Yılın ilk yazısı. Bu vesile ile yeni yılınızı tebrik ediyorum.
Geçmişin muhasebesini doğru yapıp iyi bir yıl geçirmemizi diliyorum...
Bugün gündemin hukuk alanına tekabül eden iki hususuna değinmek istiyorum.
İlki infaz konusundaki "reform" beklentisine dair.
İkincisi ise Meta'nın hakkında açılan bir davaya ilişkin.
İki konu da hepimizi yakından ilgilendiriyor...
YENİ İNFAZ DÜZENLEMESİ SORUNLU MU?
COVID-19 kaynaklı sorunu giderme adına atılan adım, 11. Yargı Paketi ile bir düzenlemeye kavuştu.
Bu konuda madde metninin yorumundan kaynaklı birtakım eleştiriler var. Ancak sürecin büyük bir sorun çıkmadan (en azından herkese aynı biçimde tatbik edilmek suretiyle) devam edeceğini düşünüyorum.
Daha önce de söylediğim gibi bu konuda hukuki süreçlerin tümünü etkin ve hak düşürücü etkenlere maruz kalmadan tüketmek gerekiyor.
Bu uygulamanın gelişmesi için öncelikle avukatların ödevi; zira hukuku geliştiren savunmadır!
REFORM DERKEN...
Şimdi nereden çıktı bu reform işi denilebilir. Ancak partilerin hukukçu isimlerinin yaptığı açıklamaları geriye doğru değerlendirirsek önümüze çıkan bir durum var.
Türkiye'de suçlara göre farklı infaz oranı öngörülmüş durumda.
Aynı miktarda ceza alsa da iki kişinin işlediği suç farklı ise infazları da farklı olabiliyor. Bunun oluşturduğu karmaşa bir yana, bir de zaman zaman yapılan "özel düzenlemeler" (ki COVID-19 bunların en yakın örneği) ile dağılan denge söz konusu. Bu da ister istemez "kafa karışıklığına" ve "infazda adaletsizlik hissine" sebep olabiliyor.
"BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM"
Özellikle Sayın Abdulhamit Gül'ün "bütüncül bir anlayışla bir infaz düzenlemesine ihtiyaç var" şeklindeki ifadesi ile kastettiğinin birkaç durak noktası var bence.
Birincisi infaz konusunda sürekli düzenleme yapılabilecek bir norm olması büyük bir sorun.
İkincisi farklı infaz oranları "cezasızlık algısına" ket vuruyor.
Üçüncüsü alternatif denetim yöntemleri toplumda yeterince bilinmiyor.
Ve son olarak da bir kimsenin suçunun tespiti kadar cezasının tespiti de ayrı bir hukuki tartışmaya dönüyor...
DÜNYADA DURUM NE?
İngiltere'de cezanın %50'sini infaz kurumunda geçirmesi gerekiyor hükümlünün sonrasında ise denetimli serbestlik süreci başlıyor. Bu oranın %40'a düşürüleceği söylenmişti 2024 yılında. Sebebi ise doluluk oranı.
Suç ağırsa yatma nisabı artıyor: %66. Bir de müebbet ceza söz konusu ise bunun için asgari bir süre belirlenmiş: 25 yıl.
Bu şekilde bir sadelik var. Kademeli yaklaşım var ama basit bir biçimde ele alınmış ve suça göre değil cezaya göre infaz daha ağır basıyor...
Diğer ülkelerde de böyle. Türkiye'nin mevcut durumuna benzeyenler de var pek tabi...
NE OLSA İYİ OLUR?
Öncelikle bu konuda katı bir anayasal düzenleme olmalı. İnfaz düzenlemeleri kolay kolay değişmemeli.
Suçların niteliğine göre bir ayrım yerine netice cezaya göre infaz olmalı.
Bazı suçlar yine istisna olabilir ama bunun kapsamı çok dar olmalı. Bu noktada toplumda derin yara bırakan suçların cezasını arttırmak gerekiyor. Bu da caydırıcı etki anlamında önemli olacaktır.
Ve nihayet denetimli serbestliği topluma anlatmak ve güçlendirmek gerekiyor.
Böylece cezasızlık algısı ve infaz karmaşası biter.
Benim "bütünlüklü" yaklaşımdan anladığımın özeti bunlar ama bu konu gündeme gelmişken tartışmayı başlatmak gerekiyor. Özellikle infaz hukukçularının bu konuları herkesin anlayacağı biçimde tartışması iyi olur...
VİRGİN ADALARI'NDAN DAVA...
ABD'ye bağlı Virgin Adaları bölgesinin başsavcısı, Meta Platforms'a reklam uygulamaları nedeniyle dava açtı.
Açılan dava Meta'yı "dolandırıcılık odaklı reklamları kasıtlı olarak platformda yayımlamak ve kullanıcı güvenliğini yeterince sağlamamakla" suçluyor.
Yerel mahkemeye sunulan başvuruda, şirketin bu tür şüpheli reklamlardan gelir elde etmeyi tercih ettiği, hatta algoritmalarının dolandırıcıları yalnızca yanlış davranış konusunda %95 emin olduğunda engellediği belirtiliyor.
Bu durum bile başlı başına büyük bir sorun demek!.. Zira basit veya makul şüphe değil, yoğun bir şüphe görünce harekete geçiyor sistem... Çoğunda "iş işten geçiyor!" demektir bu!
İLK DAVA, HEPİMİZ TAKİP EDELİM...
Meta -doğal olarak- "yok böyle bir şey diyor" ama bu dava, bu alanda çalışan tüm STK'ların takip etmesi gereken bir dava. Zira dava ABD'de dolandırıcılık reklamları ve çocuk güvenliğiyle ilgili eyalet düzeyindeki ilk savcılık girişimi olarak hukuk tarihinde yerini aldı...