"Suç Örgütü" sanıklarının hakim karşısına çıkarılacağı 9 Mart tarihi yaklaşırken zamanın İmamoğlu'nun aleyhine işlediğini birçok örnekle görüyoruz. Özellikle de CHP içinde İmamoğlu'nun izi yavaş yavaş silikleşiyor. Siz bakmayın CHP'nin resmi hesaplarından İmamoğlu ile Özel'in fotoğrafının paylaşılıp, miting çağrısı yapılmasına... O karelerin tek bir amacı var; artık yavaş yavaş dinmeye başlayan CHP'deki İmamoğlu rüzgarının son ivmesinden de yararlanmaya çalışmak. Zira işaretler İmamoğlu yalnızlığına doğru gidildiğini gösteriyor. Şöyle söylemeye çalışayım. CHP'den Silivri'de buluşma çağrısı geldi. Bir avuç CHP'li toplandı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik şiir okudu, milletvekilleri saz çaldı. Bir avuç CHP'li tempo, alkış tuttu. Ama CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri'ye gitmedi. Üstüne yılbaşı mesajında İmamoğlu'ndan tek kelime söz etmedi... Oysa eski Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ı unutmadı... Destek mesajı paylaştı.

CHP'nin internet sitesinden yayımlanan mesajdaysa İmamoğlu'nun adı bir kez geçti sadece...
Yani demem o ki CHP'nin Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'nden İmamoğlu fotoğrafının kaldırılmasını hiç hafife almayın... CHP'de İmamoğlu etkisi azalıyor. Ve işaretlere bakılırsa; özellikle yargılama başladıktan sonra Özel'in kendisine yeni bir rota çizeceği anlaşılıyor. Gelelim yazının başlığındaki CHP'deki "Pijamalılar Sendromu"na... "Silivri'de buluşalım" çağrısına bir avuç CHP'li dışında kimsenin gelmemesini sadece tembelliğe bağlamak haksızlık olur. Hatırlayın CHP Genel Başkanı Özel, İmamoğlu'na geçmişte destek mitingleri düzenlemiş, çağrı yapmış meydanlar boş kalınca da "Evde pijamayla oturup, elde uzaktan kumanda öyle izlerseniz sıra size de gelir" diye söylenmişti. Yani CHP'de bir "Pijamalılar Sendromu" yaşanıyor. Oysa eylemlere gelmeyenlerin durumu çok net... Hani bir söz vardır. "Çiğ yemedim ki karnım ağrısın" misali... İmamoğlu'na desteğe gidilmemesinin sebebi tembellik değil. Vatandaş, CHP'nin söylemlerine inanmıyor. Bu yüzden de çağrılara CHP teşkilatlarından bir avuç insan gidiyor. Bu yüzden "Millet mazluma sahip çıkmıyor" söylemi aslında millete de bir hakaret sayılır. Zira aynı milletin FETÖ'cülere karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan için göğsünü nasıl siper ettiğini unutmamak gerekiyor.

ERDOĞAN "KAOS TELLALLARI"NI ÜZDÜ
Türkiye'de bir kesim var.
Kelimeleri her daim zehir gibi,
Onlara göre her daim ülke bitmiş, batmış, perişan olmuş vaziyette... İşin acı yanı dilekleri, beklentileri de bu yönde. İstiyorlar ki ülke gerçekten uçuruma sürüklensin, IMF kapılarında dilenci durumuna düşsün, "Erdoğan gitsin de ne olursa olsun"
Bu nasıl bir bencilliktir, nasıl bir karanlık ruh halidir anlamak mümkün değil...
Gelin sizi 2021 yılına götüreyim...
Türkiye tüm dünya ile birlikte Kovid salgınının sancılarını iliklerine kadar hissediyor.
Kovid döneminde insanlar işsiz, aşsız kalmasın diye para basılmış, vatandaşa destekler açılmış...
Düşük kredileri alanlar işe, aşa yatırım yapacağına koşup koşup dolara yatırmış...
Muhalefet elini ovuşturuyor.
Bu kez "Erdoğan gidici buradan dönüş yok" manşetleri, yorumları gırla gidiyor. Hatta Erdoğan destekçisi görünenlerden bazıları da yengeç gibi yan yan yürümeye başlamış durumda... Ekonomiye dair birkaç yürekli istisna dışında yorum yapacak yerli ve milli uzman bulmakta bile zorlanıyoruz. Yani hava epey puslu, kirli, gri... Sonra çok tartışılan Kur Korumalı Mevduat hesabı açıklaması, Orta Vadeli Program adımları geliyor... Daha o akşam dolardaki sert düşüşle birlikte muhalif ekranlarda yüzler düşüyor. Erdoğan döneminde Merkez Bankası Başkanlığı yapmış muhalif ses "Sakın ha doları satmayın" diye fetva veriyor. CHP'nin sesleri ekranlardan sosyal medyadan feryat figan "Bu gidişat sürdürülemez dolar 50 lira olacak" diye yayınlar yapıyordu...
Peki ne oldu? "2021 yılında dolar 50 lira olacak" diyenleri dinleyenler 5 yıldır kaybediyor.
Bu yıl dolardaki artış yüzde 21,07 oldu. Yani dolar enflasyona ezildi... Parasını dolarda tutanların eli yandı.
Üstelik o dönemde muhalefetin gazına gelip dolar almaya koşanların yaktığı ateşle zam yağmuru başlatan fırsatçılar herkese kaybettirdi. Peki "Dolar 50 lira olacak" korosundan en ufak bir özeleştiri duydunuz mu, ya da "Milleti yanılttık, mağdur ettik özür dileriz" diyen oldu mu? Zira o dönem en yakın arkadaşlarımdan birinin babası evini satıp dolar aldı. Yaşadığı yıkımı kelimeler anlatmaya yetmez... Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Cuma namazı sonrası verdiği mesajlar umut vericiydi. Erdoğan, "Gerek enflasyondaki düşüş, gerek Merkez Bankası'ndaki rezervimiz her geçen gün daha iyiye gidiyor. 2026 başarılarla dolu bir yıl olacak. Buna inanıyoruz. İnşallah bu rezervi daha güçlü hale getireceğiz" mesajı verdi. Tüm bu gelişmelerin emekliye, asgari ücretliye, düşük gelirliye yansıması durumunda yüzler gülecektir. Özetle Erdoğan, muhalefeti üzmeye devam edecek gibi görünüyor.

ERDOĞAN-TRUMP GÖRÜŞMESİ
İtalya Başbakanı Meloni, ekibinin yeni yılını kutlarken "Bu sene hepimiz için zorlu geçti ama endişelenmeyin, 2026 daha da zor olacak" demişti. İşaretler Meloni'yi haklı çıkaracak gibi görünüyor. Gözümüz kulağımız, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın pazartesi günü ABD Başkanı Trump ile yapacağı görüşmede olacak. Zira Netanyahu 5. kez Trump ile konuşmaya gitti. Ama "Ne aldı?" sorusunun cevabını henüz bilmiyoruz. Bu yüzden Erdoğan'ın, Trump'la görüşmesinde iki önemli başlık var. Gazze ve Ukrayna... İsrail nasıl frenlenecek, Rusya-Ukrayna barışı nasıl tesis edilecek? Yeni yılın önemli sınama alanlarından biri bu olacak. Ama aynı şekilde özellikle İsrail'in "One Minute" döneminden bu yana en saldırgan halini aldığını da unutmamak gerekiyor. İsrail artık Türkiye'ye hasım ülke gibi davranıyor. Suriye'de PYD ile Somali'de Somaliland ile Sudan'da BAE eliyle karşımızdaki aktörlere yatırım yapıyor. Yunan ve Rumlarla bizi kuşatmaya çalışıyor. Listeyi uzatmak mümkün ama pazar sabahı çok vaktinizi almayayım...
Tabii bizim gördüğümüzü devlet de görüyor. Bu yüzden de özellikle savunma sanayisinde, ekonomik dengeleri sarsmayacak şekilde kritik hamleler yapılıyor...

İRAN'DA NELER OLUYOR?
İran'daki sokak olaylarının bir görünen bir de görünmeyen yüzü var aslında...
Görünen yüzü "Şii Hilali" doktrini ile Müslüman coğrafyasında kan döken, Şii milislere para, silah akıtan yönetimin bir çıkmaz yola girmiş olması... Zira İran ekonomisi artık bu yayılmacı politikanın faturasının altında eziliyor. Üstüne bir de ambargo, kısıtlama ve yalıtım sebebiyle yaşanan ekonomik kayıpları ekleyin. Ekonominin çarkları dönmüyor.
Ayrıca hantal yönetim anlayışı, sürekli olarak "İsrail ve ABD bize düşman" söylemlerine yaslanıp halkın sesine kulak tıkayan seçilmiş gibi görünen ama aslında atananların yönetimi anlayışı ve tabii kast sistemi de meselenin görünen yüzü...
Zaten İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da halkın memnuniyetsizliğini kabul ederek, yetkililere "ABD gibi dış aktörleri suçlama huyundan vazgeçmeleri" çağrısında bulundu. Peki bu çağrıya rağmen dış aktörlerin etkisi yok mu?
Elbette var. Özellikle İsrail'in avuçlarını ovuşturduğunu görmek için kahin olmaya gerek yok... MOSSAD'ın İran'ın içine nüfuz ettiğini de bizzat İranlı yetkililer sık sık dile getiriyor. Ayrıca ABD Başkanı Trump da hemen "Muhalefete desteğe hazırız" açıklamasında bulundu.
Trump, ağlama duvarında poz veren. Yahudi damadı olan Devrik Şah Rıza Pehlevi'nin oğluna yönetimin devredilmesini önerdi.
Ancak İranlılar ABD ve İsrail destekli bir kurtuluş reçetesi peşine düşürse hayatlarının hatasını yaparlar... Irak ve Libya örneklerini iyi okumaları gerekiyor. "Arap Baharı" söyleminin getirdikleri ortada.
Elbette bu durum İran'daki reform taleplerinin artık kulak tıkanacak boyutun çok üstüne çıktığı gerçeğini de gölgelememeli...
Özetle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Muhafazakar Devrimci" anlayışına İran'da da ihtiyaç var.
Kırıp dökmeden, vesayet rejiminin değişmesi, milletin sesinin daha güçlü çıkması İran'da şart.
Aksi durumda Şah Pehlevi'nin oğlu hazırda emir bekliyor.