26 Şubat 2021 Cuma / 14 Recep 1442
Gece modu

Hz. Hatice bütün servetini İslam için seve seve harcadı

Hz. Hatice (r.a) Peygamberimiz’e herkesten önce iman etmiş ve O’nu bütün varlığı ile desteklemiştir. Müşriklerin zulmü ve haksızlığı karşısında Rasûlullah’ı hiçbir zaman yalnız bırakmamış, bütün servetini de O’nun davası uğrunda harcamıştır..

Muharrem Coşkun26 Temmuz 2014 Cumartesi 07:00 - Güncelleme: 26 Temmuz 2014 Cumartesi 07:00

Hz. Hatice (r.anha) miladi 556 yılında Mekke’de doğdu. Babası Kureyş’in Esedoğulları kabilesinden Huveylid, annesi ise yine Kureyş’e mensup Âmiroğulları’ndan Fatıma bint Zaide b. Cündeb’dir. Üstün iffeti sebebiyle İslam’dan önce “Tâhire” lakabıyla tanınmış, daha sonra Allah Rasûlü’nün en büyük hanımı olması hasebiyle “Kübra” olarak künyelenmiştir.

Hz. Peygamber’in Hz. Hatice (r.anha) validemizle evlendiği sırada yirmi beş yaşında olduğu rivayeti ağırlık kazanmakla birlikte, Hatice (r.anha)’nin yaşıyla ilgili kaynaklarda farklı bilgiler vardır. Genel kanaat, Hatice (r.a)’nin evlendiğinde kırk yaşında olduğu şeklindedir. Hz. Muhammed (sav) ile Hz. Hatice (r.anha)’nin evliliklerinin ilk meyvesi oğulları Kâsım olup, daha iki yaşında iken vefat etmiştir. Nitekim Rasûl-i Ekrem bu sebeple Ebu’l-Kasım olarak künyelenmiştir. Kasım’dan sonra sırasıyla Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsum ve Fatıma adında kızları; Tahir ve Tayyib (Abdullah) isimlerini verdiği oğulları dünyaya gelmiştir. Tayyib ile Tahir’in iki ayrı çocuk değil, Abdullah isimli oğlunun lakapları olduğu da rivayet edilir. Allah Rasûlü’nün Hz. Hatice (r.anha)’den doğan bütün erkek çocukları İslam öncesi dönemde vefat etmişler, hayatta kalan kızları ise Müslüman olup Medine’ye hicret etmişlerdir.

İlk iman eden sahabe

Hz. Peygamber, peygamberlik görevini üstlenmesinin birkaç yıl öncesinden itibaren özellikle yılın Ramazan aylarında Hira Dağı’ndaki bir mağarada mistik bir hayat yaşamaya başladı. 40 yaşına ulaştığında, Hira’da bulunduğu 610 yılının Ramazan ayında, vahiy meleği Cebrail (a.s.) gelerek kendisine Allah’ın “oku” emrini ulaştırdı.

Rasûl-i Ekrem bu hadise üzerine korku ve heyecanla Hira’yı terk ederek evine koştu. Eşi Hz. Hatice (r.a)’den üstünün örtülmesini istedi. Bir süre sakinleştikten sonra kalktı ve başından geçenleri eşine anlattı. Hz. Hatice (r.a) bunların kötü bir şey olamayacağını, söyleyerek onu teselli etti. Peygamberlik geldiği zaman kendisine herkesten önce iman etmişti. Hz. Hatice (r.a), bu andan itibaren müşriklerin zulmü ve haksızlığı karşısında Rasûlullah’ı hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Mekkeli müşrikler Şi’bü Ebi Talip de Müslümanları muhasara altına aldığında kendisi de Hz. Peygamber ile birlikte iki üç yıl boyunca yıpratıcı boykota göğüs gerdi. Bu sıkıntılı süreçte sahip olduğu bütün servetini O’nun davası uğrunda harcadı. Müminlerin ilk annesi Hz. Hatice (r.a) yaklaşık yirmi beş yıl süren mutlu bir evlilik hayatından sonra hicretten üç yıl önce 10 Ramazan’da (19 Nisan 620) vefat etti ve Mekke’deki Hacun Kabristanı’na defnedildi. Allah Rasûlü kısa süre içinde kendisini destekleyen amcası Ebu Talib’i de kaybetmişti. Bu yıl Müslümanlar tarafından “hüzün yılı” olarak isimlendirilmiştir.

Vefatından sonra da vefa

O, daha sonraki eşlerinden hiç birini Hz. Hatice (r.a)’ye denk görmemiş, onun hatırasını hayatı boyunca zihninde canlı tutmuştur. Peygamberimiz, Hz. Hatice’nin vefatından sonra çeşitli vesilelerle farklı hanımlarla evlendiği halde, ilk hayat arkadaşını hiçbir zaman unutmamış, onun fedakârlığını, kendisine desteğini her fırsatta anmış, bir hayvan kestiği zaman Hatice’nin eski dostlarına ondan birer parça göndermeyi ihmal etmemiştir.“Cennet kadınlarının en faziletlisi Huveylid’in kızı Hatice, Muhammed’in kızı Fatıma, İmran’ın kızı Meryem ve Müzahim’in kızı Âsiye’dir.” “Ben Hatice’yi cennet ırmaklarından bir ırmak üzerindeki inciden bir köşkte gördüm” buyurmuştu.

Efendimiz’in Hz. Hatice’ye son sözleri

Bir Kadir gecesi idi.. Hz. Hatice yatağa düşmüş, hastaydı.. Peygamber Efendimiz’in amcası Ebû Tâlib’in vefatı üzerinden henüz üç gün geçmişti. Onun yokluğunu fırsat bilen Kureyş, artık daha acımasızca yüklenecek ve Allah Resûlû, bu yüklenmelerde kendini himaye eden büyük bir destekten de yoksun olacaktı.

Beri tarafta, bir diğer destekçi Hz. Hatice de hastalıktan kıvranıyordu. Son yolculuk öncesinde Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ateşler içinde kıvranan biricik eşini, hayat arkadaşını ziyaret için yola koyuldu. Hastalıkla inleyen Hz. Hatice’nin hali yürek yakıyordu: Belli ki bu iniltilerin altında ayrılık çığlıkları seziliyordu. Mekke’nin en zengin kadınıyken bugün Hatice, açlık ve sıkıntı içinde iki büklüm, sürgün hayatının şartlarıyla boğuşarak gidiyor, geride kalanlara el sallıyordu.

Artık sıkıntın bitiyor

Derinleşmiş hüznünde, Allah Resûlü’nü yalnız bırakacak olmanın endişeleri gizliydi. Gidiyordu ama akıl ve gönlü, bir himayesiz kalan Efendisinde bir de geride kalan Sultanlar Sultanı ve Rabb-i Rahîm’ine emanet ettiği yetimlerinde kalmıştı. Yüzünde, gidişi öncesinde tatlı bir tebessüm belirdi; belli ki artık, Cibril’in müjdesini getirdiği cennet yamaçları açılmıştı gözlerine... Ancak bu tatlı tebessüm bile, çadırın kapısında şefkat ve merhamet yüklü bulutlar gibi kendisini gözleyen Efendisini görünce, acılaşmış ve derin bir hüzün şekline dönüşmüştü.  Efendimiz’in hıçkırıklar düğümlendi defalarca boğazında..! Bir minnet duygusuyla yanına yaklaştı Allah Resûlü ve ifadede kelimelerin kısır kaldığı mânâ yüklü şu cümleleri sıralamaya başladı: - “Benden dolayı, ey Hatice!” diyordu. “Sen de, bu sıkıntılara katlanmak zorunda kaldın ve kametine göre bir hayattan mahrum yaşadın. Ancak unutma ki Allah, her sıkıntı ve zorluğun arkasından, mutlaka pek çok hayır murad etmiştir...” Böylelikle Hz. Hatice, Hirâ’da doğan güneşin ardından bir Kadir Gecesi başladığı yeni hayatını, yine bir Kadir Gecesi’nde noktalamış oluyordu. Mezarına inip ebedî yurdun ilk kapısı olan Hacûn Kabristanı’ndaki mekânına onu, bizzat Allah Resûlü yerleştirecek, yine toprakla üzerini de O kapatıp tesviye edecekti.