Venezuelalı yazar Miguel Otero Silva'nın meşhur romanı "ve gözyaşlarınızı tutun' (cuando quiero llorar no llora) hem içeriği hem de başlığı açısından, tam olarak gündemi anlatıyor aslında.
ABD'nin ve Trump yönetiminin birkaç zamandır ağır suçlamalarla tehdit etmekte olduğu Venezuela'da, Başkan Maduro ve ailesi ciddi bir operasyonla devre dışı bırakıldılar. Açık, apaçık bir silahlı darbe yaptı Trump ve Savaş Bakanlığı Venezuela'da... Kuzey Amerika'nın, Güney Amerika üzerinde eskiden beri sürdürmeye çalıştığı sömürü politikaları, bu kez Venezuela darbesiyle yeniden gündeme geldi.
Ve darbenin hemen sonrasında ilk açıklama ise Kolombiya'dan geldi, Kolombiya Birleşmiş Milletleri bu silahlı darbe konusunda önlem almaya ve güvenliği sağlamaya çağırdı... Lakin ABD'nin Birleşmiş Milletlerde veto hakkına sahip 5 ülkeden birisi olması, BM her ne yaparsa yapsın, ABD'nin izin çerçevesi dahilinde şeyler olabileceğini şimdiden tahmin etmek hiç de güç değil...
Yorumcuların tümü, Maduro'nun halktan kopuk siyasi tavrına yönelik eleştirilerde bulunuyorlar. Son seçimlere halkın %10'u katılmış mesela, kötü bir güvensizlik anlamındadır bu, siyaseten ümitsizlik taşır ve halkın bir şekilde siyasete rest çektiği de kolayca anlaşılabilir. Nitekim yabancı bir ülke, bir ülkenin başkanını derdest ederken, kimse kalkıp bir taş bile atamıyorsa burada ciddi bir temsil noksanlığı vardır. Bu gerçekten üzücü...
Ama Venezuela'daki kötü yönetim veya yoksulluk hangi raddede olursa olsun, başka bir ülkenin yaptığı darbeyi sineye çekmek de, kuşkusuz siyaset değildir!
Ne yazık ki Venezuela'da ABD patronajı altında siyaset yapacağını açıkça deklare edebilen muhalefet liderleri var. Maria Corina Machado da bunlardan birisi, hem sağcı bir muhalefet lideri, hem ABD denetiminden yana, hem de İsrail ve Netanyahu ile kurduğu sıcak ilişkileriyle tanınan bir kadın siyasetçi... Bu yılki Nobel Barış ödülünü aldıktan sonra, verdiği ilk beyanatta ABD'nin Venezuela'ya acilen el koyması gerektiğinden bahsetmişti mesela... Aslında bu şartlar altında konuşmalarına baktığınızda, bir muhalif liderden çok stajyer sömürge valisi adayı gibi duruyor. ABD'nin yapacağı darbeden medet uman, Gazze Kasabı lakabıyla tüm dünyada vicdan sahiplerince suçlanan Netanyahu'ya yağ çeken bir politikacı... Kahredici bir durum!
Ömürleri cuntalarla ve faşizmlerle mücadele ederek geçen Güney Amerika halklarının, gele gele ABD patronajına eyvallah diyen kuklalara mahkum edilmeleri de bir tür sömürgeleştirme değil mi?
Gelelim girişte atıf yaptığımız kitaba; Silva'nın "ve gözyaşlarınızı tutun" adlı romanına... Aynı ismi taşıyan üç gencin hikayesi üzerinden, Venezula'nın toplumsal hayatına bakış atarız bu kitap aracılığıyla. (1970'lerde basılmış) Victorino Perez, maddi ve sosyal imkanlar açısından gençlerin en dipte olanıdır, dolayısıyla suça ve suç aktörü olmaya en yakın olan adaydır, onun hikayesiyle toplumun yaşadığı yabancılaşma ve korkunun insanları nasıl da yalnızlaştırdığı gerçeğiyle tanışırız. Diğer genç Victorino Peralta'dır, yoksulluğun kol gezdiği başkentte, ultra zenginlerin varlığı onu hep şaşırtmaktadır, bu kesimin işlediği suçlar, derhal örtbas edilmektedir, bu genç aracılığıyla çökmüş adalet mekanizmasını, rejimi sağlam kılan elit kesimin safahat düşkünü oluşunu, sorumsuzluklarını izleriz... Diğer genç Victorino Perdomo'ysa militan bir üniversitelidir, anarşisttir, hem sermaye, hem de devlet karşıtı bir kişiliktir. Toplumsal kesimlerin birbirinden sert şekilde ayrıldığı, siyasal çalkantıların, gözaltı, tutuklama, işkence ve darbelerin art arda geldiği, çalkantılar içinde iç ve dış sömürgenlerce, gençlerinin çarpıştırıldığı, farklı ölümlere yollandığı bir ülkenin hikayesidir bu...
Petrolü ve nadir toprak elementleri ile dış güçlerin gözlerini hep kamaştıran Venezuela, kendi kendisini halkıyla bütünleşerek yönetebildiği zaman, ancak darbelere karşı durabilecektir... Aksi taktirde böl-parçala-yut parolası her zamanki geçerliliğini koruyacaktır...
Ne kadar hüzün doluyum bu yazıyı kaleme alırken. Latin Amerika halklarını hep mazlumların yanında bulduk çünkü biz...