Siyonistlere ve emperyalistlere güvenerek esip gürleyen ve tehdit eden PKK'nın yönettiği SDG, Arap aşiretlerinin ayrılmasıyla dağıldı. Geriye Ayne-l'arap ve Kamışlı'ya sıkışıp kalan PKK'nın Suriye uzantısı PYD/YPG kaldı.
PYD/YPG'nin de bitirilmesi an meselesiyken, Şam yönetimi yine akıllıca bir karar vererek meselenin kansız halledilmesi için 15 gün daha mühlet verdi.
Ama huylu huyundan vazgeçmiyor.
Uzatılan bu zeytin dalına rağmen PYD/YPG Suriye ordusuna saldırmaya ve yapılan anlaşmayı ihlale devam etti.
İşlediği cinayetleri Suriye ordusunun işlediği propagandasını yapmaya başladı.
PKK, yayın organları vasıtasıyla açıkça tehditlere devam ediyor.
Yayınlarında 'HTŞ, DAİŞ ve Türk devletinin çeteleri saldırıyor!' diyerek terör dilini terk etmiyor. Suriye ordusundan çok sayıda askeri öldürdüklerini tv kanallarından açıkça ilan ediyorlar.
Mazlum Abdi Ronahi diye bir tv varmış oraya konuşmuş; kazanımlarımızdan vazgeçmeyeceğiz, istemediğimiz durum dayatılırsa direneceğiz mesajı veriyor.
Dün Suriye'nin enerji ve su kaynaklarına hükmedip halkın suyunu elektriğini kesenler şimdi Kamışlıda elektrik yok su yok diye ağlaşıyorlar.
Oysa 10 Mart mutabakatını uygulamış olsalardı, hiçbir kazanımlarını kaybetmeyeceklerdi. Yönetimde önemli mevkilerde söz sahibi olacaklardı ve silahlı fertleri entegrasyon gereği Suriye ordusuna dağıtılacaktı. Şimdi ise artık orduyla entegrasyon ihtimali bence çok zayıfladı.
Şu anda ateşkese rağmen Suriye ordusuna saldıranların orduya kabul edilebileceğini kim söyleyebilir ki?!
Uzatmayalım PYD/YPG 15 gün sonra son kullanım tarihi bitecek ve tarihe karışacak dolayısıyla sınırımızdaki terör örgütü sona erecektir!
Böylece terörsüz bölge hedefinin ilk aşaması da tamamlanmış olacak.
Geriye bölgedeki büyük terör örgütü kalıyor.
Bölgedeki en büyük terör örgütü tabii ki İsrail'dir!
İsrail, kurulduğu günden beri hiçbir uluslararası kurala riayet etmemiştir.
BM kararlarının hiçbirini uygulamamıştır.
En son varılan ateşkes anlaşmasına rağmen ateşkesi her gün ihlal edip Filistinlileri katletmeye devam etmektedir.
Lübnan'a aralıksız saldırılar düzenleyerek terörünü sürdürmektedir.
Suriye'ye, Yemen'e, İran'a ve Katar'a saldırarak, terör örgütlerine destek vererek bölgenin huzurunu kaçırmaktadır.
Dolayısıyla İsrail küresel bir sorun haline gelen devlet görünümlü terör örgütüdür.
Tıpkı PYD/YPG terör örgütü gibi işgal ettiği topraklardan çekilerek bölgeye entegre olması gerekiyor.
İsrail'in entegrasyonunun PYD/YPD'den daha kolay gerçekleşme imkânı vardır.
Çünkü çözüm BM kararlarıyla kayıt altına alınmıştır.
BM kararlarına da yansıyan ve şu anda da tüm dünyanın kabul ettiği iki devletli çözümün gerçekleşmesi İsrail terörünü bitirmenin tek yoludur.
1967 sınırları esasında dayalı başkenti Doğu Kudüs olan birleşik ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için alt yapı hazırdır.
BM kararları uygulansın yeter!
BM kararlarının uygulanmasının tek yolu da İsrail'in karşısına caydırıcı bir güç olarak çıkmaktan geçiyor.
Aksa Tufanı bir kez daha gösterdi ki İsrail kuvvetten başka bir dilden anlamıyor.
Filistinliler her açıdan haklı olduğu halde, uluslararası kurumlar alt yapıyı tarif etmesine ve şu anda dünya devletlerinin tamamı iki devletli çözüme işaret etmesine rağmen, İsrail karşısında caydırıcı bir güç olmadığı için ve batının özellikle ABD'nin desteğini aldığı için çözüme bir türlü yanaşmıyor.
ABD'nin ve diğer batılı çevrelerin vurguladıkları, demokrasi, insan hakları özgürlükler gibi söylemlerinin ne kadar aldatıcı olduğunu, uluslararası hukukun bir aldatmaca olduğunu İsrail'in İran'a ve Katar'a saldırısında, ABD'nin Venezüella Devlet Başkanını ülkesinden kaçırdığında bir kez daha gördük.
Bu manzaranın kimi ülkelerin uyanmasına vesile olduğu gerçeğini de gördük elbette.
Suudi Arabistan'ın gerek Yemen'e müdahalesi gerekse Pakistan ile askeri işbirliği anlaşması yapması o gerçeklerden biri belki de en önemlisi oldu..
Türkiye'nin de Pakistan-Suudi Arabistan ittifakına dâhil olması başta Filistin olmak üzere bölge meselelerinin çözümüne büyük katkı sağlayacak bir gelişmedir.
ABD, Çin ile uğraşırken Grönland Kanada diyerek katmerli çıkarlar peşinde koşarken ve hiçbir maddi çıkarı olmayan Ortadoğu'da İsrail'in aşırı taleplerinden sıkılmışken şimdi güçlü askeri birlikteliklerin ve soruna neşter vurmanın tam zamanıdır.
Çünkü İsrail basını bile Gazze'de ikinci aşamaya geçilirken "Tel Aviv masada yok" diyerek Netenyahu'yu suçluyor.
Mesela Jerusalem Post gazetesi, İsrail'in Gazze'deki barış sürecinin ikinci aşamasında tamamen devre dışı kaldığını ve Netanyahu'nun stratejik bir başarısızlık yaşadığını, Türkiye'nin sürecin baş aktörü haline geldiğini, İsrail'in ise bu durumu kontrol edemediği ve sadece izlemekle yetindiğini vurguladı.
Ayrıca, Refah Sınır Kapısı'nın açılma kararının İsrail'e danışılmadan alındığı, Netanyahu hükümetinin uluslararası baskılar karşısında çaresiz kaldığını yazdı
Gazete, İsrail ordusunun Gazze'ye yönelik saldırıları ve ardından gelen diplomatik süreçte Tel Aviv yönetimi büyük bir şok yaşadığını, Netanyahu ve hükümetinin Gazze planlamasında kontrolü tamamen kaybettiğini gözler önüne serdi.
Yani İsrail hükümeti her ne kadar sağa sola saldırmaya devam etse de uluslararası destek gün geçtikçe azalmakta ve Türkiye'nin yıldızı da her geçen gün biraz daha parlamaktadır.
Türkiye, Pakistan-Suudi Arabistan askeri işbirliğini, Mısır ve Ürdün ile takviye ederse zaten uluslarasın alanda desteksiz kalan İsrail pek âlâ kuşatılmış olur. Filistin meselesi BM kararları doğrultusunda çözülme yoluna girebilir ve Devlet Bahçeli'nin Başkan Erdoğan'a , 'Neden beşinci siz olmayasınız?' temennisi tahakkuk edebilir!
(Malum Devlet bey demişti ki: "Sayın Cumhurbaşkanı 'Dünya 5'ten büyüktür' diyor. Ona şunu söyledim: Hz. Ömer Kudüs'ü fethetti, Selahattin Eyyubi Kudüs'ü fethetti, Yavuz Sultan Selim Kudüs'ü fethetti, Abdülhamit Kudüs'ü ihya etti. Bu dört isim Kudüs için önemlidir ve semboldür. Neden siz beşinci olmuyorsunuz?")
Filistin meselesinin çözümü sadece bölgeye değil tüm dünyaya rahat bir nefes aldıracaktır!
Bu çözüme şu anda önderlik edecek Başkan Erdoğan yönetimindeki Türkiye'den başka bir güç de görünmüyor!
Allah kerim!