27 Nisan 2007'de hükümete verilen muhtıranın üzerinden 19 sene geçti.
Ülkedeki milletin değerlerine sırtının dönmüş vesayet sistemi, AK Parti iktidarları döneminde de milli iradeye karşı direnmeyi sürdürdü.
AK Parti hükümet olmuştu ama iktidar olması engelleniyordu.
Dönemin cumhurbaşkanı vesayet sisteminin zihniyetini taşıdığı için hükümete engelleme bağlamında tüm yetkilerini kullanıyordu.
Üçlü kararnameyle (Bakan'ın teklifi, başbakanın kabulü ve Cumhurbaşkanının onayıyla) bir vilayete müdür atamak bile bazen köşkten iki defa dönüyor, üçüncüde mecburen imzalıyordu.
Yasalar aynı şekilde veto ediliyordu. YÖK, ilgili bakanlık Milli Eğitim'e kafa tutuyordu.
Başörtülü bir hanım başbakanın eşi bile olsa kamu kurumlarında engelle karşılaşıyor hatta hastane ziyaretleri bile problem oluyordu.
Zaten MGK hükümetin ensesinde boza pişiriyordu!
AK Parti hükümet olmuştu ama iktidarı sürekli engelleniyordu.
Vesayetçi zihniyetin elindeki ordu yönetimi nihayet 27 Nisan 2007 tarihinde hükümete açıkça muhtıra verdi.
Mevcut cumhurbaşkanının süresi dolmuş meclis yerine cumhurbaşkanı seçmek üzere yasal süreci başlatmıştı.
AK Parti Abdullah Gül beyi aday göstermişti.
İlk tur oylamanın yapıldığı 27 Nisan günü Gül 361 oydan 357'ni almıştı.
Vesayetin siyasi ayağı alan CHP toplantı yeter sayısına itiraz için 367 garabetine sığınarak konuyu anayasa mahkemesine taşıdı!
Aynı gece saat 23.30'da Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, "e-muhtıra" olarak tanımlanan bildiri konuldu.
Tıpkı 23 Nisan'da anaokulu mehterine sırt dönenler gibi milletin değerlerine ait ne varsa protesto eden bir yazı ile hükümete açıkça muhtıra verildi.
Bildiride karalanan milli değerler hedef gösterilerek kendi vesayetçi zihniyetlerinin nitelikleri için özetle dediler ki: "Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir."
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik beyin ifadesiyle, "Askeri muhtıra, Türkiye'de siyasi iradenizi vesayet makamlarına teslim etmezseniz doğrudan silahlı müdahaleyle karşılaşırsınız demenin bir başka çeşidiydi.."
Beğenmedikleri hükümetlere iktidar olma fırsatı vermeyen vesayetçi zihniyet bu kez baltayı taşa vurmuştu.
'Siz bunu nasıl yaparsınız?' demek isteyen hükümet, muhtırayı verenlere ulaşamıyordu.
16 saat kaçtılar, telefonlara çıkmadılar!
Türk demokrasinde bir dönüm noktası yaşanıyordu.
Hükümet Sözcüsü ertesi gün 28 Şubat'ta muhtıraya cevap vererek, "Başbakan'a bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı'nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez." açıklamasını yaptı.
28 Nisan o yüzden demokrasimiz için devrim niteliğinde bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü Ömer Çelik beyin ifadesiyle 'Cumhuriyet tarihi boyunca 'askeri vesayet, Türkiye'de her zaman dış destekli bir kurgu olarak, demokrasimizi bir tahrip kalıbı olarak yönetmiş bir şeydi.'
Hiçbir hükümet direnememişti, teslim olmuştu!
Başkan Erdoğan liderliğindeki AK Parti Hükümeti muhtıraya cevap vermekle yetinmedi, harekete geçti ve hemen erken seçim kararı aldı. Cumhurbaşkanı seçimini halka götürecek ve 367 garabetini ortadan kaldıracak anayasa değişikliği yaparak askeri ve yargı vesayetine ilk tokadı indirdi.
22 Temmuz 2007'de yapılan erken seçimde halk güçlü bir destek verdi ve AK Parti yüzde 46.58'lik oy oranı ile iktidarını pekiştirdi,
MHP'nin de olumlu tavrı ile Gül Cumhurbaşkanı seçildi.
Beğenmedikleri partilere iktidar yüzü vermeyen vesayet düzeni direnmeye devam etti.
Bir sene sonra AK Parti'ye kapatma davası açıldı. Siyaset yasağı istenen 71 kişinin içinde ben de vardım. Son kararda bu sayı 11'e düştü ben yine 11 içindeydim.
Benim suçum görünürde başörtüsünü savunmamdı ama gerçekte Yeni Şafak'ta tam demokratik görüntü için Ankara'daki askeri birliklerin şehir dışına çıkarılmasını teklif eden bir yazı yayınlamış olmamdı.
O dönemde milletvekiliydim. Ama yazmaya devam ediyordum.
Genelkurmay o zaman 'münferit hezeyan' başlıklı bir basın bildirisi yayınlayarak beni hedefe koydu ve aleyhimde bir linç kampanyası başlatıldı.
Kaderin cilvesine bakın ki 15 Temmuz alçak darbe girişiminden sonra Ankara'daki askeri birliklerin hepsi başka şehirlere nakledildi!
Ve benim ordumuza bakışımı anlatan Star'daki bir yazım üzerine Genel Kurmay Başkanlığı gazetemizi arayarak yayın yönetmenimiz Nuh Bey'e o yazı için teşekkür etti!
Hülasa 27 Nisan'da verilen muhtıra hükümetin gereken demokratik tavrı koymasıyla bir kağıt parçasına dönüştü! Hatta dijital ortamda yapıldığı için kağıt parçası kadar bile değeri kalmadı, tarihin çöp kutusundaki yerini aldı!
Vesayet tabii ki pes etmedi ama 2010'da yapılan anayasa değişiklikleri milli iradeyi öne çıkararak vesayete önemli bir tokat daha vurdu.
Vesayet daha sonra MİT Başkanı üzerinden Başbakanı indirmeye yönelik hamlesiyle, 17/25 Aralık yargı darbesi girişimiyle, Gezi olaylarıyla, hendek çukur eylemleriyle ve en son 15 Temmuz silahlı kalkışmasıyla milli iradeyi yine baskı altına almayı denedi ama millet kendi iradesine sahip çıktı.
Başkanlık sistemine geçişle birlikte milli irade tam olarak iktidar olmayı başardı.
Türkiye normalleşme sürecine girdi.
Fakat mevcut anayasa tümüyle değiştirilip tamamen milli değerlere saygılı şekilde yeni bir anayasa yapılmazsa, vesayetçi düşünceye sahip birinin iktidar olması halinde bu anayasa ile eski vesayet günleri tekrar hortlayabilir!