ağır olacağı bilinci oturdu. Bu ortamda, anlaşmak durumunda kalan, Türkiye değil, dağılmayı dayatan aktörlerdir. İşte güveneceği yerin sadece kendisi olduğunu, Türkiye iyi bilmekte. Lakin devlet aklını kullanarak, paragraf paragraf, madde madde, konu başlıklı parametre ile anlaşması mümkün olanlarla da ortak noktada birleşerek hareket etmektedir. Sanırım yeni dönemin yeni anlaşma biçimi olarak, yeni modellerle karşı karşıyayız. Sabit olan tek şey, o da Türkiye'nin kendi iradesi ve kararlılığıdır. Başarı da sadece buradadır.