İtiraf ediyorum... Zaman zaman aklımdan Özgür Özel, çok akıllı bir strateji güdüyor diye geçirmedim değil. İmamoğlu yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandığı günlerde, Saraçhane'de bir cenaze merasimi yönetiyor da demiştim.
Bu düşüncenin bende yer etmesinin sebebi de şuydu: Kemal Kılıçdaroğlu "hançerlendim" dediğinde ilk aklıma gelen Özel'in gözyaşlarıydı.
Eskiler Özel'in sicim gibi akan yaşları görseydiler şöyle derdi eminim...
Tîğ-i hıyânet, evvel gözyaşıyla cilâ bulur.
Yani... İhanet hançeri, önce gözyaşı ile parlatılır.
Herkes hançeri İmamoğlu'nun eline verdi ama, benim aklım da hep o gözyaşlarında kaldı.
Çünkü... "Tîğzede'nin döktüğü gözyaşı, Fuzûlî'nin dediği gibi, âşinânın hıyânetinden bir nişandır."
Döktüğü gözyaşının karşılığını pavyonlarda satın alınan delegeler sayesinde CHP'nin başına geçerek aldı.
Sonra iki tane forvetim var dedi ... Forvetlerden biri yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı. Dün yeminini engellemeye çalıştıkları Akın Gürlek üç bin sayfalık bir iddianameyle onu öyle bir yere gönderdi ki, sittin sene geri dönemez dense yeridir. Diploma meselesi başlı başına yeterli zaten.
Sağ forvete gelince... O da gerek hizmette başarısızlığıyla gerekse CHP'nin kurtlar siyasetinde ne yapacağını şaşırmış durumda. Geriye kim kalıyor, tabii ki Özel.
Bu saatten sonra dönüş yok, diyeceğim ki, onun da meyhane ve öfke kontrolü sorunu var. Ne gam! Yankı odasında kendi seslerinden başka ses duymayan, Erdoğan geleceğine şu gelsin, bu gelsin diyen, AK Parti'nin yaptığı hizmetleri övüp sonra gerçeği öğrenince eski söylem ezberlerine dönen bir güruh var. Aklı iptal eden kör inanç işte. Daha dün bu kalabalık, Mesut Özarslan'a sövdü diye Özel'e alkış tutuyordu. Mahir Başarır, Uğur Dündar gibi amigolar en baştaydı her zamanki gibi. Dünkü Meclis manzarası da bunun devamından başka bir şey değil.
CHP'de irtifa kaybı o kadar yüksek ki, insan yine de "kurucu parti" vasfından dolayı her biri bir öncekini aratan süfli olay karşısında dahi "yok canım, bu kadar da olmaz" demekten kendini alamıyor. Onun için insanoğlu bir tutamak aramaya girişiyor. O koltuğa keramet yüklediğiniz için Özel'in irtifasında bile bir strateji aramaya çalışıyor insan.
Uzağa gitmeye gerek yok, o koltukta bir Deniz Baykal oturmuştu; sıkı muhalifti, sertti, ama kim olursanız olun saygı ve güven duyardınız. Entelektüel müktesebatı ile siyasi tecrübeyi birleştirmiş bir gelenekten p ile başlayıp ç ile biten üç harfli siyasete yuvarlanan CHP'nin ciddi bir sorun olduğunu düşünmeyen yoktur herhalde. Ha... Yankı odasındakiler hariç demeliydim.
İletişim çağında bile bir kitle gerçeklikten kopabiliyorsa, mesele artık siyaset değil zihniyet meselesidir. Çünkü insan kendi sesini duya duya gerçeği kaybeder, alkışın gürültüsünü strateji sanır. Bugün CHP'de görünen tablo, dışarıdaki dünyayı değil kendi yankısını duyan bir yapının fotoğrafı... Ve gerçekliğin kaybı, eninde sonunda kör bir şiddet üretir.
FONDAŞ EMAN MI DİLEDİ?
Dün Meclis'te yaşananların gölgesinde kaldı ama şu meşhur fondaşın AK Parti grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elini sıkabilmek için verdiği çaba doğrusu ibretlikti.
Sosyal medyada dolaşıma giren görüntüyü açtım, tekrar tekrar izledim. Her karede başka bir çözülme hâli...
Bir zamanlar ekranlardan emperyalist efendilerine güvenerek kurduğu o kibirli cümlelerin altında ezilmiş, ne yapacağını şaşırmış bir görüntü vardı karşımızda.
Omuzlar düşmüş, bakışlar kaçıyor... Dün ahkâm kesen dil gitmiş, yerine yön arayan bir telaş kalmış.
Öyle bir süklüm püklümlük ki...İnsan ister istemez kendi kendine soruyor:
Fondaş... Eman mı diledi?