Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma namazı çıkışında 1 Ocak Gazze'ye Destek Galata Yürüyüşü'nü değerlendirdi. Erdoğan, "Bu, şunu gösteriyor. Filistin yalnız değil" ifadelerini kullandı. Ve soykırımcı Netanyahu hakkında çarpıcı bir yorum getirdi; "Netanyahu denilen firavunun yaptıkları yanına kar kalmaz."
Galata Yürüyüşü, 71 bin Gazzeliyi katleden Firavun Netanyahu'yu titretti.
Bir kez daha anlaşıldı ki; Müslüman Türklerin vicdanı, dünyadaki tüm mazlumların sığınağıdır.
Söz konusu Filistin olunca, halkımızın tüm duyarlılığı adeta alarm seviyesine çıkıyor.
450 dernek Milli İrade Platformu çatısı altında organize oldu.
Dört büyük futbol kulübü, yürüyüşe tam destek verdi.
Ve -9 derecede, yeni yılın ilk sabahında, yüzbinler sokağa aktı.
520 bin kişi birleşerek katilleri kınadı ve Gazzelilerle dayanışma içindeydi.
Tüm dünya medyası, İstanbul'un en güzel manzarasında tek yürek olmuş Milletimizi haberleştirirken Gazzeli fenomenler de Filistin topraklarından "Ölürüm Türkiyem" şarkısı eşliğinde halkımıza minnettarlık duygularını ifade ediyorlardı.
Bakınız şu birlik duygusunu yaşamak için bile bu organizasyon yapılmaya değerdi.
Türkiye ile Filistin'in yüreğinin aynı anda aynı amaç için atması muhteşemdi.
Filistin ki, tam 400 sene o topraklara hizmet etmişiz...
Tarih birliği, din birliği ve amaç birliği... Hepsi bu yüreklerin tamamında var!
Kaldı ki insanlık değerleri bağlamında da azılı bir soykırımcıya haddini bildirmek ve mazlumların yanında olmak adına da bu Millet asla sessiz ve tarafsız kalmazdı.

Her şey bir hakikati ifade etmek için hayata geçirilirken Türk medyasındaki çatlak seslere, ikircikli tavırlara ve hazımsızlara ne demeli peki?
520 bin kişi dondurucu soğukta sabah namazında yollara düşmüş, ses veriyor... Bizim tatlı su solcuları, fanatik Kemalistler, dindarlık maskesi takanlar ve Siyonistlerin piyonları, yürüyüşe katılanları eleştiri bombardımanına tabi tutuyor.
Argümanları; yürüyüşün iktidar yanlıları tarafından gerçekleştirilmesi, yürüyüşün Gazze'de soğuktan titreyen insanlara hiçbir faydasının olmaması ve mitingin "pembe protesto" tabiri kullanılarak adeta gaz alma operasyonu olduğu yönünde.
Bu iddiaların tamamı asılsız ve utanç verici.
Yürüyüşte hiçbir siyasi bayrak, söylem ve dil kullanılmadı. Yürüyüş tamamen sivil ve insanlık değerleri bağlamında organize edildi. Ve son dakika kadar da bu minvalde tamamlandı. Yürüyüşten geriye haksızlığa tahammülü olmayan bir Millet tablosu kaldı. Yürüyüşe katılan her bir kişi insanlığın vicdanını temsil etti ve dünyaya verilen mesajda halkımız adına rol almış oldu. Hem katılmayıp he de eleştirenler ise gerek hazımsızlıkları gerekse ideolojik arka planları nedeniyle kendilerinden utanç duyabilirler.
"Yürüyüş ve mitingler hiçbir işe yaramaz" tezi inanın yeni değil! Bu söylem 90'larda yapılan Filistin mitinglerinde de arkamızdan fısıldanan tipik FETÖ söylemidir. Fetöcüler hizmet ettikleri Evanjelik-Siyonist odakların oyunu bozulsun istemez ve miting-boykot gibi çalışmalardan ödleri kopar.
Peki gerçek ne? Mitingler, yürüyüşler, boykot faaliyetleri ve sosyal medya paylaşımları... Hepsi bir bütün olarak kamuoyu baskısını oluşturur ve uluslararası siyasete etki eder. Yapılan tüm etkinlikler gündem oluşturur ve medya baskısıyla yine siyasetin üzerinde yön vericidir.
Gazze'de sağlanan ateşkese nasıl gelindi, hatırlayın. Yapılan yüzlerce gösteri, Sumud Filosu vs. Tüm boykot çalışmaları ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle, Trump günün sonunda Netanyahu'ya, "tüm dünyayı karşına alamazsın" dedi.
Yapılan sivil toplum faaliyetleri ve bireysel duruşlar tıpkı bir kelebek etkisiyle büyük siyasete adeta yön vermekte.
Elinde bir taş varsa, sen de at!
İmkan olduğu halde taşı atmaz ve saklayanlardan olursan, öteki dünyada firavunların tarafında ismin yazılırsa şaşırma sakın!
520 BİN KİŞİNİN DİNDARLAR İÇİN ANLAMI!
O dondurucu günün sabahında, henüz daha gökyüzü aydınlanmamışken İstanbul'un yüzlerce sokak ve caddesinden Galata Köprüsü'ne yürüyen, ellerinde Türk ve Filistin bayrakları sallayan 100 cm. uzunluğunda insan evlatları gördü bu gözler...
Hangi anne-baba o dondurucu soğukta beş yaşındaki çocuğunu sıcak yatağından kaldırır da sokaklara çıkar?
Bakınız bu manzara beni doksanlardaki ruhla yeniden buluşturdu.
Adeta bir yitiğimi bulmuş gibi hissettim. Yolda yürürken gördüklerim, umudumu güçlendirdi.
Son yıllarda sekülerlik, dindarlık, dijital devrim, gençlik ve gelecek bağlamındaki sorularımın pek çoğuna cevap bulduğumu düşünüyorum.
İçim içime sığmayarak yazdığım satırlarda bazı çıkarsamalarımı not edeceğim.
*Türkiye'de kentli dindarlık kavileşiyor.
Dindarlar idealizmi koruyor. Yeni nesil; daha nitelikli, daha donanımlı, sloganlardan uzak ve daha dingin bir şekilde yolculuğuna devam ediyor.
90'larda kadınlar başörtüsü nedeniyle, erkekler katsayı problemiyle üniversitelerden uzak tutulurken, o neslin çocukları ideallerini miras bilerek üst düzey eğitimler almış bir şekilde aynı yolu daha nitelikli bir donanımla yürümekteler.
*Yüksek eğitim almış, kentli ve ekonomik seviyesi orta ve üstü olan dindar aileler, 'aile kurumunu' kale gibi koruyor ve çocuklarına aynı bilinci vermek için çaba gösteriyor.
*AK Parti iktidarı döneminde sınıf atlayan savrulmuş bazı tiplerin varlığı bir realite olmakla birlikte sosyolojik değişimin doğası itibarıyla normal bir sonuç olarak yorumlanmalıdır. Savrulanların var olduğu gerçeği, genel kitlenin yolundan saptığının bir göstergesi olamaz ve Türkiye'deki dindar sınıfı temsil etmezler. Bu cenaha "elenenler" olarak bakmak daha doğru olur.
*Türkiye'de solcu, ulusalcı, Kemalist, sağcı ve marjinal kesimler tamamen yüzeysel ve sloganvari söylemleri benimserken, sünni ve mutedil aklı temsil eden dindarlar tamamen niteliğe odaklanmış durumdalar. Ne istediklerini çok iyi biliyorlar. Mevzuya, ulusal değil, bölgesel ve hatta küresel bakmaktalar.