MHP lideri Devlet Bahçeli, 23 Nisan haftasında gerçekleştirdiği grup toplantısında konuşmasını tarihin içinden kurdu, fakat yönünü doğrudan bugüne çevirdi.
1918'i anlattı, 1920'yi hatırlattı. Meclis'in açılışını bir "kurucu akıl" olarak tarif etti. Ama asıl söylediği, o aklın bugün nerede durduğuydu.
Çünkü o gün kurulan sadece bir Meclis değildi.
Bir yön duygusuydu.
Bir gelecek tasavvuruydu.
Ve o tasavvurun merkezinde çocuk vardı.
Burada durdu. Sesi değişti.
Eğitim dedi.
Savaşın ortasında toplanan Maarif Kongresi'ni hatırlattı. Bu, bir ayrıntı değildi. Bu, bir öncelikti. Top sesleri duyulurken dahi eğitim konuşuluyorsa, orada bir devlet refleksi vardır. Bahçeli'nin kurduğu hat da tam olarak buradan ilerliyor: Cephe kazanılır, fakat gelecek sınıfta kurulur.
Bugün ise başka bir tablo var.
Yaşadığımız acı büyük ama muhasebe şart.
MHP liderinin konuşması bu yönüyle önemliydi.
Okullar dolu. Sınavlar bitmiyor. Sistem işliyor gibi. Ama ortada bir eksiklik hissi dolaşıyor. İşte o eksikliği tek bir cümleyle koyuyor ortaya:
"Diploma var, istikamet yok."
Bu cümle bir teşhistir.
Çünkü gençlik koşuyor. Testten teste, sınavdan sınava... Ama nereye gittiğini çoğu zaman bilmiyor. Bilgi artıyor, yön duygusu zayıflıyor. Bahçeli burada eğitimi yeniden tanımlıyor: Eğitim, bilgi yığmak değildir; yön vermektir.
Bir başka yerde daha sade söylüyor:
"Eğitim, milli beka meselesidir."
Zira eğitim, sadece okul değildir. İnsan inşasıdır. Ahlak, karakter, aidiyet... Hepsi aynı çerçevenin içinde.
Okul bu yüzden dört duvardan ibaret değil.
Orası, çocuğun ilk defa "ben" dediği yer.
İlk defa "biz" dediği yer.
İlk defa bir anlamla karşılaştığı yer.
VE ÖĞRETMEN...
Konuşmanın omurgası burada kalınlaşıyor. Kısa ama sert bir cümle kuruyor:
"Öğretmeni sıradanlaştıran anlayış..."
Devamını uzatmıyor. Ama mesaj açık. Öğretmen zayıflarsa, eğitim çöker. Çünkü öğretmen sadece ders anlatmaz. Yön verir. İnşa eder. Hülasa çocuğun hayatına dokunur.
Bugün yaşanan sıkışma da burada başlıyor.
Gençlik dar bir koridorda yürüyor. Önünde testler, arkasında beklentiler... Bahçeli bunu bir metaforla anlatıyor:
"Test ile tost arasında..."
Kısa, net, çarpıcı.
Hayat beş şıktan ibaret değil. Ama sistem öyleymiş gibi davranıyor. Bu daralma, sadece akademik değil; zihinsel bir daralma. Hayal daralıyor, cesaret daralıyor.
Sonra konuşma genişliyor.
Sınıftan çıkıyor, eve giriyor.
Evden çıkıyor, ekrana ulaşıyor.
Çünkü bugün eğitim sadece okulda verilmiyor. Çocuk artık başka bir yerden daha besleniyor. Ve orada başka bir düzen var.
Bahçeli bunu tek bir ifadeyle özetliyor:
"DİJİTAL KUŞATMA."
Bu kuşatma sessizdir. Gürültü yapmaz. Ama derinden işler.
Çocuk değerini beğeniyle ölçmeye başlar.
İtibarını takipçiyle kurar.
Duygularını ekranın hızına göre yaşar.
Ve en tehlikelisi şu:
Yalnızlaştığını fark etmez.
Kalabalığın içinde kaybolur.
Kendisi olmaktan uzaklaşır.
Bahçeli burada sınırı net çiziyor. Mesele sadece teknoloji kullanımı değil. Mesele, değer üretimidir. Eğer aile, okul ve devlet birlikte hareket etmezse, o boşluğu ekran doldurur.
Bu yüzden üçlü bir yapı kuruyor:
Aile... ilk halka.
Okul... ikinci halka.
Devlet... en geniş çatı.
Bu üç halka zayıflarsa, çocuk ortada kalır.
Ortada kalan çocuk, yönünü başkasında arar.
Konuşmanın bütünü aslında bu süreklilik üzerine kurulu. Tarihle başlıyor, bugüne geliyor, yarına bağlanıyor. 23 Nisan burada sadece bir hatırlatma. Asıl mesele, o gün ortaya konulan aklın bugün nasıl taşındığı.
Ve sonuçta geriye tek bir cümle kalıyor:
Devlet, sınıfta kurulur.
Sınırda korunur.
Dolayışıysa bugün ne verirsen, yarın onu alırsın.
Bugün neyi eksik bırakırsan, yarın oradan kırılırsın.
Mesele bu kadar açık.