Tanzimat dönemiyle başlayan Osmanlı modernleşmesinin/Batılılaşmasının içtimai alanda da varlığını hissettirmesi çok uzun sürmedi. Başta saray halkı olmak üzere üst düzey bürokratların aileleri ve yakınları bu süreçten ilk etkilenenler arasındaydı, zamanla yaşamlarıyla şehir halkına örnek olmaya başlamışlardı. Dinle yoğrulmuş geleneksel yapı içerisinde yürüyen kadın-erkek ilişkileri de elbette bu modernleşmeden nasibini almıştı.
Osmanlıların içtimai hayatında kadın-erkek ilişkileri daima mesafeliydi. Bunu sağlayan dinamiğin başta İslam dini olduğu şüphe götürmez. Geçmişte bir kadınla erkeğin sokakta yan yana samimi bir şekilde yürümesi, arabaya beraber binmesi, alışveriş sırasında veya vapurda durup uzun süre baş başa muhabbet etmesi çok sık rastlanan bir şey değildi. Bu durum, ister istemez genç çiftler arasında, her birinin kendine göre sembolik anlamları olan işaretlerle farklı bir iletişimin doğmasına neden oldu. Ayakkabı bağcığını bağlama, pantolonun paçasını düzeltme, yolda yürürken aniden durma, kibriti farklı yakma, elde mendil yahut bir kâğıt parçası bulundurma gibi hepsinde ayrı bir anlamın gizli olduğu ve ‘işmar’ (el, göz veya başla yapılan işaret) adıyla bildiğimiz bu iletişim yolunun vaktiyle kullanıldığı malumdur.
Örneğin hanımların başına topuz yapmasından uzak bir yere gideceği, yapmamışsa yakınlarda olacağı veya genç bir hanımın sağ gözünü bir kez kırpması saat birde, iki kez kırpması saat ikide sevdiğiyle tekrar karşılaşabileceği anlamına gelmekteydi. Elindeki yelpazesini sağ şakağına götürürse bir sıkıntısı olduğu, araba penceresinden sarkan ellerin parmakları adedinden kaç gün sonra bulaşabilecekleri, şemsiyesini açarsa takip etmemesi lazım geldiği, yakasını çekip hızla yürürse daha ilerilerde bir mekânda görüşebilecekleri anlaşılırdı. Gençler arasında bazen bir mendil, sözle anlatmak istediğinizden daha fazla şeyler ifade edebilirdi.
Hanımların mendilini gözlerine götürüp bir müddet orada tutmasından, sadece bir gözüne dokundurmasından, alnına, burnuna veya ağzına doğru götürüp az yahut çok tutmasından, yelpaze gibi kullanmasından ; “Ağlamak istiyorum”, “Seni nereden gördüm keşke görmeseydim”, “Gözlerim kör olsun ki ben vefasız değilim”, “Birileri bizi gözetliyor”, “Haber yolladığın şeyleri ben söylemedim”, “Ağlayacağım ağlayamıyorum”, “Sana söyleyeceğim neler var zalim” gibi anlamlar çıkarmak mümkündü.
İncelik dolu aşıklar dönemi
Yine hanımların dışarda dolaşırken yanlarından ayırmadıkları şemsiyeler de sembolik anlamları olan iletişim araçlarından biriydi. Mesela şemsiyenin hafif yan tarafa eğilmesi ‘gücendiği’, daha fazla eğilmesi ‘darıldığı’ anlamına gelirdi. Şemsiyeye yüzü kapatmak ‘yüzünü bir daha görmek istemiyorum’, şemsiyenin ön tarafa eğilmesi ‘hoş geldin safa getirdin’ demekti. Kaş çatmalar, göz süzmeler, şehadet parmağını ağıza götürüp “Sana bir sözüm var” demeler, “Dikkatli bakma, görüleceğiz” anlamına gelen kaş oynatmalar, göz kapaklarını ağır ağır indirip kapatarak “Teşekkür etmeler” ve buna benzer daha nice mimikler genç âşıkların incelik dolu muhabbetine birer örnekti.
Bugün ise gençler arasında kaçamak ve utangaç birkaç bakışın, yere düşürülen bir mendilin ya da yakaya iliştirilmiş bir çiçeğin hükmü ne yazık ki kalmadı.




