5 Ağustos'tan bu yana TBMM çatısı altında yüksek temsil kabiliyetiyle faaliyet gösteren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu dün itibariyle nihai raporunu ve dolayısıyla tarihi görevini tamamladı. 50 milletvekilinden oluşan Komisyon, PKK terör örgütünün tasfiyesi sonrası mensuplarının adaletli ve gerektiğinde merhametli şekilde -yasal/sosyal düzenlemeler eşliğinde- evlerine dönmesini sağlayacak bir çerçeve çıkarmayı başardı.
Komisyonun teşekkülü, sürecin yönetimi, kamuoyu iletişimi ve birbirinden farklı içeriklere sahip parti raporlarının ortak bir rapora dönüştürülebilmesi ve nihai raporun 2 ret, 1 çekimser oya karşı 47 evet oyuyla güçlü şekilde kabul edilmesi Komisyonun üstün başarısının ispatıdır.
Bu kadar uzun sürmüş, çok canlar yakmış, siyasi, tarihi, toplumsal, ekonomik, psikolojik, kültürel boyutları olan, emperyalist ülkelerin, yabancı istihbarat örgütlerinin ve bilumum bataklık canlısının dahil olduğu çok boyutlu, çok katmanlı bir meseleyi çözüme kavuşturmak gerçekten çok zor bir iştir.
Bunu Türkiye başardı.
ERDOĞAN LİDERLİĞİNDE TÜRKİYE BAŞARDI
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğiyle, AK Parti iktidarında başardı. Yiğidin hakkını teslim etmek gerekir. Erdoğan bu meseleyle son birkaç ayda, birkaç yılda ilgileniyor değil. AK Parti 2002'de iktidara geldiğinde yaptığı ilk işlerden biri Güneydoğu Anadolu bölgesinde uygulanmakta olan ve halkı canından bezdiren olağanüstü hal uygulamasını kaldırmak oldu. Sonra perde perde Kürtçe üzerindeki yasaklar kısıtlar kaldırıldı. Bölge insanı nefes aldı.
Ülke genelinde yaygın ve yerleşik bir algı imiş gibi yansıtılan –haşa- "Kürt eşittir PKK" algısının yanlışlığını en gür şekilde dile getirdi. Teröristlerle sivilleri ayırdı. Teröre bulaşanlar için bile açık kapı bıraktı.
Kürtlerin bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşları olduğunu her zeminde her şehirde söyledi. Yanlış ve çirkin algıyı yıktı, siyasetin ve medyanın gündemine tertemiz bir kardeşlik ve demokratik eşitlik dili yerleştirdi.
Bu esnada bölgeye büyük bütçeli yatırımlar yaptı. Üniversiteler, fabrikalar açtı.
"Analar ağlamasın" diyerek şehidin anasını da dağdakinin anasını da aynı evlat sevgisinde birleştirmeyi başardı.
Teröre ve teröriste karşı askeri ve istihbari alanda sağlanan başarı sahanın temizlenmesi bakımından zaten en elzem olandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2005 yılında Diyarbakır konuşmasıyla yüksek perdeden ilan ettiği ama çok uzun süre boyunca yapayalnız olduğu (hatta bu nedenle eleştiriye, siyasi cendereye, ucuz seçim salvolarına maruz bırakıldığı vakidir, 20 yılı aşkın geçmiş bu yaklaşımın türlü çeşitli örnekleriyle doludur) bu süreç dün itibariyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde ezici çoğunluğun dahil olduğu, paydaş olduğu, "evet, bu işi hep birlikte bitirelim" dediği bir noktaya gelmiştir.
İşte bu, Erdoğan'ın siyasi liderliğinde sağlanan bir millet-devlet-siyaset başarısıdır.
NUMAN KURTULMUŞ FAKTÖRÜ
Komisyon'un süreci başarıyla tamamlamasında da kuşkusuz Komisyona başkanlık eden Numan Kurtulmuş'un payı büyük. Türkiye'nin en çatışmalı, en tartışmalı, en siyasi istismara açık meselesini birbirinden farklı hatta zıt bakış açılarına sahip parti üyelerinden oluşan bir komisyonda konuşturup uzlaştırabilmek gerçekten maharet ister. Hem komisyon üyelerine, hem görüşü alınanlara özgürlük alanları tanımak ama aynı zamanda kriterler oluşturup buna uyulmasını sağlamak gerekir.
Numan Kurtulmuş süreci Meclis'in ağırlığına ve amacına uygun şekilde, uhulet ve suhuletle tamamlanmasını sağladı. Medyaya ve kamuoyuna konuşurken umudu canlı tutan, yapıcı bir dil kullandı. Uyarılarını siyasi hırsla ya da onur kıracak şekilde değil yol gösteren ama muhatabının iradesine fırsat tanıyan bir tonlamayla yaptı.
Bu komisyonda edinilen çalışma ve uzlaşma tecrübesinin yeni anayasa yapım/yazım aşamasında da çok işimize yarayacağı açık.
AK PARTİ GRUBU İYİ İŞ ÇIKARDI
Komisyonun AK Partili üyelerinde de vardı aynı hassasiyet. Komisyonun –akış açısından- gizlilik ve hassasiyet gerektiren konularında mahremiyete azami saygı gösterdiler. Medya mensuplarıyla konuşurken bile siyasi hesap değil memleket menfaati gözettiler.
En tartışmalı konularda diğer partilerden isimler medyaya abartılı, siyasi atraksiyon kokan ve sadece kendi pozisyonlarını öne çıkartan açıklamalar yaparken AK Partililer bu tür performanslara itibar etmedi. En fazla doğruladılar ya da yalanladılar bu açıklamaları. Bu açıdan Komisyonun AK Parti grubunu da ayrıca tebrik etmek gerekir.
AK Parti'nin hazırladığı rapor da doğrusu en olgun rapordu. Meseleyi doğru kavrayan, odağını şaşmayan, ihtiyaç duyulan yasa ve mekanizmalar konusunda gerçekçi, işlevsel ve hakkaniyetli bir yol haritası sundu partinin raporu. Dün kabul edilen nihai raporun omurgasının AK Parti raporu üzerine bina edildiğini söylemek yanlış olmaz.
BAHÇELİ'NİN LİDERLİĞİ, MHP'NİN EMEĞİ
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin son süreçte hiç tartışmasız tarihi bir yeri ve önemi var.
Şahsının ve partisinin kariyerini, varlığını, oyunu Türkiye yararına fedaya hazır bir siyaset güttü Bahçeli. Ön aldı, risk aldı ama bunu gözü kara şekilde değil, Türkiye'nin ufkunu görecek bir vizyona sahip olduğu için yaptı. En ileri cümleleri kurdu ama teşkilatını da tabanını da kendisine ve devlete güvenmeleri konusunda ikna etti.
Bu büyük bir siyasi liderliktir. Ve MHP büyük bir sınamadan güçlenerek çıkmıştır.
Komisyondaki rolü itibariyle Fethi Yıldız da anılması gereken bir isim. Komisyon çalışmalarına dair medyayı mütemadiyen bilgilendirdi. Bazen -henüz tartışılan konularda- kendisinin ve partisinin görüşünü kesin karar buymuş gibi ifade ettiği olsa da Komisyonun iradesine halel gelmedi.
Nihai raporda komisyonun ortaklaştığı konularda AK Parti kadar MHP'nin de elinin izi olduğu çok açık. Kararlılıkla, samimiyetle çalıştılar. Gerçek milliyetçiliğin kışkırtmak, ucuz polemiklerden siyasi menfaat elde etmek değil milleti sevmek, birleştirmek, uzlaştırmak olduğunu en güzel şekilde ispatladılar.
CHP İNİSİYATİF ALMADI, DIŞINDA DA KALMADI
CHP süreç boyunca konuya hiç odaklanmadı. Komisyonun adının konulmasından, amacının belirlenmesine, partilerin hazırladığı raporlarda sunduğu çözüm önerilerinden temel yaklaşıma kadar maalesef CHP hiç oralı olmadı.
Türkiye'nin 47 yıldır mücadele ettiği terör örgütünün fesih sürecine katkısı olmadığı gibi fesih sonrası mensuplarına uygulanacak hukukun teşekkülüne de katkı vermedi. Ya hazırlığı yoktu. Çalışmadı da. Dolayısıyla Komisyonla ve kamuoyuyla paylaşmadı. Ya da devletin bunca zaman tüm kaynaklarıyla mücadele ettiği, vatandaşların canlarıyla evlatlarıyla o mücadeleye katıldığı ve artık herkesin "çözün, bitsin bu iş" dediği konu CHP'nin ilgisini çekmiyor.
Nitekim birkaç genel geçer jenerik cümleden öteye geçmeyen açıklamalar, PKK terör örgütünün argümanlarını tekrar dışında CHP için konu hep "demokrasi" başlığı altında gündeme getirdiği talep "yolsuzluk dosyalarının üstü örtülsün, İmamoğlu salıverilsin" oldu. Parti raporu baştan aşağıya bu ve konuyla ilgisi olmayan, laf olsun torba dolsun diye eklenmiş siyasi fantezilerle doluydu.
DEM'E RAĞMEN
Sürecin siyasi muhataplığını ister istemez DEM Parti yürüttü. PKK'nın talepleri, Kandil'in direktifleri ve İmralı'nın hayalleri arasında zikzaklar çizdi DEM Parti.
Bir yandan sürecin başlamasından, muhatap alınmaktan duyulan memnuniyet, bir yandan tabandan gelen "terör bitti, gereğini yapın" tepkisiyle Kandil'in "kazanımlarımızı kaybettirmeyiz" talebi arasında yaşanan tereddütler DEM'in diline aynen yansıdı.
İmralı heyeti ve komisyon sözcüleri süreci akamete uğratmayacak kadar dikkatli ve temiz bir dil kullanırken DEM'in kalanı kah sınır boylarında Rojava türküsü söyledi, kah SDG onurumuzdur diye slogan attı, kah hadlerini bilmez vaziyette Türkiye'yi tehdit etti.
Komisyona verdikleri raporun büyük bölümü PKK'nın ve Kandil'in siyasi hedefleri olan maksimalist taleplerden oluşuyordu. Terör örgütünün sahada yapamadığını masada yapmaya kalktı DEM Parti. Ama başaramadı.
TBMM komisyonundan bir uzlaşı metni ve görüntüsü çıktıysa DEM'e rağmen çıktı desek haksızlık etmiş sayılmayız. Çünkü zaten PKK da çok isteyerek, yüce gönüllülüğünden, demokrasi istediğinden silah bırakmış ve feshetmiş değil kendisini. Yıkmak parçalamak istedikleri devleti yıkamadılar. Bölmek istedikleri milleti bölemediler. Vatan toprağından bir karış dahi koparamadılar. Emperyalistlerin eliyle geçici olarak yerleştikleri yerlerde barınamaz oldular. Sahipleri onları –Türkiye'nin zoruyla- bıraktı. Ortada kaldılar. Türkiye -büyük devlet olduğu için- tam da bu noktada onlara "kansız" bir çıkış yolu gösterdiği için silah bıraktılar. DEM açısından da olan budur.
Hasılı kelam, bunca olmazın içinde en güzel şekilde oldurana hamdolsun.
Ramazan mübarek olsun.