Ortadoğu bugün bir ateş denizi. Dilimize pelesenk oldu bu söz. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları bölgedeki yangını daha da büyüttü. Washington, Netanyahu'nun aklına güvendi ve hızlı bir sonuç bekledi. Hava gücüyle İran'ın kapasitesini kırmayı ve siyasi baskıyı artırmayı planladı. Hesap tutmadı. İran geri çekilmedi. Tam tersine çatışma daha geniş bir alana yayıldı. Körfez enerji hatları hedef oldu. Bölgesel direniş hattı hareketlendi. Çatışma artık yalnızca İran sahasıyla sınırlı değil.
Bütün bu manzara herkesin malumu.
Ama herkesin merak ettiği bir soru var: Bütün bu olup bitenlerin içinde Çin nerede?
Çin savaşın ön cephesinde görünmüyor. Çin donanması Basra Körfezi'nde bayrak göstermiyor. Pekin savaş manşetlerinde yer almıyor. Buna karşılık enerji anlaşmaları sürüyor, ticaret kanalları açık tutuluyor. Kimi iddialara göre İran'la istihbari temaslar da devam ediyor. İran'ın sistem dışına itilmesi Pekin için geçmişte olduğu gibi bugün de jeopolitik bir fırsat anlamına geliyor.
Burada Çin'in temel yaklaşımı açık biçimde ortaya çıkıyor: sabır.
Pekin doğrudan çatışmaya girmiyor. Bunun en düşük maliyetli seçenek olduğunu biliyor. Dahası rakibinin stratejik hatalar yapması kendi işini kolaylaştırıyor. Uzun zamandır zihinsel bir körlük yaşayan Washington bu tabloyu kendi elleriyle büyütüyor. ABD aynı anda birçok cephe açtı. Rusya ile Ukrayna savaşı sürüyor. Çin ile teknoloji rekabeti tırmanıyor. İran sahası yeni ve sert bir cephe haline geldi.
Bir başka gerçek de Washington'un iç karar mekanizmasının dağınık görüntüsü. Trump yönetimi askeri tırmanma kararlarını hızla aldı. Ancak kendi atadığı Genelkurmay Başkanı'nın daha temkinli değerlendirmeleri bile dikkate alınmadı. Stratejik planlama yerini anlık hamlelere bıraktı. Büyük güçler tarihinde bu tür durumlar tehlikeli eşikleri işaret eder.
Savaşın ekonomik yansımaları Washington'un sıkışmasını daha da görünür hale getirdi. Körfez'de enerji hatları risk altına girince petrol piyasaları sarsıldı. ABD yönetimi dün ağır yaptırımlar uyguladığı Rus petrolüne yeniden kapı aralamaya başladı. Dün ambargo uygulanan enerji bugün krizden çıkış için başvurulan kaynak haline geldi. Bu tablo jeopolitik gerilim kadar stratejik öngörüsüzlüğü de gösteriyor.
Pekin ise başka bir zeminde ilerliyor. Enerji tedarikini güvenceye alıyor, ekonomik ağlarını genişletiyor. Rakipleri krizlerle meşgul olurken kendi gücünü büyütüyor. Buna karşılık İran çevresinde imparatorluk refleksi gösteren Washington stratejik kapasitesini hızla tüketiyor.
Bu noktada üç gerçek ortaya çıkıyor:
Bir süper gücün en büyük hatası, aynı anda çok cephede savaşmaktır.
Sabreden güç, savaşan güçten daha hızlı büyür.
Rakibini yoran krizler, sabırlı aktörler için stratejik fırsata dönüşür.
Hasılı... Bazen en güçlü hamle sahaya girmek değildir. Rakibin kendi hatalarıyla güç kaybetmesini beklemektir. Çin bugün tam olarak bunu yapıyor. ABD ise hızla hareket ederek kendi stratejik alanını daraltıyor.