Bir ateşkes, bir savaş.
Ateşkes söylemleri altında mevziler tahkim ediliyor.
Sahada gerilim sürüyor, zihinlere başka bir tablo pazarlanıyor.
Bir tarafta "yakında kapanır" diye fiyatlanan bir süreç var.
Diğer tarafta uzadıkça sertleşen, derinleşen bir gerçeklik.
Sorun şu:
Borsalar yani kâğıt piyasası sahayı değil, anlatıyı satın alıyor.
Daha önce de yazdık.
Enerji akar, ekonomi yürür.
Hat sıkışır, sistem zorlanır.
Bugün o sıkışma büyüyor.
Ama aynı anda, Batı basınında dolaşan dil bambaşka bir resim çiziyor. Sanki sahada uzayan, katmanlanan ve her geçen gün daha fazla alanı etkisi altına alan bir gerilim yokmuş gibi; sanki mesele birkaç diplomatik temasla çözülebilecek bir başlığa indirgenmiş gibi bir hava pompalanıyor.
Söz gelimi...
Reuters akışın daraldığını yazıyor.
The Guardian strateji eksikliğini tartışıyor.
Bloomberg ise hâlâ umut başlığı atıyor.
Aynı gerçekliğe üç farklı perde.
Ve kâğıt piyasası, en yumuşak olanı seçiyor.
Burada kurulan bir hikâye var.
İran zayıf.
İçeride bölünmüş.
Taviz verir.
Savaş kapanır.
Akış açılır.
Kazanç sürer.
Bu bir analiz gibi sunuluyor.
Oysa daha çok bir inanç cümlesi.
Ve bu inanç, fiyatların içine yerleşmiş durumda; sanki sahadaki her gelişme bu zinciri doğrulamak zorundaymış gibi, her veri o beklentiye doğru eğiliyor, bükülüyor, yumuşatılıyor.
Oysa sahadaki tablo, bu kadar uyumlu değil.
Hürmüz hattı eski ritminde akmıyor.
Deniz güvenliği tartışmalı.
Sigorta maliyetleri yukarıda.
Sevkiyatlar düzensiz.
Ve en kritik nokta:
Zaman uzuyor.
Hepimiz biliyoruz ki arz şoklarının etkisi, sadece büyüklükleriyle ölçülmez. Süre uzadıkça, ilk etapta tolere edilebilir görünen kırılmalar zincirleme etki üretir, üretimden lojistiğe, finansmandan gıdaya kadar uzanan geniş bir alanda yeni gerilim hatları oluşturur.
Bugün o eşik geçildi sanki.
Malum... Donald Trump'ın ve adamlarının dili bu sürecin merkezinde yerleşmiş durumda.
Bir gün "her şey kontrol altında" diyorlar.
Ertesi gün yeni bir askeri seçenek konuşuluyor.
Bir gün "İran çöktü" anlatısı pompalıyorlar.
Sonra aynı İran'ın kapasitesinin beklenenden yüksek olduğu kabul ediliyor.
Bu savrulma, dışarıdan bakınca dağınık görünüyor.
Ama içeride bir işlev görüyor.
Piyasalara yön veriyor.
Çünkü piyasa kesinlik aramaz.
Yeter ki bir ihtimal canlı tutulsun.
Burada ince bir hat var.
"İran parçalanıyor" söylemi, sahaya dönük bir mesaj gibi sunuluyor.
Oysa asıl muhatap başka.
Yatırımcı.
Daha doğrusu, geleceği bugünden satın almaya çalışan zihin.
Zayıf rakip → erken taviz → hızlı kapanış → yeni yükseliş
Bu zincir kurulduğu anda, gerçekliğin ayrıntıları ikinci plana düşer.
Peki savaş biter mi?
Hızlı bir kapanış için sahada belirleyici bir kırılma gerekir.
Akışın yeniden tesis edilmesi gerekir.
Tarafların maliyeti kabullenmesi gerekir.
Bugün bu üç başlık aynı anda oluşmuş görünmüyor.
Hürmüz hâlâ düğümlü.
Taraflar geri çekilecek zeminde değil.
Ve sahada sonucu tayin edecek bir üstünlük oluşmuş değil.
Bu köşeyi takip edenler bilir, çok kere dile getirdik:
Artık hiçbir güç, bu savaşı bitirebilecek bir dirayete ve akla sahip görünmüyor.
Bu tablo, kısa vadeli bir kapanış ihtimalini zayıflatıyor.
Ama piyasa başka bir şey söylüyor.
Çünkü piyasa gerçekle değil, beklentiyle hareket ediyor.
Ve beklenti şu an, savaşın bir noktada "kapanacağı" varsayımı üzerine kurulmuş durumda.
Beklenti bir yana; finansal tahakkümün altında hareket eden piyasalar, uzun zamandır gerçeklikten çoktan kopmuş durumda.
Bu varsayım ilk bakışta makul görünebilir.
Ancak enerji akışının kesintiye uğradığı, tedarik zincirlerinin gerildiği ve jeopolitik riskin zamana yayıldığı bir tabloda, bu sözde iyimserliğin ne kadar sürdürülebilir olduğu ciddi bir soru işareti olarak ortada duruyor.
Hikâyenin özeti şu...
Kâğıt piyasası hikâye satın alır.
Ama enerji hikâyeye bakmaz.
Akış kesildiğinde, gerçeklik bütün ağırlığıyla üzerimize çöker.