Geçtiğimiz günlerde 'longvity' yani uzun ömürlülük çalışmalarında yeni bir aşamaya imza atıldı. Yapılan hücre çalışmalarıyla, 53 yaşındaki bir kadının elleri, 23 yaşındaki bir kadının ellerinin görünümüne dönüştürüldü. El derisi üzerinde yapılan bu gençleştirme operasyonu kısa sürede diğer organlar üzerinde de denenecektir...
Tıp ve kimya artık mühendisliğin emrinde ve yepyeni yollar arıyor bu bağlamda insan kendisine. Tabii şimdilik çok pahalı bir endüstri olduğundan ancak kaymak tabakaya hitap ediyor gençleşme aksiyonları.
Amaç ilkin; sağlıklı bir yaşlanma olarak belirleniyor, ardından gençleşmek amacına dönüşüyor bu hedef, bir sonraki adımsa sürekli genç kalmak ve ölümü ertelemek olarak gözüküyor... İnsan bu sefer ister istemez şu soruyu soruyor; tıbbi tedavi maksatlı gibi duran bu aşamaların asıl maksadı, yoksa ölümsüzlük arayışı mı?
İsmi bilinen popüler vitality klinikleri olduğu gibi, ismi saklı ve dünyanın çeşitli yerlerinde gizli şekilde birer akademi gibi çalışan uzun ömürlülük klinikleri olduğu söyleniyor. Türkiye'deki birkaç kliniğe de bakma fırsatım oldu; genel olarak bunu bir yaşam felsefesi şeklinde açıklamaya çalışmışlar, ama ülkemizde henüz yaygın ileri teknolojilere sahip klinikler yok.
Sağlıklı yaşlanmak elbette güzel bir fikir, insanın başkalarına muhtaç olmadan kendi yağıyla kavrulması, kendi ihtiyaçlarını, evinin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi elbette büyük nimettir. Lakin illa ki gençleşmek saplantısı patetik geliyor bana, efendim 50 yaşındayken 20 yaşındaki bir kızın ellerine veya yüz hatlarına sahip olmak ürpertici değil mi sizce de? İlk bakışta 20'lerindeki bir kızın nüfus cüzdanına baktığınızda, o kişinin aslında 50-60 yaşında bir büyükanne olduğunu fark etmek büyük şok olacak herhalde yaşandığı zamanlarda... Hayat dış görünüşten ibaret demek ki gençlik tutkusuna kapılanlar için, peki ya ruh, sürekli gençleştirmeye, kuvvetlendirmeye çalıştığınız bedenin içindeki ruha ne olacak, ruhun iptal edilip inkar edilmesi gibi bu...
İnsanoğlu niçin kendi yaşıyla, kendi kişisel tarihiyle, anılarıyla, emekleri, çileleri, sevinçleri, binlerce girdi-çıktısıyla niçin kendi özgeçmişiyle barışık değildir? Niçin bedenini, birkaç kere farklı şekilde yeni baştan kurmak ister? Niçindir bu kendisinden memnuniyetsizlik, niçin? Pekala elleriniz, yüzünüz, bacaklarınız, bedeniniz, 30 yıl daha genç gözüktüğünde, içiniz ne olacak? Yani ruhunuz, hisler aleminiz, irade yapınız, fikir, kıyas, sıralama, önceleme, merhamet, adalet, hoşnut kalma veya kalmama gibi iç dünyanızdaki çevrim ne olacak? O da 30 yaşına dönecek mi? Yoksa 30 yaş bedeninde 50'li yaşların iç alemini mi taşıyacak...
Ayrıca bu vitality imkanı, ekonomik seviyesi oldukça yüksek krem-krema bir tabakaya hitap ediyor. Yani bu durum ileride yepyeni bir sınıfsal çatışmaya da dönüşmeyecek mi? Parası olduğu için endüstriyel imkanlarla daha uzun ve daha çok yaşayanlar ile yeterli parası olmadığı için daha kısa (normal yani) yaşayanlar arasında nasıl bir dünya paylaşımı olacak mesela? O hiç ölmeyenlerle kaderine bağlı olarak yaşayanlar arasında nasıl bir ilişki mimarisi kurulabilecek? Bunlar komşu, bunlar sınıf arkadaşı, bunlar sevgili, nişanlı veya karı-koca olabilecekler mi birbirleriyle söz gelimi? Yoksa yeni bir kastik sistem mi kurulacak? Ölümsüzlerle ancak ölümsüzlerin, ölümlüler ile ancak ölümlülerin evlenebildiği, ortak yaşam alanı kurabildiği yeni bir distopya mı gelecek? Peki ya dinimiz ne der böylesi bir yeniden yapılanmış insan bedeni için? Hastalıklardan kurtulma, daha sağlıklı ve iyi bir yaşam gibi cevaplarla mı geçiştireceğiz bu meseleyi, yoksa şimdiden bu büyük ve köklü meydan okumayla ilgili ürettiğimiz, üretmekte olduğumuz tezler var mı?
Gençleşmeye dair bu haberi okuduğumda aklıma; Şeytan'ın ilk insanlar olacak Hz. Adem ile Hz. Havva'yı kandırırken kullandığı argüman geldi... Hani onlara yaklaşması yasak bir ağaçları vardı Cennet'te, meyvesini koparıp da yemelerinin yasaklandığı bir ağaç... Şeytan onlara ölümsüzlüğü vadederek, şayet bu ağaçtan yerseniz ölümsüzlüğe kavuşacaksınız demişti... Onlar da ölümsüzlük teklifinin parıltısına kapılarak o yasak meyveyi yemişler ve cennetten yeryüzüne indirilmişlerdi... Onları indiren, Allah Teala'ydı...
Vitality kavramını; ilkesel anlamıyla, etik yönleriyle, ahlaki cepheleriyle yeniden düşünmek zorundayız. Sağlıklı yaşam mı, uzun ömürlülük mü, gençleşmek mi yoksa ölümsüzlük mü, madalyonun birbirine bağlı dört yüzü var... İnsanın ölümsüzlük ayartısı karşısında, 'indirilenlerden' olması, tenzil edilmesi, geri düşürülmesi, aşağı düşürülmesi, aşağı indirilmesi, eksiltilmesi, kaybetmesi, günah işlemesi, sınırları aşması, haddini aşması, verdiği sözden cayması gibi hakikatleriyle bir kez daha düşünelim bu büyük ontolojik başlangıcımızı...