04 Mart 2021 Perşembe / 20 Recep 1442
Gece modu

Muhit Dergisi şubat sayısını Hz. Muhammed'e ayırdı

Aylık edebiyat ve fikir dergisi 'Muhit', şubat sayısını Hz. Muhammed'e ayırdı.

AA05 Şubat 2021 Cuma 12:07 - Güncelleme: 05 Şubat 2021 Cuma 12:07

Geçen yıl ocak ayında yayın hayatına başlayan, şair ve yazar İbrahim Tenekeci yönetimindeki dergi, her sayısında önemli bir ismi dosya olarak okurlarla buluşturuyor.

Bu ay 14. sayısına imza atan derginin, "Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed" başlıklı dosyasında Prof. Dr. Alim Yıldız, Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, Prof. Dr. Mustafa Özel, Prof. Dr. Fatih Andı, Prof. Dr. Mehmet Narlı, Prof. Dr. Muhsin Macit, Prof. Dr. Haşim Şahin, Doç. Dr. Yunus Arifoğlu, Dr. Ömer Demirbağ, Sibel Eraslan, Selim Cerrah, Senai Demirci, Ekrem Aytar ve Saadettin Acar yazılarıyla, Hasan Aycın çizgileriyle, Mustafa Cemil Efe hatlarıyla ve Özlem Akgül ise fotoğraflarıyla yer aldı.

Editörlüğünü Soner Karakuş'un üstlendiği dergide, sunuş yazısını kaleme alan İbrahim Tenekeci, dosyayı 15 gün gibi kısa bir sürede hazırladıklarını belirterek, "Batı dünyasındaki bazı hadsizlikleri görünce, şubat sayımızı Peygamber Efendimize ayırmaya karar verdik. Sınırlı zamana rağmen ortaya bütünlüklü bir işin çıktığını söyleyebiliriz. Dosyayı hazırlarken alanındaki en yetkin isimlere yönelme gayreti içinde olduk. Böylece hatırı sayılır bir muhtevaya ve sürekliliğe ulaştık." ifadelerini kullandı.

- "Yaraları sarar, hüzünleri teselli ederdi"

Dosyada, "Allah'ın Kulu ve Resulü" başlıklı bir kaleme alan yazar Saadettin Acar, "Batı'da İslamofobi dalgasıyla o mübarek şahsiyete yöneltilen nefret oklarına karşılık bize düşen hamasi nutuklar atmakla yetinmek olmamalıydı." değerlendirmesinde bulunarak, şunları kaydetti:

"Efendimiz Resul-i Ekrem Aleyhisselam'dan söz ederken onun iki yönünü hesaba katmalıyız. Seçilmiş bir Peygamber ve kamil bir insan. Müslümanlar olarak bizler, onun bu iki yönüne de aynı tonda ve yoğunlukta vurgu yapmak ödevindeyiz. Onun Allah'ın yüce lütuflarına ve muazzam ikramlarına mazhar olan Peygamber yönü, insan aklının ve havsalasının alamadığı bir yücelik ve büyüklüktür."

Yazar Sibel Eraslan da "Ey Hiç Görmeden Sevdiğimiz" başlıklı yazısında, şunları anlattı:

"Onun sevgisi, uzun ve nice çileli yollardan sonra eve dönmek gibiydi insanlar için. Yaraları sarar, çekilenleri avutur, hüzünleri teselli ederdi. Arkadaşlarından kime sorsanız, onun en çok kendisini sevdiğini, onun en çok kendisiyle ilgilendiğini söyleyebilecek kadar, yakındı hepsine. 'Onu dinlerken nefesimizi tutar da dinlerdik, onun sevgisi kalbimize dolardı, sanki başımızın üstünde bir kuş otururmuş gibi hiç kıpırdamadan saatlerce dinlerdik' derdi arkadaşları. Hepsinin gönüllerini tek tek alırdı çünkü..."

- "Hz. Peygamber'in Müslüman Türklerin tarihinde ayrı bir yeri vardır"

Prof. Dr. Fatih Andı, "Olması Gerekenden Çok Az Olan" başlıklı inceleme yazısında "Peygamber aşkı, inanmış bir kalbin sahibi için, kendi cinsinden bir varlığa duyacağı aşkın en yücesidir, aşk ufkudur. Peygamber için yazılmış şiirler ise bu ufkun aydınlığıdır. 'İnsanın ufku Peygamber, şiirin ufku ise na'ttir.' diyen Sezai Karakoç'tan Allah razı olsun. Müslüman edebiyatların klasik dönemlerinde, bizim şairlerimizin gözleri bu ufku sık sık gözlemiş, dilleri bu ufku sık sık söylemişti. Nitekim na'tler, bizim klasik edebiyatımızın da önemli bir tema damarını teşkil eder. Yanı sıra mevlidler, gazavatu'n-Nebi mesnevileri, miraçnameler ve hilyenameler. O çağların mümin okurları, zengin bir Peygamber edebiyatına muhatap oluyordu." ifadelerine yer verdi.

Prof. Dr. Haşim Şahin de araştırma yazısında Osmanlı erken döneminde Hz. Peygamber algısını konu edinerek, şunları aktardı:

"Hz. Peygamber'in Müslüman Türklerin tarihinde ayrı bir yeri vardır. Orta Asya'da ve bilhassa Horasan bölgesinde ehlibeyt mensupları vasıtasıyla İslam dinini benimseyen, savaşçılık özellikleri İslamiyet'in geliştirdiği gaza anlayışıyla büyük ölçüde benzerlik gösteren Türkler, İslam dininin en keskin kılıcı ve medeniyet sancağı olmuşlar, Bernard Lewis'in deyişiyle, 'kendi kimliklerini ve benliklerini İslam ile bütünleştirmişlerdir'. Hz. Peygamber ve ehlibeytine olan bu muhabbetin Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan geniş dilimli göç güzergahında kurulan bilhassa Oğuz kökenli bütün Türk devletlerinde var olduğunu söyleyebiliriz. Türkler, Hz. Peygamber'i insanlığın en yüce temsilcisi, Yüce Allah'ın en sevgili kulu, iki cihan serveri olarak kabul etmişler, onun aline ve ashabına yapılan zulümleri, haksızlıkları ve katliamları kendilerine yapılmış kabul etmişlerdir. Sünni yahut Alevi fark etmeksizin Anadolu'daki Türklerin çocuklarına Muhammed, Mehmet, Mustafa, Ahmed, Mahmud, Ali, Hasan, Hüseyin, Abdullah, Haşim, Hatice, Ayşe, Safiye, Emine, Fatma, Gülsüm, Zeynep, Zeynel, Rıza gibi isimler vermeleri, asker ocağının Peygamber Ocağı kabul edilmesi, Hz. Peygamber'in hayatını anlatan Muhammediye türü eserler yahut mevlitler yazılması bu muhabbetin ve sahiplenmenin en somut göstergeleridir."

- "Hz. Peygamber, edebiyat ve şiir kelimelerini yan yana getirdiğimizde ilk akla gelecek şiir türü na'ttır"

Prof. Dr. Alim Yıldız, "Hak Seni Meddah İken Ben Kim Olam Medh Eyleyim" başlıklı yazısında şu bilgileri verdi:

"Hz. Peygamber, edebiyat ve şiir kelimelerini yan yana getirdiğimizde ilk akla gelecek şiir türü ise na'ttır. Anadolu'daki ilk Türkçe divan olan Yunus Emre Divanı'ndan itibaren şairlerimiz kaleme almış oldukları divan ve mesnevilerde en az bir na'te yer vermişlerdir. Bu nedenle şairlerimizin Hz. Peygamber'le ilgili türlerden en çok rağbet ettikleri edebi tür na't olmuştur. Na't denildiğinde ilk akla gelen şairlerimizin başında Su Kasidesi ile Fuzuli'yi anmamız gerekir. Nabi ve Şeyh Galib de na'tleri büyük bir beğeni ile asırlardır sevilerek okunan şairlerimizdendir. Arif Nihat Asya'nın meşhur na'tindeki, 'na'tını Galip yazsın, mevlidini Süleymanlar' dizeleri bu iki eserin kıymetini anlamamız için yeterlidir. Na't, Hz. Peygamber'i öven ve onun vasıflarını anlatan şiirler anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber'i övmek maksadıyla yazılan divanların baş tarafında tevhid ve münacattan sonra yer alan şiirlerdir."

Prof. Dr. Mustafa Özel, Kur'an'ı Kerim ayetleri ışığında, Muhsin Macit de Divan edebiyatı şairi Baki'nin Mevahibü'l-Ledünniye tercümesi ve Necip Fazıl Kısakürek'in yorumlarıyla Hz. Muhammed'i ele aldığı dosyada ayrıca Doç. Dr. Yunus Arifoğlu "Hz. Peygamber'i Nasıl Tanırız? İslam Edebiyatında Şemailler", Dr. Ömer Demirbağ "Divan Şiirinde O", Prof. Dr. Mehmet Narlı "Kurmaca Dünyada Hz. Peygamber Konusunda Bir Müzakere", Ekrem Aytar "İstanbul'un Selatin Camilerinde İsm-i Nebi Levhaları", Prof. Dr. Hüsrev Hatemi "Pes Muhammed'dir Bu Varlığa Sebep" ve Selim Cerrah "Aziz Peygamber ve Kardeşleri" yazısıyla yer aldı.

Dergide bu ay, Ömer Lekesiz "Bizim Kelimelerimiz: Ahlak", Hakan Arslanbenzer, "Edebiyatın Kayıp Anakarası"nı, Celal Fedai "Küçük Şiirler Nasıl Okunmalı?", geçen sayıda "Hikmet Dağı: Rey ve Ru'yet"i yazan Dursun Çiçek, bu ay "Nazar ve Te'vil"i başlıklı yazısını okurların beğenisine sunuyor.

Bu ay aralarında Erol Yılmaz, Leyla İpekçi, Ahmet Edip Başaran, Mustafa Köneçoğlu, Sercan Ceylan ve Soner Karakuş'un da yer aldığı dergide İbrahim Tenekeci, Eren Safi, Melek Arslanbenzer, Hüseyin Atlansoy, Murat Güzel, Fatma Şengil Süzer, Seyyid Ensar, Mustafa Muharrem, Arif Ay, Mehmet Tepe, İbrahim Gökburun, Elyesa Koytak, Murat Küçükçifci, Mehmet Aycı, Süleyman Unutmaz, Mustafa Uçurum, Ayşe Çelikkaya, Mehmet Ali Yafez ve Mehmet Fatih Öz bu sayının şairleri olarak edebiyatseverlere sesleniyor.

Dergide aynı zamanda Necip Tosun "Veda Şarkısı", Ayşegül Genç "Müstesna" ve Hüseyin Ahmet Çelik "Şehre Ne Zaman Uzun Uzun Yağmur Yağsa" isimli öyküsüyle, Senai Demirci ise "Havle: Şiire Koşan Kadın" başlıklı hikayesiyle bu sayıya katkı sunan isimlerden oldu.