Yine bir son tarih.
"Salı, saat: 08:00 PM, Doğu Saati"

Ve yine bir uzatma.
Bir tür biz bu anı yaşamıştık hissi.
Bir tür deja vu.
Bu mevzu sürdükçe 'bu anı biz daha önce de yaşamıştık' hissi hiç bitmeyecek sanırım.
Çünkü yine bir 'ateş kes' geldi.
Neye mi?
Uzadıkça uzayan 'müzakere' – 'savaş' döngüsüne.
2025 Haziran ayında başlamıştı.
İlk 'savaş' 12 gün sürmüş, hatta nam-ı o sebeptendir ki '12 Gün Savaşı' olarak kalmıştı.
Her ne kadar taraflar birbirlerini meşru olarak tanımlamasalar da.
Sonra 27 Şubat 2026'ya kadar 'ateş kes' denmişti ki 28 Şubat yani bahar gelmeden hemen önce cemreler yeni düşmüştü, müzakerelerde imza için kalemlerin siparişi bile verilmiş, imzaların atılacağı salon dahi kiralanmışken kıvrak bir manevra ile 'müzakere'den 'savaş'a dönülmüştü.
'40'ı çıktı' derler ya.
Hah, işte 'savaş' durumuna dönüşte bir 'ateş kes' ve 'müzakere' dönüşü yine geldi.
Bitmeyen senfoni bir nevi.
Döngü.
Bitti mi?
Hiç biter mi?
Nereye kadar süreceği muamma.
Öyle ki, bu sefer 'kırılgan' olan 'ateş kes' neyi içeriyor, içermiyor o konuda bile uzlaşı yok.
Kaldı ki üzerinde 'müzakere' edilecek maddelerde olsun.
Maddeler de madde hani.
Büyük oynuyor taraflar.
Zafer ilanı mı?
Oo, çoktan ilan edildi bile.
Nasılsa sorgulayan yok.
Neye göre?
Kime göre?
Nirengi noktan nere?
Herkes tuttuğu yerden 'ben kazandım' demenin derdinde.
167 masum küçük kız ölmüş.

İnsanlar yaralanmış.
Hayat durmuş.
Herkes büyük 'kazanım' peşinde.
Kaybedeni 'olmayan' savaşın kazananı 'oluyormuş'...
İnsanların kaybettikleri hiçe sayılıyormuş...