Kesik damarların kıtasıdır Latin Amerika. Keşfedildiği günden beri burada her şey -ama gerçekten her şey, önce Avrupa'nın, ardından Kuzey Amerika'nın sermayesine dönüşmüş; o uzaktaki iktidar merkezlerinde birikmiş, birikmeye de devam etmiştir. Toprak ve tüm ürünleri, madenlerle dolu toprak altı, insanlar, insanların üretme ve tüketme gücü, doğa, kaynaklar... Kıtanın bütün hikâyesi bu büyük tahliye hattının içinde akmıştır.
Ben Latin Amerika üzerine ne zaman yazsam, Eduardo Galeano'nun Latin Amerika'nın Kesik Damarları kitabındaki bu sözleri gelir aklıma.
Venezuela'da yaşananları da bu hikâyenin devamı olarak görmek gerekir.
ABD'nin Venezuela'ya dönük baskısı artık yeni bir eşiğe girmiş durumda. Uluslararası sularda ABD'nin gerçekleştirdiği infazlar, CIA'ya verilen istikrarsızlaştırma yetkileri ve Venezuela kıyılarına yığılan gemiler her geçen gün savaş ihtimalini artırıyor.
ABD KAMUOYU NE DİYOR?
Bir araştırmaya göre Amerikalıların yüzde 55'i bir işgale karşı. Yüzde 45'i Maduro'yu devirmek için ordunun kullanılmasını reddediyor.
Fakat tarih gösteriyor ki ABD dış politikası hiçbir zaman kamuoyuyla şekillenmedi.
Washington için mesele "halk ne istiyor?" değil; arka bahçeyi yeniden kontrol altına almaktır.
Bu nedenle benimsenen askerî dil tesadüf değil.
EKONOMİK BOĞMA VE DİRENİŞ
2015'te başlayan ambargo Venezuela'yı nefessiz bıraktı.
Petrol ihracatı durdu, finans kanalları kapandı, devlet gelirleri BM raportörüne göre %99 eridi.
Ancak Caracas çökmedi; ekseni değiştirdi.
Rusya ve Çin'den gelen mühendislik desteğiyle petrol altyapısı ayağa kaldırıldı. Üretim 1 milyon varilin üzerine çıktı.
Döviz akışı arttı, enflasyon düştü, reel ücretler toparlandı.
Ekonominin dolarize olması parasal egemenliği zorluyor; fakat ülke 2019–2020 darbe dönemindeki çöküş noktasında değil.
Bu toparlanma siyasi sonucu da beraberinde getirdi:
Halkın önündeki iki seçenek belirginleşti: Egemen bir Venezuela ya da Washington'ın "sözde muhalif lideri" üzerinden kurguladığı yeni bağımlılık rejimi.
ABD'nin açıkça fonladığı María Corina Machado, Venezuela'nın dev petrol rezervlerini özelleştirmeyi, ülkenin stratejik varlıklarını ABD şirketlerine devretmeyi, devlet yapısını Atlantik sermayesinin ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlamayı vaat ediyor.
LATİN AMERİKA'DA KONUMLANMA
Küba ve Nikaragua siyasi destek veriyor; ancak ekonomik kapasiteleri sınırlı.
Bölgedeki bazı hükümetler ABD ile tam uyum içinde hareket ediyor; Washington'ın bölgesel stratejisine eklemlenen bir hat izliyor.
Diğerleri daha özerk bir dış politika yürütüyor; fakat ABD'nin ikincil yaptırım tehdidi, medya baskısı ve iç siyasal dengeler nedeniyle Venezuela'ya açık destek vermekten çekiniyor.
Latin Amerika darbelerle biçilmiş, kaynakları tüketilmiş bir kıta. Venezuela'ya yönelik bir saldırının yalnız Caracas'a değil, kendi tarihine yöneldiğini çok iyi bilir.
En kritik ülke Kolombiya. Petro'nun ABD'nin Venezuela'ya dönük baskısını açıkça eleştirmesi, Trump tarafından kendisine ve ailesine yaptırım uygulanmasına yol açtı.
Bu, tüm bölgeye verilen açık bir mesajdı:
ABD'nin bölgesel operasyonlarına itiraz edersen hedef olursun.
HÜLASA...
Mesele derindir.
Jeopolitik açıdan baktığımızda, Venezuela'ya yönelen her baskı Latin Amerika'nın kapı kilidini kontrol etme arzusunun güncel bir tezahürüdür.
Washington'ın tüm bu hamleleri, kıtanın yönünü yeniden Atlantik eksenine sabitleme çabasının parçasıdır.
Yani, mesele Maduro değil; mesele, kesik damarları yüzyıllardır sömürüye bağlanan bu kıtanın, kanını bir kez daha kime taşıyacağıdır.