Elbette misafirimizin dini ne olursa olsun Müslüman olarak gereken misafirperverliğimizi gösteririz, mutlaka göstermeliyiz.
Çünkü yaratılanı Yaratan'dan ötürü seven bir milletiz. Onları tüm insanlığa peygamber olarak gönderilmiş olan Efendimizin (aleyhisselam) ümmet-i daveti olarak görürüz, ötelemeyiz, itmeyiz, zorlaştırmayız, kolaylaştırırız, nefret ettirmeyiz, müjdelemeye çalışırız.
Müslüman olmayanlarla ilişkimiz onlara İslam'ın güzelliğini göstermeye ve onları kazanmaya yönelik insani ilişkilerdir.
Bunun anlamı onların bizi şereflendirmesi değildir. Müslüman olmayan biri Müslümanı şereflendiremez, onurlandıramaz. Çünkü asıl güç izzet ve şeref Allah'a aittir, Resulüne aittir müminlere aittir.(Munafıkun suresi, ayet: 8)
Bu bağlamda Katolik dünyasının yeni papası Papa 14. Leo'nun Türkiye'yi ziyareti ve ona gösterilen ilgi bir devlet başkanı olması hasebiyle siyasi/diplomatik ve bir dini lider olması hasebiyle de teolojik ve sosyolojiktir.
Devlet başkanı olduğu için Papa'nın Ankara ziyareti diğer devlet başkanlarının ziyaretinden farklı değildir, yadırganacak bir yönü yoktur.
Ama Külliye bu zatın aynı zamanda bir buçuk milyarlık Katolik dünyasının dini lideri olmasını göz önünde bulundurarak, ziyaret programını diğer devlet başkanlarına yapılandan daha farklı olarak düzenlemiş ve her adımda önemli mesajlar vermiştir.
Mesela Papa Cihannüma Salonu'nda kabul edilmiştir. Cihannüma salonu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki kütüphanenin ana salonudur.
Papanın etrafı kitaplarla çevrili kubbesi semaya açılan bir salonda kabulü anlayana önemli mesajlar vermektedir.
Burada Medeniyetler Korosu'nun konser vermesi de medeniyetimizin derinliğini gösteren önemli tezahürlerinden biridir.
Çünkü bu devlet Osmanlı'nın devamı dolayısıyla medeniyetimizin de devamı ve temsilcisidir.
Bizim medeniyetimizde farklı inançlara baskıdan ziyade onları himaye esastır.
Hristiyanların mesela Endülüs'te Müslümanları Hristiyan olmaya zorladığı gibi kimseyi Müslüman olmaya zorlamamıştır böyle bir iradeye de Müslüman âlimleri izin vermemiştir.
Kanuni Sultan Süleyman Balkanlarda sık sık isyan eden gayr-i Müslimlerin zorla Müslüman yapılması için ulemadan fetva istemiş ama ulema buna şiddetle karşı çıkmıştır!
Gayr-i Müslimler kendi kültürlerinde, dinlerinde dillerinde özgürlüğü tatmışlardır.
Hatay Medeniyetler Korosu'nun Cihannüma'da iki dine ait ilahileri seslendirmesi o yüzden anlamlıdır.
Burada koro ile ilgili sosyal medyada dolaşan çarpıtmaya da temas etmeden geçemeyeceğim.
Medinelilerin Peygamberimizin gelişine olan sevinçlerini ifade için okunan 'Taleal-Bedru Aleyna' ilahisinin Papa'ya okunması yanlış bulunmuş ve eleştirilmiştir.
Programı TV'den takip ettiğim için bu ilahiyi duymamıştım ama böylesi bir yanlış anlamaya mahal bırakacak bir seçim yapılmış olmasını ben de yadırgadım. İşin gerçeğini öğrenmek için konuyu bizzat koronun dernek başkanına sordum.
Hatay Medeniyetler Korosu Başkanı Yılmaz Özfırat beyle yıllar önce Antakya ziyaretimde tanışmış ve derneği ziyaret etmiştim, orada koronun bir konserini de dinlemiştim.
Yılmaz beyin verdiği bilginin sosyal medyadaki olumsuzluğu gidereceği için burada zikretmekte fayda buluyorum.
Yılmaz bey diyor ki: "Biz Papa'nın huzurunda Taleal-Bedru Aleyna ilahisini okumadık. Başkan Erdoğan ve Papa salona gelmeden önce oradaki hazıruna üçü Hristiyan ilahisi, üçü de Taleal-Bedru Aleyna, Erler Demine ve Salat-ı Ümmiye olmak üzere İslami ilahi okuduk. Başkan Erdoğan ve Papa salona gelince de onların huzurunda biri İngilizce biri de Esma Zikri olarak sadece iki ilahi okuduk."
Demek ki Taleal-Bedru ilahisi papa huzurunda okunmamış.
Hazıruna okunmasının da bir mahzuru olmasa gerek. Hatta Taleal-Bedru Papa huzurunda okunsaydı bile Peygamberimize olan duygunun ona aktarılması belki daha etkili olurdu.
Ama programı yapanlar tüm incelikleri düşünmüşler ve istismar yolunu tıkamışlar.
Buna rağmen de 'Papa'ya Taleal-Bedru okundu!' diye gerçeği yansıtmayan bir propaganda vuku bulmuştur.
Başkan Erdoğan'ın orada yaptığı konuşmayı Katolik dünyasının seyretmiş olması, mesajların büyük bir kitleye ulaştırılmasını sağlaması, önyargıyı yıkması ve tanıtım/tebliğ bakımından önemli bir fırsattır. Çift başlı kartal örneği, Gazze'deki soykırımın tekrar gündeme getirilmesi için büyük bir fırsattı ve bu fırsat gayet güzel değerlendirilmiş oldu.
Çünkü Papa soykırımlar ve İsrail terörü konusunda selefleri gibi pozitif mesaj vermek yerine adeta ABD'yi memnun etmek istercesine çekimser tavır almaktadır.
Papa olduktan sonra ilk ziyaretini Türkiye'ye yapıyor olması da fevkalade önemli.
Çünkü hangi devlete gitse hepsi bir taraf olarak ötekini ezme konusunda radikal söylemlere ve eylemlere ev sahipliği yapıyor. Sadece Türkiye bütün tarafların güvendiği bir liderliğe sahip tek ülke!
Tabii ki ziyaretin İznik Konsili'nin 1700'üncü yılına denk gelmesi tesadüf değil!
Ama bu topraklar artık İslam topraklarıdır ve Konsilller bir tarihtir, tarihte kalmıştır.
Sosyal medyadaki seküler kesimin papaya tepkileri de trajikomik paylaşımlar olarak sırıtıyor!
Papa'nın İstanbul'da Sultanahmet Camii'ni ziyareti ama Ayasofya'nın programa alınmaması da anlamlıdır!
Papa'nın Beyrut'ta neler söyleyeceğini doğrusu merak edenlerdenim. Çünkü İsrail ateşkes anlaşmasından sonra beş bine yakın kez anlaşmayı bozup Lübnan'a saldırdı, onlarca insanı katletti ve işgal ettiği topraklardan çekilmedi! Bakalım Papanın tavrı ne olacak?!
Hülasa, Türk diplomasinin ince ayarlarıyla tanzim edilmiş Papa'nın Türkiye ziyareti Türkiye'nin gücünü kararlığını kuşatıcılığını göstermesi açısından faydalı olduğunu düşünüyorum.
Müslümanların ilahi tartışmasını ise gereksiz buluyorum.
Müslümanların tartışması gereken hangi ilahinin okunduğu değildir. Katolik dünyasının dini lideri var, Ortodoks dünyasının dini lideri var, diğer dinlerin ruhani liderleri var!
Bunların hepsi normal de Müslümanların neden bir dini lideri yok!
Asıl konuşulması gereken budur!
Ama öyle bir kültür ve eğitim cenderesinden geçtik ki, Türkiye'de papadan bahsedilirken kimse rahatsız olmaz hatta papa hazretleri bile denir ama halife kelimesini kullanmak ve hilafeti söylem bazında savunmak bile yadırganır!
Bunun adı ifade özgürlüğüdür!
İşin en garibi de her üyesi hilafete bağlılık yemini ederek başlayan Sivas Kongresi'nin dünkü kurultayda da CHP'nin ilk kongresi olarak yutturulmaya çalışılıyor olmasıdır!
Özgür Özel dün CHP'lilere hitaben aynen şöyle dedi: ' Sizler, Sivas Kongresi'ndeki 41 delegenin bugünkü temsilcilerisiniz!'
Asla!
CHP'liler Sivas Kongresi delegelerinin kesinlikle temsilcisi olamazlar!
Çünkü o 41 delege İslami hassasiyetleri yüksek, hilafete bağlılık yeminiyle batının işgaline karşı mücadeleye azmetmiş ve bunu başarmış bir kadrodur.
CHP ise o delegelerin kovduğu batının tüm değerlerini baş tacı etmiş, iki gün önce kabul edilen son programıyla da bunu tekrar tescil etmiş milletin değerlerine yabancı batıcı bir partidir!