Türkiye'de İslam'ın görünürlüğünden ve Müslümanların etkin olmasından nefret eden bir kesim var.
Bu bir zihniyet.
Bu zihniyeti siyasette, medyada, sivil toplum örgütlerinde, akademide ve toplumun her kesiminde görüyoruz.
Oranları taş çatlasa yüzde 30'u bulmayan bu azınlık, kendisini memleketin sahibi yerine koyup diğerlerini küçümseyen bir burjuvazi.
Bu büyüklük hastalığına da CHP saltanatı döneminde yakalandılar bir türlü sıhhat bulmuyorlar.
Çünkü bu zihniyetin siyasi temsilcisi CHP'dir.
Toplumu özellikle yeni kuşakları kurucu parti söylemiyle zehirlemeye çalışan bu kesim, gerçekler ortaya çıktıkça, milli irade yönetime hâkim olup ülke normalleştikçe foyası ortaya çıkan suçlu misali tehevvüre kapılıyor, tehdit ediyor, saldırganlaşıyor ve faşizan yüzünü açığa vuruyor.
Öncelikle CHP'nin kurucu bir parti olmadığının altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı devletinin devamıdır.
Değişen sadece rejimdir.
Çünkü 103 yaşındaki Cumhuriyetin ordusu 2203 yaşında, üniversitesi 570 yaşında, itfaiyesi 309 yaşında, bayrağı 182 yaşında, meclisi 150 yaşında, polisi 180 yaşında, PTT'si 186 yaşında, demiryolu işletmesi 175 yaşında, Kızılayı 182 yaşında, jandarması 187 yaşında, Ziraat bankası 164 yaşında, diğer kurumları saymaya sayfamız yetmez.
Asıl gerçek şudur ki, filozof mütefekkir ve akademisyen olan Teoman Duralı merhumun ifadesiyle CHP kurucu parti olmayıp kurulması ilan edilen cumhuriyetin fabrika ayarlarını bozup bu ülkede kültürel soykırım yapan bir siyasi organizasyondur.
İslam'ın cihad ruhuyla kazanılan Milli Mücadele sonrası ilan edilen cumhuriyetin fabrika ayarlarını belirleyen 1924 anayasası, ikinci maddesinde devletin dininin İslam olduğunu ve 26 maddesinde İslam hukukunu uygulamayı ilk görev olarak kabul ettiğini âmir yerli ve milli bir anayasadır.
CHP bu yerli ve milli anayasanın fabrika ayarlarını bozarak batı kültürünü kuvvet kullanarak millete dayatmış o yüzden de milletin büyük kesiminin desteğini kaybetmiştir.
Cumhuriyet 1923'te ilan edilmiştir ama cumhuriyete 1950 yılında ancak geçilebilmiştir. 1924'den 1950' ye kadar geçen süre CHP saltanatı dönemidir.
1950 yılından beri de millet CHP'ye hiçbir seçimde tek başına iktidar yüzü göstermemiştir. Çünkü CHP bin yıl İslam'ın sancaktarlığını yapan bu ülkede İslam'ın görünür ve dindarların etkin olmasına sürekli karşı çıkmıştır.
Bugünkü CHP de çocuklara Kur'an eğitimi verilmesini çağdışılık olarak niteleyen ağzı bozuk bir genel başkan tarafından yönetilmektedir.
Vekilleri de ondan farksız değildir.
Mesela, daha önce namaz kılan subayları iktidar olduklarında cezalandıracaklarını söyleyen CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, yeni içişleri bakanı hakkında "Radikal sağcı. Yani siyasal İslamcı bir çizgide. İskilipli Atıf'ı 'şehit' olarak gören bir şahıs. İlim Yayma Cemiyeti'nin paylaşımlarını RT eden bir profil, Fesli Kadir'i takip eden bir profil İçişleri Bakanlığı'na getirildi." ifadeleriyle CHP'nin bakışını gayet net açıklamış.
CHP işte budur.
Bu mesajın anlamı şudur: Birisi eğer CHP'li değilse hiçbir şey değildir, hele kimsenin sağcı olmaya zinhar hakkı yoktur.
Siyasal İslamcı diyerek suçlamasının sebebi dindarların etkin olmasından duyulan rahatsızlıktır.
İskilipli Atıf, CHP saltanatı döneminde CHP'nin arka bahçesi olan yargı eliyle haksız yere idam edilmiş kültürel soykırımın mağdurlarından biridir. CHP kültürel soykırıma karşı çıkan hiç kimseyi sevmediği gibi İskilipli'yi de sevmez.
İlim Yayma Cemiyeti'ne olan kinlerinin sebebi de bu cemiyetin dindarlar tarafından yönetilmesidir.
CHP'nin mensup olduğu zihniyet kimi kavram ve kurumları düşmanlaştırmış ve sahip çıkanları da düşman bellemiştir. İlim Yayma onlardan biridir.
İBB'yi teslim aldıklarında bu kabil STK'larla olan dayanışmalara o yüzden son vermişlerdir.
Fesli Kadir diye saldırdıkları Kadir Mısıroğlu da CHP saltanatı döneminde uygulanan kültürel soykırıma karşı çıktığı için CHP'liler tarafından sevilmez. Genel başkanları da arada bir Fesli Kadir diyerek salvolar savurur.
Halbuki Kadir Mısıroğlu merhum 30'dan fazla eser veren kıymetli bir tarihçidir. Evet CHP'nin ilk genel başkanına muhaliftir. Ama CHP'liler aynı şekilde muhalif olan Nazım Hikmeti göklere çıkarırken Şeyhulislam Mustafa Sabri Efendi'den nefret ettikleri gibi Kadir Mısıroğlu'ndan nefret ederler çünkü başta söylediğim gibi İslam'ın görünür ve dindarların etkili olmasından nefret ederler.
Fesli diyerek alay etmeleri ise ne kadar arkaik olduklarını gösterir. Dedim ya kimi kavram ve kurumları düşmanlaştıran CHP zihniyeti fesi de düşmanlaştırmıştır.
Oysa fes şu anda Suriye'de, Lübnan'da, Mısır'da, Libya'da ve Fas'ta hâlâ kullanılan normal bir başlıktır.
Kaldı ki kılık kıyafet özgürlüğünün konuşulduğu bir ortamda birileriyle fesli diye alay etmek sahibinin kültürel çukurluğunu göstermekten başka bir işe yaramaz.
Bu zihniyetin medyadaki kimi mensupları da içişleri bakanının hafız olmasını, MTTB ile ilişkisini, mübarek gecelerde tebrik yayınlamasını, TBMM başkanı iken İsmail Kahraman beye özel kalem müdürlüğü yapmasını bir kusurmuş gibi anlatıyorlar.
Oysa o özelliklerinin hepsi bakanın ne denli erdemli ve güvenilir olduğunu gösterir.
Biz bu özelliklere sahip birini seçtiği için Başkan Erdoğan'a şükran borçluyuz.
Aynı faşist zihniyetin bir başka temsilcisi de o kibirli tavrını İşletme Fakültesi mezunu Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün'ün şalvarı ve geleneksel başörtüsüne karşı attığı mesajla göstermiştir.
Başörtülü bir kadın görmekten rahatsız oluyorlar!
Onların düzeninde başörtülü bir kadın kamuda çalışamaz milletvekili veya belediye başkanı olamaz, olsa olsa inek sağan bir kadın olur!
Bu zihniyet mensupları bir de kalkıp CHP saltanatı döneminde kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi diye afra tafra yapmazlar mı?!
O dönemde özgür bir seçim sistemi olmadığı için erkeklerin bile seçme seçilme hakkı yoktu ki kadınların olsun.
Kadınların ayrımsız olarak seçme seçilme hakkı AK Parti iktidarı döneminde gerçekleşmiştir.
Bugün eğer her kadın kıyafetine bakılmaksızın seçen ve seçilen oluyorsa, istediği kamu kurumunda çalışabiliyorsa, herkesin seçme ve seçilme hakkı var ve kadınlar eşit haklara sahipler demektir.
Bugünkü seçim sistemi de mükemmel değildir ama CHP dönemindeki sistemden bin katlı daha demokratiktir!
Yeni atanan Adalet Bakanı'na itiraz edip mecliste zorbalık yapmalarının temelinde de, CHP'li belediye başkanının sanık olduğu cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk davasına başsavcılık etmiş olması yatmaktadır.
CHP'nin siyasi ayağını oluşturduğu zihniyet, Başkan Erdoğan'ın gerçekleştirdiği normalleşme adımlarıyla kamudaki nüfuzunu kaybetmiştir.
Ama siyasette, medyada akademide ve kimi özel sektör kesiminde bu zihniyet normalleşmeye karşı direnmektedir.
Gerçekleri bilmeye herkesin hakkı vardır.
Çare, cumhuriyet tarihinin objektif olarak yeniden yazılıp okutulması, yerli ve milli bir yeni anayasadır.
Nokta.