Bir ülkenin hikâyesi bazen bir meydanda yazılır, bazen bir ekranda bozulur, bazen de bir etiketin altına tıkılıp havasız bırakılır. Son yıllarda bize yapılan budur.
Olayları yaşamak yetmedi, olayların anlatım biçimiyle de boğuşuyoruz.
Uzun zamandır bu ülkede yaşanan "büyük çatışma", ucuza satılan bir hikâyeye indirgeniyor. İnsanlar meseleyi anlamaya değil saf tutmaya çağrılıyor.
Saf tutan düşünmeyi erteliyor. Düşünmeyi erteleyen, gerçeği kaybediyor.
"Beşinci kol faaliyeti" denince kimileri için ajan filmleri akla geliyor. Karanlık odalar, siyah eldivenler, şifreli evraklar. Oysa manşetle, ekranla, algoritmayla, sponsorlu içerikle, PR diliyle, parlatılan imajla yürütülen bir hat var karşımızda.
Tanınan bir yüz konuşunca milyon konuşmuş gibi olur. Tek cümleyle kanaat üretilir, saflar çoğalır, kabileler sertleşir. Bu yüzden sanatçı, şarkıcı, oyuncu sepeti askıdan indirilmez. Esas mesele konuşulacağı an başka bir mesele köpürtülür.
Gazze geri itilsin istenir, vicdan, boykot kültürünün samimiyeti, hesap verilebilirlik geri itilsin istenir. Onun yerine kim ne dedi, kim kime laf çaktı, kim kimin yanında poz verdi, kim kimin fotoğrafına kalp bıraktı. Toplumun zihnine kum dökmek için bundan daha verimli bir yöntem zor bulunur.
Gazze yanıyor, Suriye hattı dalgalı, İran ve Kızıldeniz hattı gerilim yüklüyor. Bu coğrafyada ayakta kalmak için yalnız güvenlik tedbiri yetmiyor. Hukuk var, siyaset var, ekonomi var. Kültür var, ahlak var, vicdan var. Sınır hattı kadar hayati olan kelimeler var.
Hah işte fitne burada başlıyor.
Fitne kalabalıkla değil zihnin bulanıklığıyla ölçülür.
Bilginin kirlenmesiyle, dilin azmasıyla büyür.
Kabilesine sığınan hakikatin peşine düşmez, takımının haklılığını savunur.
Bu noktada ülkenin bütünlüğü yara alır. Aranan tablo da budur.
Bu sisin üstüne projektör tutmaya çalışanlar da var. Altay Cem Meriç'le tanışmışlığımız yok. Ancak birkaç defa kesp eden ihtiyaca istinaden incelemişliğim var.
Gençlerin Meriç'in net jargonuna sevdalanması boşuna değil. Ekran ve kürsü hocalarının bir kısmı bulanıklık üretmeyi marifet sanıyor. Sanki berraklık günah, açık konuşmak ayıp, delil göstermek lüks gibi. Genç de o sisin içinde boğuluyor. Meriç'in yaptığı, sisin üstüne projektör tutmak. Bu yüzden seviliyor.
Bir vesileyle ziyaretime gelen ilçemin Belediye Başkanı bir kitap hediye etti. Başkan gidince baktım, Meriç'in kitabı. Aynı gün "beşinci kol faaliyetleri" merkezli ifşa paylaşımları da gündemimdeydi. Tevafuk oldu. Gayretinden dolayı tebrik etmeyi borç bilenlerdenim.
İnsanlığın da Müslümanlığın da berrak yaşanabilmesi için Kur'an ve Sünnet şart. Temel seviyede yeterli sayılacak kadar, iki merkezli bir tarama yaptım.
Fitne ikliminde Kur'an'ın kurduğu ilk bariyer haber disiplini. Haber geldiğinde araştırma emri fitnenin damarını keser.
Ardından dil disiplini geliyor. Alay, lakap, zan, tecessüs, gıybet. Fitnenin azığı bunlardır.
Üçüncü bariyer adalet. Öfke adaleti rehin alamaz.
Dördüncü bariyer sulh. Müminler kardeştir, arayı düzeltmek ahlak borcudur.
Sünnet de aynı istikamette uyarır. Her duyduğunu nakledenin yükü ağırdır. Fitne zamanında dil çoğu kez yangına benzin taşır. Müslümanın kanı ve haysiyeti ucuz bir söz malzemesi yapılamaz.
Son yıllara dönüp bakınca aynı sahne kuruluyor. Spotlar ünlülerin üzerine tutuluyor. Kitleler spot ışığına bakarken arka tarafta oyun ilerliyor.
İki taraf da aynı çöle su taşıyor, toplumsal akıl eriyor. Sonra zemin çökünce herkes birbirine bakıyor, "Nasıl oldu" diye.
Oldu işte, her gün bir avuç daha kazdınız!
Beşinci kol faaliyeti bazen kurum gibi görünür, bazen ağ gibi, bazen de alışkanlık gibi. En tehlikelisi alışkanlık olanıdır.
Doğrulamadan paylaşmaya alışan, hakaretle güç devşirdiğini sanan, adaleti kendi tarafının kılıfına çeviren bir toplumu yormak için dışarıdan büyük bir hamle gerekmiyor.
Bu süreç bir park hikâyesi gibi başlayıp bir ülkenin aklını hedef alan uzun bir sınava dönüştü.
Bu sınavın sonucu, kimin daha çok bağırdığıyla değil, kimin daha soğukkanlı kaldığı, bilgiyi süzdüğü ve ortak zemini ayakta tuttuğuyla belirlenecek.
Bu romantik bir temenni değil, toplumun hayatta kalma şartı.