Son zamanlarda önemli bir başlık var medyada tartışılan.
Annelik rolünü tıpkı kariyer ya da eş seçimlerinde olduğu gibi tartışmaya açıyor.
İlk haber BBC Türkçe'de yayınlandı. Konuyu merak edenler için başlığı aktaralım; "Anne olmaktan pişmanlık duyan kadınlar anlatıyor: 'Kaçamayacağınız bir tuzak gibi'.
Bu haber, Türkiye'deki bazı ulusal haber kanallarında, topluma çekilen bir operasyon olarak yansıtıldı ve bu çerçevede haberleştirildi. Yerli haber kaynaklarında BBC Türkçe'deki haberin sadece Türkçe ve Arapça yayınlandığı ifade edildi ve fakat haberlerin bu kısmı doğru değildi. Çünkü sitenin İngilizce sayfasında da bahse konu haber olduğu gibi yayınlaşmıştı. Gazetecilik etiği bakımından konunun bu kısmını özellikle belirtmek istedim. Medyamızda kopyala-yapıştır anlayışı ne yazık ki yaygınlaştı ve araştırma ruhu maalesef ki bitti gibi.
Konunun esasına gelirsek; BBC'nin bu konuyu gündeme taşımasında çıkış noktası, Yahudi sosyolog Orna Donath'ın 'Annelikten Pişman Olmak' adlı kitabının yayın piyasasına çıkmış olması. BBC, kitabın tartışmaya açtığı meseleleri gündeme taşımakta.
Habere konu olan çerçeve; anne olmayan kadınlara "bir gün pişman olacaksın" denirken, anne olan kadınlara "anne olmaktan pişman oldun mu" gibi soruların sorulmaması.
Haberde anne olan kadınlara "Şimdiki bilgi ve deneyimizle geriye dönme şansınız olsaydı yine de anne olur muydunuz?" sorusu soruluyor.
Ve akış şöyle devam ediyor; Carmen, 10 yaşındaki oğlu Teo'yu çok seviyor. Ama zamanı geri çevirebilseydi anne olmamayı tercih edeceğini söylüyor. "Annelik sağlığımı, zamanımı, paramı, gücümü ve bedenimi aldı" diyor. "Bedeli çok yüksek ve maliyeti sonsuza kadar sürecek."
Haberde uzman görüşüne de yer verilmiş; Psikoterapist Anna Mathur'un aktarımı şöyle: "Kadınlar annelik pişmanlığını konuşabilecek kadar güvende hissettiklerinde genellikle ortaya çıkan şey sevgisizlik değil; yalnızlık, tükenmişlik ya da kimliğini kaybetmiş olma hissi oluyor."
Kendini "mükemmeliyetçi" olarak tanımlayan Carmen için en ağır gelen şey ise "iyi bir vatandaş, iyi ve mutlu bir insan" yetiştirme sorumluluğu.
Uzman görüşündeki tamlama; "annelik pişmanlığı" ifadesi bile bizlerin tüylerini diken yapmaya yeten bir ifade.
Haberin başlığından, içerikteki ifadelere kadar her şey irrite edici.
Annelikten pişman olunur mu?
Gerçekten çok sarsıcı bir soru!
Ve fakat ben konuya farklı bir açıdan bakacağım.
İsrailli sosyolog Orna Donath'ın ülkesinde doğum oranları iyi sayılır; 2,1. İsrail'de doğurganlık oranı kötü değil.
Ve fakat biz bu kadar konforlu bir alandan yazamıyoruz. Bizim konuya daha da odaklanmamız gerekiyor.
Türkiye'de doğurganlık hızı 11 yıldır aralıksız düşüyor.
Türkiye, 1990'lı yıllarda 20 yaşındaki genç gibiydi.
Artık değil.
Türkiye de doğurganlık hızı, 1.48. Dünya ortalaması; 2,25. Dünya ortalamasının çok çok altındayız.
Dolayısıyla annelik, doğurganlık, kariyer, evlenme, boşanma konularına daha objektif bir taraftan bakmalıyız. Eleştirel yaklaşıp, gençleri anlamaya çalışıp çözüm üretmeliyiz.
Bir sorun olduğu gerçek!
Genç kadınlar, kısık sesle de olsa bu mevzuları neden konuşur oldu?
Genç kızlar evliliğe neden mesafeli?
Kadınlar 'kariyer ve çocuk' arasında neden sıkışmış hissediyor? Aile ve kariyer arasında denge kurmakta neden zorlanıyor?
Kadına dünyanın en güzel duygularını yaşatan annelik, yeni nesil genç kızlarda nasıl bir algıyla hissediliyor?
Anne olan kadınlar yalnız mı hissediyor?
Kadınları çelişkide bırakan, derinlikli yaklaşımlardan uzaklaştıran, uhrevi anlayışa mesafe koyan unsurlar ne?
Bence yabancı kaynaklardaki tartışmalara kızmaktan öte toplumumuza dönerek sosyolojideki değişimi anlamaya çalışmalıyız.
Medya, hiç olmayan bir olguyu yazmıyor. Daha çok, 'az ve spesifik olanı' köpürtme gayretinde!
Bize düşen agah olmak ve hamle yapmak. Zor bir iş. Belki de dünyanın en zor işi, değişen algılara yön vermek, yaşam tarzlarına etki etmek. Ama politikalar bazen de uzun erimli yol alır. Bir tehdit varsa çaresi de olmalı!